Prensip çalışması ve uygulaması
Yer imlerim

Henüz yer iminiz yok.

Konu 3. İsa’nın Önderliği Altındaki Onarım Takdiri Çalışması

Adem, başlangıçta, melekler üzerinde özne olmak, onları yönetmek konumunda yaratılmış (1.Korintoslular 6:3) olmasına rağmen, onun düşüşü ile birlikte, tüm insanlık, Şeytan’ın güç egemenliği altına girerek, cehennemi bir dünyayı oluşturdu. Bu durumun gereken bedellerin ödenerek onarımı için, İsa, ikinci Adem pozisyonu içerisinde Şeytan’ı kişisel anlamda alt etmek ve böylece Tanrı’nın başlangıçtan bu yanaki şaşmaz ideali olan Göksel Egemenlik sistemini oluşturmak üzere geldi. Ne var ki Tanrı’ya bile boyun eğmeyen Şeytan’ın, İsa’ya ve inanç sahibi insanlara kolay kolay teslim olması beklenemezdi. O nedenle, Tanrı, düşmüş de olsalar, insanları kendisinin yaratmış olması gerçeğinden doğan sorumluluk payı çerçevesinde, Yakup ve Musa örneklerini önden yollayıp, onlar aracılığı ile ileride İsa’nın Şeytan’ı alt edebilmesi için gerekli takdirsel ipuçlarını insanlığa ifşa etti. (Musa ve İsa 1.1)

Bu bağlamda, Şeytan’ın alt edilmesi için Yakup’un izlemiş olduğu yol, sembolik bir gidiş izlerken, Musa’nınki imajda gerçekleşti. Ve her ikisinin takdirsel çerçevedeki yaşam örnekleri, İsa’nın ilerde izleyeceği temel anlamdaki onarım yolu için bir rehberlik oluşturdu. İsa, Kenan’ın dünya çapında onarımı için üstlendiği misyonun gereklerini yerine getirirken, Musa’nın, Şeytan’ı alt etmek için, milletsel çerçevede Kenan’ın onarımı çalışmasında izlemiş olduğu örneği kendine rehber aldı.

Tanrı Musa’ya, “Onlar için, kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım ve sözlerimi onun ağzına koyacağım ve ona emredeceğim her şeyi onlara söyleyecek.” (Tesniye 18:18) dediğinde, Musa’nın izlediği yöntemleri kendine rehber alacak İsa’ya gönderme yapmakta idi. Aynı şekilde İsa da “Oğul kendiliğinden hiçbir şey yapamaz . Ancak Baba’nın yaptıklarını görerek onları yapar. Ve Baba ne yaparsa oğul da Onun gibi yapar.” (Yuhanna 5:19) dediğinde, Tanrı’nın, misyonunun gereklerini yerine getirebilmesinde izlemesi gereken yöntemleri Musa’nın yaşam örneği ile kendisine göstermiş olduğuna ve kendisinin de Musa’nın izinden gittiğine tanıklık etmekte idi.

Şimdi gelin, onarım takdiri çalışmasının İsa’ya merkezli bölümünü, Musa’nın önderliği altında Kenan’ın milletsel çerçevede onarımı için yer alan üç süreç ile, İsa’nın önderliği altında, Kenan’ın dünya çapındaki onarımı için gündeme gelen üç süreç arasındaki ilgili kıyaslamalar çerçevesinde gözden geçirelim.

3.1 Kenan’ın onarımı için dünya çerçevesinde gündeme gelen ilk süreç

3.1.1 İman temeli

Kenan’ın onarımı için dünya genelini kapsayan ilk süreçte iman temelini onarmakla yükümlü merkez kişi, Vaftizci Yahya idi.

Şimdi, Yahya’nın, bu misyonu yerine getirmede hangi pozisyon içerisinde yer alması gerektiğine açıklık getireceğiz. Musa’nın önderliği altında, Kenan’ın onarımı için milletsel çerçevede sınırlı kalınan onarım sürecinde Musa, taş levhaları kırıp, kayaya iki kez vurmakla, Şeytan’ın, taş levhaların ve kayanın somut ifadesi olarak dünyaya gelecek İsa’nın bedenine, eğer zamanın Yahudi halkı ona gereği gibi inanmazsa, eziyet çektirmesi için gerekli zemini oluşturmuş oldu.

İsa’nın böylesi bir durumla karşı karşıya kalmaması, ancak, uzun zamanlar önce seçilen ve gelişi için gerekli hazırlıkları yapmak ve onunla bütünleşmek misyonu ile yükümlü kılınan Yahudi halkının, gelişi müjdelenen Mesih’i imajda simgeleyen Tapınak merkezinde bir birlik, bütünlük oluşturması ile mümkün olabilecekti. Ancak, İsrailoğulları her defasında inançsızlığa sürüklenmekle, Şeytan’ın İsa’ya müdahalede bulunabileceği ortam ve şartları da giderek artacak şekilde hazırlamış oldular. Tanrı, Şeytan lehine oluşmuş tüm bu şartları silebilmek için, peygamber İlya’yı yolladı. İlya, Baal ve Aşera’nın toplam 850 peygamberini alt ederek (1.Krallar 18:19) Şeytan’ı etkisiz bırakmaya çalıştı ve daha sonra göğe alındı. (2.Krallar 2:11) Ancak misyonunun yarım kalmış olmasından ötürü İlya peygamberin bir kez daha gelmesi söz konusu idi. (Malaki 4.5) İşte, Vaftizci Yahya bu misyon çerçevesinde Şeytan’ı tam anlamı ile saf dışı bırakmak ve de Mesih’in yolunu hazırlamak üzere (Yuhanna 1:23) İlya pozisyonunda yollanan kişi oldu. (Matta 11:14, 17:13)

İsrailoğulları, Mısır’da bulundukları dönem içerisinde kendilerine rehber olacak bir peygambere bile sahip olmaksızın tam dört yüz yıl eziyet çektiler. Bir bedel ödeme süreci olan bu sürenin sonunda ancak kendilerini, yollanacak Mesih’i bir millet olarak karşılayabilmek için gerekli hazırlıkları yapacakları Kenan diyarına götürecek kişi olan Musa ile buluştular. Yahudi halkı yıllar sonra benzer bir şekilde, bu kez de Malaki peygamber (Dönemler 3:6) döneminden başlamak üzere Tanrı tanımaz Pers, Yunan, Mısır, Suriye ve Roma yönetimlerinin baskıları altında bir dört yüz yıl süren eziyet dönemini daha aşmak zorunda kaldılar. Ve yine bu bedel ödeme dönemi sonrasında ancak İsrailoğulları, kendilerini Kenan’ı dünya çapında onarmak üzere gelecek Mesih’e ulaştırmada aracı olacak Vaftizci Yahya ile buluştular.

Dolayısı ile Vaftizci Yahya da, tıpkı Musa gibi, Şeytan’dan ayrılma süreci olan dört yüz yıl süren bir temel sonrasında misyon yüklendi. Musa’nın, Firavun’un sarayında yaşıyor iken kardeşlerini ve atalarının geleneklerini sevmeyi öğrenmesi gibi, Vaftizci Yahya da, çölde geçirdiği ve çekirge ve yaban balı yiyerek yaşadığı dönem içerisinde Kutsal İradenin isteklerine imanı ve itaati öğrenip, geliştirdi. Bu dönem içerisindeki örnek yaşam standardı, zamanının, kahinler ve hahamlar da dahil olmak üzere o denli çok kişisini etkiledi ki, pek çokları gelmesi söz konusu Mesih’in o olup, olmadığını bile tartışır oldular. (Yuhanna 1:19, Luka 3:15) Şeytan’dan ayrılmanın onarım takdiri çalışmasındaki gerekli şartı olan kırk sayısını böylece yerine getirmekle de, Vaftizci Yahya, Kenan’ın onarılmasına yönelik dünya çapındaki ilk süreç için gerekli iman temelini başarı ile oluşturdu.

3.1.2 Birlik temeli

Vaftizci Yahya, Musa ile benzer pozisyonlar içerisinde yer aldığı için, yine onun gibi, hem ebeveyn, hem çocuk çiftli pozisyonlarına da sahipti. Öyle ki, ebeveyn pozisyonuna sahip olmaklığı açısından önce iman temelini onardı, çocukluk pozisyonuna sahip olmaklığı ile de düşmüş tabiatın onarımı için gerekli bedel şartının yerine getirilmesinde gerekli olan Habillik pozisyonunu üstlenebileceği şartları yerine getirdi. (Musa ve İsa 2.1.2) Vaftizci Yahya, böylece, Musa’nın Firavun’un sarayında yaşadığı kırk yıllık süreç içerisinde ilk milletsel sürecin başlatılabilmesi için gerekli iman temeline benzer biçimdeki bir temeli bu kez, dünya seviyesinde olacak şekilde onarmış oldu.

Musa zamanında , Tanrı’nın takdir çalışmasının yürütülmesinde öncelikli ilk beklentisi, Musa onlar adına Mısırlı muhafızı öldürdüğünde, İsrailoğullarının onun önderliğine güven duymaları ve bu güven temeli üzerinde İsrailoğullarının şeytani dünyayı simgeleyen Mısır’dan çıkarak, Kenan diyarına yolculuk yapma hakkına sahip olabilmeleri idi. Vaftizci Yahya zamanında ise, Yahudi halkın Roma İmparatorluğu sınırları dışında başka bir yere yerleşmeleri söz konusu değildi. Bu kez beklenen, imparatorluk sınırları içerisinde kalarak halkın güvenini kazanmak ve imparatorluğu Tanrı safına onarmak idi. Tanrı bu planını, Yahudi halkını, Yahya’nın yaşamında yer alan teşvik nitelikli mucizeler aracılığı ile Yahya’ya inanmaya yöneltme ve bu inanç merkezinde Yahya’nın her söyleyeceği söz ve atacağı adımın onlar için bir örnek oluşturması merkezinde yürürlüğe koydu.

Yahya’nın ana rahmine düşüşünde doğacak çocuk ile ilgili harika peygamberlik sözleri bir melek tarafından ulaştırılmış olmasına rağmen Yahya’nın babası Zekeriya bu sözlerin gerçekliğine inanmada sürçtüğünde konuşma yeteneği elinden alındı ve ancak doğumdan sonra çocuğu sünnet edip, adını koyduğunda tekrar geri verildi. Bu ve benzeri mucizelerin zaten çok küçük bir coğrafyada yer alan İsrail halkı arasında duyulması zor olmadı ve nitekim de insanlar, Yahya’nın Tanrı tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğuna iyiden iyiye ikna oldular. Komşuların hepsini korku saldı. Bütün bunlar Yahudiye’nin dağlık bölgelerinde konuşulmaya başlandı. Olayı duyanların hepsi, “Nasıl bir çocuk olacak bu” diye meraklanıyorlardı. Çünkü Rabbin eli Yahya ile idi. (Luka 1:65-66) Bu yöndeki peygamberlik sözlerinin yanı sıra, Yahya’nın çölde inzivaya çekilerek çekirge ve yaban balından başka bir şey yemeden dua ve meditasyonla geçirdiği yaşantısı da, halkın genelinin hatta din bilginleri ve kahinlerin de takdirlerine neden olup, onun Mesih olabileceği düşüncesini bile gündeme getirmiş idi. (Luka 3:15, Yuhanna 1:19)

Musa, Firavun’un sarayındaki kırk yıllık bedel ödeme sürecini tamamlayıp, Mısırlıyı öldürdüğünde, İsrailoğullarının, Musa’nın halkı için duymuş olduğu sevgiden etkilenerek büyük bir iman ile onu izlemeleri söz konusu idi. Bunu başarabilseler idi eğer, Kızıldeniz’i ve Sina çölünü aşmalarına gerek kalmadan en kestirme yoldan ve en kısa zamanda Kenan’a ulaşmaları mümkün kılınacaktı. Öyle ki, bu yolculukları sırasında taş levhaları, Ahit Sandığı’nı ya da Taşınır Tapınağı taşımalarına bile gerek kalmayacaktı. Aynı şekilde, İsa zamanındaki Yahudi halkı da, Tanrının onlar için bir iman odağı oluşturması için peygamberlikler ve mucizelerle yetiştirdiği Vaftizci Yahya’ya inanıp onu izlemek durumunda idiler. Böylelikle, düşmüş tabiatın ortadan kaldırılması için gerekli bedel şartı yerine getirilmiş ve birlik temeli de oluşturulmuş olacaktı. Bu da, Mesih için gerekli temelin hemen hazırlanması anlamına gelmekte idi.

3.1.3 Kenan’ın dünya çerçevesinde onarımı için aşılması gereken ilk sürecin başarısızlıkla son bulması

Yahudi halkı, Vaftizci Yahya tarafından oluşturulan iman temeli üzerinde, Yahya’yı, Mesih’i izler gibi izlediler. (Yuhanna 1:19, Luka 3:15) Böylece, Eski Ahit Çağı’na bir son vererek Kenan’ın dünya seviyesindeki onarımının başlayacağı yeni bir sürece başlamaya hazır oldular. Ancak, daha önce de açıklandığı üzere (Mesih 2), başlangıçta İsa’ya tanıklık etmiş olmakla birlikte, Vaftizci Yahya’nın, zaman içerisinde İsa’nın pozisyonunun ne olduğuna dair bir takım kuşkular duymaya başlaması ile birlikte bir grup inananını İsa’ya göndererek, “ Gelecek olan sen misin, yoksa başka birisini beklemeli miyiz?” (Matta 11:3) şeklinde bir soru yöneltmiş olması, gerçekte bu yöndeki yaklaşımını açığa vurmakta idi. Ve ne yazık ki, bu kuşkularını kamu nezdinde ortaya koyup, İlya’nın misyonu ile gelmiş olduğu gerçeğini de göz ardı edip İlya olduğunu inkar etmekle (Yuhanna 1:21), Yahya, yalnızca Yahudi halkının İsa’ya ulaşabileceği yolu tıkamakla kalmayıp, aynı zamanda uzun zamanlar bunun için hazırlanmış bu halkın, İsa’yı ölüme gönderecek ölçüde negatifleşmesine de zemin hazırladı.

Bu tutumu ile birlikte, Yahya, Habillik pozisyonunu sürdürme yeterliliğini yitirdiği gibi, Yahudi halkını da düşmüş tabiatı ortadan kaldırarak bir bedel şartını ödeyerek birlikte oluşturacakları bir birlik temeli için gerekli merkezi kişiden mahrum bırakmış oldu. Mesih için gerekli temel olan birlik temelinin oluşumu için gerekli yol tıkandığından Kenan’ın onarımı için söz konusu olan dünya seviyesindeki ilk süreç de böylece başarısızlıkla son bulmuş oldu. Bu yöndeki takdir çalışması da, tıpkı Musa döneminde olduğu gibi, bir ikinci, daha sonra da bir üçüncü süreç gündeme gelene dek ertelendi.

3.2 Kenan’ın onarımı için gerekli dünya çerçevesindeki ikinci süreç

3.2.1 İman temeli

3.2.1.1 İsa, kendi misyonunun yanı sıra Yahya’nın misyonunu da üstleniyor

Mükemmel Adem’i temsil eden İsa ile ilişkisinde, Vaftizci Yahya, onarılmış Adem pozisyonunda gelerek, Mesih’in kabullenebileceği temeli oluşturmak ve böylece geçmişte yer almış bütün merkezi kişilerin, iman ve birlik temellerini oluşturma yönünde yarım bıraktıkları misyonları tamamlamak durumunda idi. Yahya, bu temel üzerinde, takdirsel onarım tarihinin tüm meyvelerini İsa’ya sunmak ve böylece kendisine inanıp, güvenen Yahudi halkının da İsa’yı Mesih olarak kabul edebilmelerine aracı olmak ve kendi de, İsa’yı büyük bir iman ve sadakat ile izlemekle yükümlü idi.

Kendisi bilinç düzeyinde bunun tam olarak farkında olmasa bile, Ürdün nehrinde İsa’yı vaftiz edişi (Matta 3:16) gerçekte, Yahya’nın, Tanrı’nın İradesi adına o güne dek gerçekleştirmiş olduklarını İsa’ya bir sunuş seremonisi idi.

Ancak, zaman içerisinde iyiden iyiye yerleşiklik kazanan kuşkuları sonucu İsa’nın misyonunu göz ardı edecek noktaya gelişi ile birlikte, Vaftizci Yahya, kendisinin tanıklığına büyük ölçüde bel bağlamış olan Yahudi halkının İsa’ya inanmalarının da önüne set çekmiş oldu. (Mesih 2.2) Bunun sonucu olarak da, Kenan’ın onarımına yönelik olarak dünya seviyesindeki ilk onarım sürecinde Yahya’nın atmış olduğu iman temeli, Şeytan tarafından sahiplenildi. Bu durumda, İsa, kendi misyonunun yanı sıra, Kenan’ın onarımının dünya seviyesindeki ikinci ayağında Yahya’nın misyonunu da üstlenmek ve gereken bedelleri ödeyerek iman temelini oluşturmak zorunda kaldı. İsa’nın çöldeki kırk günlük orucu, işte bu iman temelinin oluşturulabilmesi için gerekli bir Şeytan’dan ayrılma süreci idi ve İsa bunu üstlenmekle kendisini Vaftizci Yahya pozisyonuna indirgemiş olmakta idi.

Oysa ki, Tanrı’nın o güne dek bana ait diyebileceği yegane Oğul ve de Şanlı Rab olarak gelen İsa için, bu acılı yolu aşmak hiç söz konusu olmamalı idi. (1.Korintoslular 2:8) Onun yerine, “yolu düzeltmek” misyonu ile yola çıkan (Yuhanna 1.23, Luka 1.76) Yahya’nın bu sıkıntıları aşıp, İsa’nın misyonunu kolaylaması gerekmekte idi. Ne var ki, Yahya, kendi payına düşen sorumluluğu yerine getirmediğinden , onun yerine tüm zorluk ve sıkıntıları İsa aşmak durumunda kaldı. İsa, Mesih pozisyonunda yollandığı halde, takdirsel planın bu bölümünü başlatabilmek için Yahya’nın misyonunu da yüklenmek zorunda kaldığı bu dönem içerisinde, öğrencisi Petrus’a, Yahudilere, kendisinin Mesih olduğunu açıklamamasını da sıkı sıkıya tembihledi. (Matta 16:20)

3.2.1.2 İsa’nın çöldeki kırk günlük orucu ve Şeytan tarafından üç kez sınanması

Şimdi gelin İsa’nın kırk günlük orucunun ve Şeytan tarafından üç kez sınanışının arka planındaki uzak, yakın nedenleri hep birlikte inceleyelim.

Kenan’ın milletsel seviyedeki onarım sürecinde, Musa’nın kayanın karşısında durduğunda, imanında sarsılarak kayaya bir yerine iki kez vuruşu ile birlikte, Şeytan’ın, İsa’yı simgeleyen kayayı, sahiplenip, müdahale edebileceği (1.Korintoslular 10:4) zemin de oluşmuş oldu. Bu eylem, yüzyıllar sonra da olsa, Musa’nın misyonunun temel noktalarındaki yöntemleri kendisine rehber alacak şekilde misyonunu gerçekleştirmek üzere gelişinde, Şeytan’ın, Vaftizci Yahya’nın imanda sarsılması koşulu üzerinde, mükemmelleşmiş kayayı simgeleyen İsa’ya saldırı hakkının saklı kalacağına ve de Vaftizci Yahya tarafından atılmış olunan iman temeline müdahale zemininin de oluşacağına işaret etmekte idi. Dolayısı ile, Musa’nın kayaya iki kez vurmuş olması, Yahya’nın imanında sarsılma olasılığında, İsa’nın, bozulan iman temelini onarabilmek adına çölde kırk günlük bir oruç dönemini aşmasını ve de Şeytan’ın üç sınamasına maruz kalmasını hazırlayan arka plandaki bir uzak neden idi.

Bu olasılık, Yahya’nın imanında tökezlemesi ile birlikte ne yazık ki gerçeğe dönüştü (Mesih 2.3) ve Şeytan Yahya’nın atmış olduğu iman temelini sahiplendi. Bunun üzerine İsa, hiç vakit kaybetmeksizin Şeytan’dan ayrılma temelini oluşturmak için çölde kırk günlük orucunu başlattı ve yine bu dönem içerisinde Şeytan’ın üç sınamasının üstesinden geldi. Bunu başarmakla İsa, Vaftizci Yahya pozisyonunda yer alaraktan, gereken tüm bedelleri ödeyip, iman temelini onardı.

Kutsal Kitap’ta kırk günün sonunda Şeytan’ın İsa’yı üç kez sınadığı belirtilir. İlkinde Şeytan, İsa’ya taşları göstererek eğer Mesih ise onları ekmeğe dönüştürmesini ister. Daha sonra, İsa’yı Tapınağın kulesine çıkartarak yine eğer Mesih ise, kendisini oradan atmasını söyler. Son olarak da, İsa’yı dağın en üst noktasına çıkarıp, göz önünde olan bütün dünya nimetlerini ona sergileyerek, yere kapanıp, kendisine tapınmasını bekler. (Matta 4:1-10)

Şeytan’ın, İsa’yı bu şekilde üç kez sınamasının ardındaki neden ne olabilirdi? Başlangıçta Tanrı, insanları yarattı ve onlara, yaradılış amaçlarını tamamlamalarını mümkün kılacak üç büyük kutsamasını verdi: bireysel karakteri mükemmelleştirmek, çocuklar kanalı ile çoğalmak ve de tabiat dünyası üzerinde hak edilecek bir egemenlik kurmak (Tekvin 1.28) Ancak Şeytan, insanlığın ilk atalarını düşüşe yöneltmekle, onların kendilerine vaat edilmiş bu kutsamaları yerine getirebilmelerinin önüne set çekti ve böylece de yaradılış amacının tamamlanabilmesine engel oldu. İsa’nın dünyaya geliş nedeni, işte bu yitirilen üç kutsamayı onararak, yaradılış amacını tamamlayabilmek adına idi. Şeytan, İsa’nın üç kutsamayı gerçekleştirerek yaradılış amacını tamamlamasının önüne geçebilmek ve onu caydırabilmek için İsa’yı tam üç kez sınadı.

Şimdi bu üç sınamanın neler olduklarına, neyi simgelediklerine ve de İsa’nın bunların üstesinden gelmek için nasıl karşılık verdiğine bir göz atalım. Ama bunun öncesinde, Şeytan’ın hangi şartlar altında, İsa’yı bile sınayabilecek bir pozisyona ulaştığına açıklık getirmekte fayda var.

Şeytan, bu pozisyonu ilk kez, Kenan’ın milletsel seviyedeki onarım sürecinde, İsa ve Gelini olacak kişiyi simgeleyen kaya ve taş levhaları sahiplenme zemini oluştuğunda elde etti. Bu zemin, hatırlanacağı üzere, Musa’nın, Tanrı’nın direktifi ötesinde, üzerinde on Emir’in yazılı olduğu taş levhaları atıp, kırması ve halkının imansızlığına duyduğu öfkeyi yine İsa’yı simgeleyen kayaya, bir yerine iki kez vurması ile oluşturmuş oldu. Onarım takdiri çalışmasının dünya seviyesindeki sürecinde de bu kez Vaftizci Yahya’nın imanında tökezleyerek birleştirici ve yönlendirici sorumluluk payını göz ardı etmesi ile birlikte İsrail halkının tıpkı Musa döneminde olduğu gibi, inançsız ve itaatsiz olmaya yönelmeleri ile böyle bir temel oluştu. Bunun sonucunda da, Tanrı’nın Musa’nın misyon sürecinde sembolik anlamda da olsa ifşa etmiş olduğu gibi, Şeytan, İsa üzerinde sınamalarını uygulayabileceği güç pozisyonuna sahip oldu.

Böylece Şeytan, İsa’nın çöldeki kırk günlük orucunu bitirişinin hemen ardından Ona görünüp, ilk olarak “ Eğer Tanrı’nın Oğluysan söyle şu taşlar ekmek olsun.” (Matta 4:3) şeklinde Onu sınadı.

Bu sözlerin gerisinde çok derin, takdirsel gidişatı yönlendirecek bir anlam saklı idi. Öyle ki, daha önce de açıklandığı üzere, taş (taş levhalar ve kaya), Şeytan’ın sahiplenmesi altında bulunmakta idiler. Ve bu sahiplenme, ilk kez Musa’nın daha sonra da Vaftizci Yahya’nın hata zeminleri üzerinde oluşmuş bulunmakta idi. Musa, bu taş levhaları almaya, çölde kırk günlük bir Şeytan’dan ayrılma şartını tamamladıktan sonra hak kazanmıştı. Ancak daha sonra, İsa, yitirilen bu temelin oluşturulması ve taşın arınarak, onarımı amacı ile çöle çekilerek kırk gün boyunca oruç tuttu. Öte yandan, İsa’nın hangi amaçla bu orucu tuttuğunun çok iyi farkında olan Şeytan, taşı (mükemmel Adem) , kendi sahiplenmesi altında tutmayı sürdürebilmek için ilk sınamasını uygulamaya koydu. İsa, doğal olarak tıpkı Musa döneminde İsrailoğullarının çekmiş oldukları gibi çölde büyük bir açlık çekti. İsrail halkının, açlıklarının üstesinden gelemeyip, imansızlığa düşmeleri ile birlikte, Şeytan, taşı sahiplenme zeminine sahip olmuş idi. Aynı şekilde, aynı şeyleri yaşayan İsa, eğer, imanını yitirip, açlığını bastırmak için taşı onaracağı yerde ekmeğe çevirmiş olsa idi, bu Şeytan’ın taşı sonsuza dek sahiplenme zemininin oluşması anlamına gelecekti.

Ancak İsa’nın bu sınamaya: “İnsan yalnız ekmekle yaşamaz , Tanrı’nın ağzından çıkan her sözle yaşar” (Matta 4:4) şeklinde verdiği cevap, bu ilk baştan çıkarma girişimini etkisiz hale getirdi.

İnsanoğlu, aslen, iki tip beslenmeye ihtiyaç duyacak şekilde yaratıldı. Beden, fizik dünyadan sağlanacak besinlerle beslenirken, ruh, Tanrı’nın sevgi ve gerçeği unsurları ile yaşayabilecek bir konumda yaratıldı. Ancak, düşüş olayından sonra insanlık, Tanrı Söz’ünü direkt olarak Tanrı’dan alabilecekleri ilişki zeminini yitirdiği için, düşmüş insanlığın ruhsal anlamda canlılığını sürdürebilmesi ancak, Tanrı’nın Sözü’nün canlı ifadesi olarak gelen İsa’nın sözleri ile mümkün olacaktı. (Yuhanna 1:14) İsa: “Yaşam ekmeği benim... İnsanoğlunun bedenini yiyip, kanını içmedikçe, sizde yaşam olmayacak.” (Yuhanna 6:48-53) şeklinde konuştuğunda, kişinin, yalnızca bedeninin ihtiyacını karşılayacak ekmeği yemekle gerçek anlamda canlı bir yaşam sürdürülemeyeceğine ve tam anlamda bir yaşamın, ancak ruha da canlılık, yaşam kazandırmak üzere gelen İsa ile bir bütün oluşturmakla mümkün olabileceğine açıklık getirmekte idi.

Gerçekte de, Musa’nın yitirmiş olduğu taş levhaları ve kayayı simgeleyen Şeytan’ın elindeki taş, söz konusu bu sınamada, İsa’nın bizzat kendi bütünlüğünü sembolize etmekte idi. (1.Korintoslular 10:4, Vahiy 2:17) Ancak bu sınamaya verdiği karşılık ile İsa, caydırıcı bir açlık hissi duyuyor olmasına rağmen, Tanrı’nın Sözü’nü simgeliyor olaraktan tüm ruhlara canlılık unsurları katmayı, kendi bedeninin arzularına karşılık vermekten daha üstün tuttuğunu göstermiş olmakta idi. İsa, işte böylesi bir yüksek kalp standardına sahip olarak, Şeytan üzerinde zafer kazanmaya azmetmiş idi.

Söz konusu bu sınama, İsa’nın, Vaftizci Yahya pozisyonu içerisinde, bireysel karakterinde mükemmelliğe ulaşarak Mesihlik pozisyonunu yeniden tesis edebilmesine imkan sağlamak adına da gündeme geldi ve İsa, Şeytan’ı, Prensipe tamamen uygun konuşup, hareket edebildiği için alt etmeyi başardı. Bu deneme üzerindeki mutlak zaferi ile de İsa, bireysel tabiatı mükemmelliğe onarmayı ve böylelikle Tanrı’nın ilk kutsamasının onarımı için gerekli zemini oluşturmayı da başardı.

Şeytan, ikinci olarak, İsa’yı Tapınağın kubbesine çıkararak, ona: “Eğer Tanrı’nın Oğlu isen kendini buradan aşağı at.” şeklinde yaklaştı. (Matta 4:6) Biliyoruz ki, İsa kendisinin Tanrı’nın Tapınağı olduğuna işaret etmişti.

(Yuhanna 2:19) Ve yine, Mesih’e inananların Tanrı’nın Mabedi (1.Korintoslular 3:16) ve de Mesih’in bedeninin uzuvları (1.Korintoslular 12:27) oldukları da Kutsal Kitap’ta yazılıdır. Bu söylemlerden, İsa’nın temel, ana Tapınak, inananların da daha küçük çaplı tapınaklar olarak algılandıklarını anlamak mümkün. İsa, Tapınağın efendisi konumunda gelmiş olduğundan Şeytan bile Onun bu konumunu kabul etmek durumunda idi. Şeytan’ın İsa’yı Tapınağın en tepesine çıkartarak buradan aşağı atlamasını istemesinin nedeni, İsa’yı ayartarak, Onun sahip olduğu Tapınağın Efendisi konumunu gasp etmek, ve İsa’yı, sahip olduğu pozisyondan düşmüş insan pozisyonuna indirgeyebilmek adına idi.

Ancak o noktada İsa’nın Şeytan’a cevabı şöyle oldu: “Tanrın Rabbi denemeyeceksin.” (Matta 4:7)

Meleklerin başlangıçtaki yaradılış amaçları, Tanrı tarafından bağışlanmış tabiatlarının bilincinde olan insanlar tarafından yönetilmek, onlara yardımcı olmak adına idi. Dolayısı ile düşmüş bile olsalar meleklerin, Efendileri konumunu koruyan İsa’nın pozisyonunu kabullenmeleri ve Ona boyun eğmeleri söz konusu idi. Dolayısı ile, bir meleğin İsa’dan, Tapınağın Efendisi olma konumunu gasp etmeye çalışması Prensip dışı bir olaydı. İsa’nın bu ayartmaya vermiş olduğu cevap, Şeytan’ın, Tanrı’nın ifadesi olarak gelen İsa’yı kullanmaya çalışarak, onarım takdiri çalışmasını Prensip’e büyük bir uygunluk içerisinde sürdüren Tanrı’yı asla sınamaması gerektiğini göstermekte idi. Bunun yanı sıra, ilk sınamanın üstesinden gelerek, Tanrı’nın Tapınağı olmaklık pozisyonunu ustaca onarmakla, İsa, Tapınağın Efendisi olma pozisyonunu da garantilemiş bulunmakta idi. O nedenle de, Şeytan’ın, İsa’yı bir kez daha sınama zemini olmaksızın geri çekilmesi söz konusu idi.

İkinci sınamanın da üstesinden gelmekle, temel Tapınak, güvey, ve insanlığın Gerçek Ebeveyni pozisyonlarına sahip olaraktan İsa, tüm inanç sahibi insanların da, alt tapınaklar, güvey karşılığı gelinler ve gerçek çocuklar olmaya onarılabilecekleri yolu da onarmış oldu. Böylece İsa, Tanrı’nın insanlığa başlangıçta söz vermiş olduğu ikinci kutsamanın yerine getirilebileceği zemini başarı ile oluşturmuş oldu.

Son olarak Şeytan, İsa’yı çok yüksek bir dağın tepesine çıkartarak, yeryüzünün bütün zenginliklerini olanca ihtişamı ile gözler önüne serdikten sonra, İsa’ya, “Eğer yere kapanıp bana tapınırsan, bunların tümünü sana veririm.” (Matta 4:9) dedi.

İnsanoğlu Adem’in düşüşüne bağlı olarak, yaradılışın efendisi olma pozisyonunu da yitirdi ve Adem’in yaradılışın efendisi olma pozisyonunu gasp eden Şeytan’ın egemenliği altına girdi. Mükemmel Adem kapasitesi içerisinde gelen İsa, “Tanrı her şeyi Mesih’in ayakları altına bağlı kıldı.” (1.Korintoslular 15:27) şeklinde yazılmış olduğu gibi, yaradılışın Efendisi idi. Şeytan, Prensipi bilirlikten kaynaklanan anlayışı ile bunun farkında olduğu için, İsa’yı, yaradılışın Efendisi pozisyonunu onaylarcasına dağın en tepesine çıkararak, ikinci Adem pozisyonundaki İsa’nın da, tıpkı ilk Adem’de olduğu gibi kendisine boyun eğmesi ümidi ile baştan çıkarıcı sınamasını gerçekleştirdi.

Ancak İsa’nın bu sınamaya cevabı “ Tanrın Rabbe tapınacak ve yalnız Ona hizmet edeceksin.” (Matta 4:10) şeklinde oldu.

Melekler, Yaratıcıları olan Tanrı’yı yüceltip Ona hizmet edecek yardımcı, yol gösterici ruhlar olarak yaratıldılar. (İbranilere 1:14) İsa, bu cevabı ile, Prensip’e göre, Şeytan gibi düşmüş bir meleğin bile, Tanrı’ya tapınması ve aynı şekilde Yaratıcının yeryüzündeki fizik ifadesi olarak yer alan kendisinin özneliğini tanıyıp, onurlandırması gerektiğini de ifade etmekte idi. İsa, daha önceki iki denemenin üstesinden başarı ile gelmiş olmakla, Tanrı’nın birinci ve ikinci kutsamalarının onarılabileceği zeminleri de oluşturmuş bulunmakta idi ve dolayısı ile bu iki temel üzerinde de doğal olarak, üçüncü kutsamayı onarabileceği ve yaradılışa özne olacağı zemine sahip idi. İşte tam da bu noktada, “Çekil Şeytan” deme hakkı kendiliğinden oluşmuş bulunmakta idi. Çünkü artık o aşamada, Şeytan’ın tabiat dünyası üzerinde sahiplik için İsa ile didişecek bir zemini kalmamakta idi.

Üçüncü sınamanın da üstesinden başarı ile gelmekle İsa, Tanrı’nın üçüncü kutsaması olan, yaradılış birimleri üzerinde egemen olabilme gerekli zeminini de ustaca onarmış oldu.

3.2.1.3 Kırk günlük orucun ve üç sınamanın sonuçları

Yaradılış Prensipi’ne göre, Tanrı’nın yaradılış ideali, insanlar, kaynak-bölünme-birleşme üçlü aşamasını aşıp, dörtlü durum temelini oluşturduktan sonra ancak gerçekleşmek durumundadır. Ne var ki, Şeytan, insanlığın ilk ataları henüz dörtlü durum temelini oluşturma süreçleri içerisindeyken, bu idealin gerçekleşmesine set çekmiş olduğu için, Tanrı, yine üç aşamalı bir gecikme ile gelişen onarım takdiri süreci içerisinde, tüm yitirilenleri, Şeytan’dan ayrılışı simgeleyen kırk sayısını temel alan şartların yerine getirilmesi yönündeki bedel ödeme yöntemleri ile onarmaya çalıştı hep. İsa, Şeytan’ın üç ayartmasının üstesinden gelerek Şeytan’dan ayrılışı simgeleyen kırk sayısının onarımı için kırk günlük bir orucu tamamladı. Bu temel üzerinde de, Tanrı’nın bütün bir tarih boyunca Şeytan’dan ayrılışın sağlanabilmesi adına yürüte geldiği ve kırk sayısını temel alan tüm çalışmaların amacını tamamlayacak aşağıda sıralanacak şartları, gereken bedelleri ödeyerek tümden onardı.

Birincisi, İsa, Kenan’ın dünya seviyesindeki ikinci onarım süreci için gerekli iman temelini, Vaftizci Yahya pozisyonunda gereken bedeli ödeyerek onarmış oldu. Bunu başarmakla İsa, onarım tarihi süresince iman temelinin oluşturulmasına yönelik olarak Tanrı’ya, Kain-Habil tarafından sunulmuş sunu, Nuh’un Gemisi, İbrahim’in oğlunu adayışı, Musa’nın Taşınır Tapınak sunusu ve Süleyman’ın Tapınak sunusu da dahil olmak üzere sunulan tüm sunuları onarmış oldu. Bunun yanı sıra, İsa, yine bir defada olmak üzere, gereken bedeli ödeyerek Adem’den o yanaki tüm merkez kişilerin, dört bin yıl boyunca, iman temelini oluşturmak için tüm çabalarına karşı yitirmiş oldukları Şeytan’dan ayrılışı amaçlayan kırk sayısını esas alan çalışmaların tümünü de onardı. Bunlar, Nuh dönemindeki kırk gün süren tufan, Musa’nın yaşamında yer alan üç kırk yıllık dönemler, ve iki kez tuttuğu kırk günlük orucu, İsrailoğullarının Kenan’a varışları öncesinde yerine getirmiş oldukları kırk günlük casusluk yolculuğu, İsrailoğullarının kırk yıl boyunca çölde dolanmaları, Nuh’tan İbrahim’e kadarki dört yüz yıl, Mısır’da geçen dört yüz yıl süren esaret dönemi ve de Çıkış sonrasında yitirilmiş olan ve kırk sayısının onarımını merkez alan tüm diğer olaylar idi.

İkincisi, İsa, Vaftizci Yahya pozisyonundan Mesihlik pozisyonuna yönelmeyi başarmakla, Tanrı’nın üç kutsamasının yerine getirilebileceği ve de dörtlü durum temelinin onarılabileceği yolu açmış oldu. İsa, sunusunu büyük bir başarı ile yerine getirmekle de, kendisini simgeleyen taş levhalar, Ahit Sandığı ve Taşınır Tapınak, kaya ve Tapınak sembollerini de gerçek anlamlarına dönüştürmeyi başardı.

3.2.2 Birlik temeli

İsa, insanlığın gerçek ebeveyni olarak gelmiş olmakla beraber, daha henüz Vaftizci Yahya pozisyonu içerisindeyken, Şeytan’dan ayrılışı simgeleyen kırk sayısını esas alan takdirsel prensipi gereken bedeli ödeyerek yerine getirmiş oldu. O yüzden de, iman temelini onardıktan (ve Mesih ve Gerçek Ebeveyn pozisyonuna yükseldikten) sonra, ebeveyn pozisyonunda yer aldı. Aynı zamanda da, düşmüş tabiatı ortadan kaldıran bedel şartını yerine getirecek Habil pozisyonunu elde etmekle de, (söz konusu bu pozisyona kıyasla halen Vaftizci Yahya pozisyonunu sürdürüyor olaraktan) çocuk pozisyonunda da yer aldı. Bu çerçeve içerisinde, İsa, kırk günlük orucu ile, Kenan’ın millet seviyesine onarımı sürecinin ikincisinde, Musa’nın, Midyan çölünde geçirdiği kırk yıl sonunda oluşturmuş olduğu iman temeli sonrasında ulaştığı seviyeye bu kez, dünya seviyesinde olmak üzere ulaşmış oldu.

Tanrı, Kenan’ın millet seviyesindeki ikinci onarım sürecinde, çalışmasını, üç alamet ve on felaketi gündeme getirerek yürüttü. Tanrı, Kenan’ın millet seviyesindeki üçüncü onarım sürecini de, halkın, ilahi lütfun üç ifadesi olarak, taş levhaları, Ahit Sandığı’nı ve Taşınır Tapınağa merkezlenip, On Emir’in gereklerine uymaları çerçevesinde sürdürdü. İsa, ilahi lütfun üç ifadesinin ve de On Emir’in gerçek anlamda bedende ifade bulduğu kişi idi. O yüzden de, Tanrı, Kenan’ın dünya seviyesinde onarımına yönelik ikinci takdirsel süreci, İsa’nın söz ve mucizevi eylemleri merkezinde yürüttü. Eğer Kain pozisyonunda yer alan Yahudi halkı, Vaftizci Yahya pozisyonundaki İsa’ya (Habil) inanıp, onu izleyebilse idi, birlikte, düşmüş tabiatı ortadan kaldıracak bedel şartını yerine getirmiş olaraktan birlik temelini de oluşturmuş olacaklardı. Böylece de Mesih’i karşılama temeli oluşmuş olacaktı. Öyle ki bu temel bir kez oluştuktan sonra, İsa da, Vaftizci Yahya pozisyonundan Mesih pozisyonuna geçebilecek ve de tüm insanların kendisine aşılanmaları ile birlikte de (Romalılar 11:17) bütün insanlık, yeniden doğuş yolu ile asal günahtan arındırılma zeminine sahip olacak ve Tanrı’nın kalbi ile de yek vücut olabilecekti. Bu da, insanlığın, kendi asal, Tanrı tarafından başlangıçta kendilerine bahşedilmiş tabiatlarına onarımı, dolayısı ile de Kutsallığın Egemenlik Sahası’nın daha İsa dönemi içerisindeyken yeryüzünde tesisinin mümkün olacağı anlamına gelecekti.

3.2.3 Kenan’ın dünya çerçevesindeki onarımına yönelik ikinci sürecin de başarısızlıkla son buluşu

Kenan’ın onarımına yönelik dünya seviyesindeki ilk süreç Vaftizci Yahya’nın imanda sürçmesi nedeni ile başarısızlıkla son bulduğunda, İsa, Yahya’nın misyonunu da kendisi sırtlanarak, çölde kırk günlük bir zorluk, sıkıntı dönemini aşmak durumunda kaldı. Bunu başarması ile birlikte de gereken bedeli ödedi ve böylece de Kenan’ın dünya seviyesindeki onarımının ikinci ayağını başlatabilmek için gerekli iman temelini oluşturdu.

Kutsal Kitap’ta, Şeytan’ın, İsa’yı üç kez sınayıp da başarısız olduktan sonra, onu, sonsuza dek değil de, ancak uygun şartlar oluşuncaya dek yalnız bıraktığı yer alır. (Luka 4:13) Gerçekten de, Şeytan, sonrasında, İsa’yla, öncelikle de Yahudi din liderlerini, kahinleri ve yazıcıları araç alarak mücadelesini sürdürmeye devam etti. Ve özellikle de İsa’nın kendi seçmiş olduğu öğrencileri arasından ve daha sonra da İsa’yı kendi elleri ile askerlere teslim edecek Yahuda İskaryot’u kendine nesne seçerek Onu saf dışı bırakabilmek için elinden gelen bütün gayreti gösterdi.

İsa, oluşturmuş olduğu tüm temellere ve kendi inisiyatifi içerisinde hiçbir hataya yer vermemiş olmasına rağmen, kendisi ile bütünleşmesi söz konusu insanların imansızlıkları yüzünden ne birlik temelini, ne de Kenan’ın dünya seviyesinde onarımına yönelik bu ikinci süreçte, Mesih’in kabullenilmesi için gerekli temeli oluşturabildi. Böylece bu girişim de, bu kez çok daha trajik bir biçimde olmak üzere son bulmak zorunda kaldı.

3.3 Kenan’ın dünya çerçevesinde onarımına yönelik gündeme gelen üçüncü süreç

3.3.1 Kenan’ın, ruhsal boyutta onarımına yönelik olarak İsa’nın önderliği altında gündeme gelen süreç

Kenan’ın onarımına yönelik dünya seviyesindeki üçüncü takdirsel girişimi ele alırken, öncelikle, bu sürecin, Kenan’ın millet seviyesindeki onarımına yönelik üçüncü süreç ile hangi bağlamlarda farklılıklar taşıdığını anlamamızda fayda var.

Daha önce de ayrıntıları ile açıklandığı üzere, üçüncü milletsel süreçte, İsrailoğulları için söz konusu olan iman odağı Mesih’in sembolik ifadesi olan Taşınır Tapınak idi. İsrailoğulları imanlarında tökezlediklerinde bile, Taşınır Tapınak, Musa’nın kırk günlük orucu ile oluşmuş bulunan iman temeli üzerinde bozulmadan saklı kalabilmişti. Musa’nın kendisinin de imanında zayıflaması durumunda bile, Taşınır Tapınak yine hiçbir zarar görmeden, bu kez Yeşu’nun önderliğinde, onun kırk günlük casusluk misyonunu başarı ile tamamlamış olması temeli üzerinde bozulmadan saklı kalabildi. Ancak, Kenan’ın dünya seviyesindeki onarım sürecinde, İsrail halkı için iman odağı bu kez Taşınır Tapınağın tamamlanmış hali olarak gelen bizzat İsa’nın kendisi idi. Durum böyle olunca, İsa’nın en yakınları diye sözü edilen öğrencileri bile imanlarında sürçtüklerinde İsa için, daha önce “Tıpkı Musa’nın çölde yılanı yükselttiği gibi, İnsanoğlunun da yükselmesi gerekir” (Yuhanna 3:14) sözleri ile ileriyi görerek uyarmış olduğu gibi, çarmıh üzerinde ölmekten başka bir yol kalmamakta idi.

Bu, Yahudi halkının, kendilerini hem ruhsal hem fiziksel anlamlarda odaklayabilecekleri iman merkezi olan İsa’nın yitirilmesi anlamına gelmekte idi. Bu durum aynı zamanda, Yahudi halkının, milletsel sürecin üçüncü onarım aşamasındaki İsrailoğullarının sahip oldukları temele sahip olunmamasından ötürü, Kenan’ın, dünya seviyesindeki bir üçüncü onarım sürecinin de somut zeminlerde başlatılabileceği temelin oluşamaması anlamına gelmekte idi. Onların yitirdikleri bu temelin yerine, böylece İsa’nın Mesihliğine iman etmiş olanların (Hıristiyanlar) İkinci İsrail pozisyonunda, diriltilmiş İsa’yı iman merkezi olarak benimseyecekleri bir ruhsal süreç başlamış oldu. İsa, ileri görüşü ile bu olasılığın gerçeğe dönüşebileceğini önceden şu sözleri ile ifade etmiş idi: “Bu tapınağı yıksanız bile üç gün içerisinde onu yine yükselteceğim.”( Yuhanna 2:19) Sonrasında, tıpkı Yeşu’nun Musa’nın misyonunu devralarak milletsel seviyedeki üçüncü onarım sürecini tamamlaması gibi, Mesih’in İkinci Gelişi de, İsa’nın misyonunu sonuca ulaştırmak ve de Kenan’ın dünya seviyesindeki onarımını hem ruhsal hem fiziksel zeminlerde tamamlamak üzere misyon yüklenecektir.

Dolayısı ile, Mesih’in İkinci Gelişi de, tıpkı İsa’nınkinde olduğu gibi, fizik beden içerisinde yer almak durumundadır. Aksi halde, onarım takdiri çalışmasını tamamına erdirmek yönündeki İsa’nın misyonunun devralınması söz konusu olamaz.

3.3.1.1 Ruhsal boyuttaki iman temeli

Kenan’ın dünya seviyesinde onarımına yönelik ikinci süreç, Yahudi halkının İsa’yı dışlaması ile birlikte başarısızlıkla son bulduğunda, İsa’nın, Vaftizci Yahya pozisyonunu yüklenerek çölde geçirdiği kırk günlük oruçla oluşturmuş olduğu iman temeli de Şeytan’a kaptırılmış oldu. Ancak daha sonra, takdirsel bir gereklilik olarak gündeme gelen çarmıh üzerinde canını vermesi ile birlikte, İsa, Vaftizci Yahya’nın misyonunu, bu kez ruhsal anlamda başlattı ve dirilişinden göğe çıkışına kadarki kırk günlük dönem içerisinde de Şeytan üzerinde büyük bir zafer elde ederek, onun oluşturmuş olduğu bütün zincirleri kırmayı başardı. Bunu gerçekleştirmekle İsa, Kenan’ın onarımının dünya seviyesindeki üçüncü ayağında, ruhsal çerçevede yer alacak iman temelini oluşturmayı başardı. Bugüne kadar pek açıklık kazandırılamayan dirilişi sonrasındaki kırk günlük sürenin nedeni bu gerekliliğin yerine getirilmesine dayanmakta idi.

Şimdi İsa’nın, ruhsal çerçevede, bu iman temelini nasıl oluşturduğuna bir göz atalım. Tanrı, İsa’nın, Mesih olarak ortaya çıkacağı zamana dek, seçilmiş halkını, bu gelişe hazırlamak için bizzat rehber oldu. Ancak zamanı gelip, onca çaba ve sıkıntı göze alınarak hazırlanan bu kitle, biricik Oğlu’nu kabul edemeyip, Ona cephe aldığında, Tanrı’nın elinden içi kan ağlayarak da olsa, onları Şeytan’ın sahiplenmesine terk etmekten başka bir şey gelemedi.

Kuşkusuz Tanrı’nın Mesih’i yollama iradesi, Yahudi halkı ile birlikte insanlığın tümünün de kurtarılması amacına yönelikti. Ve bu irade, Tanrı’nın yegane Oğlu’nun Şeytan’ın ellerine teslim edilmesi pahasına bile olsa geçerliliğini daima korumalıydı. Tanrı insanlarını her ne pahasına olursa olsun kurtarmayı başlangıçtan bir kez belirlemişti.

Öte yandan, Şeytan’ın bakış açısından ise, Yahudi halkı da dahil olmak üzere tüm insanlık Tanrı’ya kaptırılacak olsa bile, tek bir kişinin, İsa Mesih’in öldürülüp, ortadan kaldırılmasından daha önemli bir şey bulunmamakta idi. Şeytan, Tanrı’nın dört bin yıl süren onarım takdiri çalışmasının yegane amacının Mesih’in yollanabileceği zemini oluşturmak olduğunun gayet iyi bilincinde idi. Dolayısı ile de, Mesih’in her ne pahasına olursa olsun ortadan kaldırılmasının, Tanrı’nın tüm takdirsel çalışmasını yerle bir edeceğinin hesabı içerisinde idi.

Her iki tarafın bu hesapları merkezinde, Tanrı için, İsa’nın o noktaya gelmesine neden olmakla Şeytan’ın egemenliği altına giren Yahudi halkı da dahil olmak üzere tüm insanlığın kurtarılabilmesine yönelik bedel şartının yerine gelebilmesi için, kabullenilmesi çok zor bir durum da olsa, biricik oğlunu Şeytan’ın ellerine bırakmaktan başka bir seçenek bulunmamakta idi.

Öte yanda, Şeytan, bu sonucu elde edebilmek ve İsa’yı çarmıha götürebilmek için, elinden geleni ardına koymayarak dört bin yıllık onarım tarihi süresince amaçladığı sonuca ulaştı. Tanrı ise, İsa’yı Şeytan’ın ellerine teslim etmekle, günahkar insanlığın kurtarılması için gerekli telafi şartına sahip oldu.

Tanrı bunu nasıl başardı?

Şeytan, İsa’nın öldürülmesine yönelik olarak gücünü en üst seviyede kullanmış olduğu için, bedel şartının yerine getirilmesi ile onarım prensipine göre, Tanrı’nın da gücünü en üst seviyede kullanabileceği zemin oluşmakta idi. Bir farkla ki, Şeytan, gücünü öldürmek için kullanırken, Tanrı, bu gücü, ölüyü yaşama getirme adına kullanacaktı. Nitekim de Şeytan’ın gücünü, İsa’yı öldürme yönünde, en üst seviyede kullanmasına karşılık, Tanrı da kendi gücünü en üst seviyede kullanarak İsa’yı ölümden diriltti. Böylece de, Tanrı, tüm insanlığın diriltilmiş İsa’ya merkezlenip, aşılanarak kurtuluşa ve yeniden doğuşa ulaşabilecekleri zeminin oluşacağı yolu açmış oldu.

Kutsal kitap kayıtlarından da anlaşılacağı gibi, diriltilmiş İsa, çarmıha gerilişi öncesinde öğrencileri arasında yaşıyor olduğu dönemdeki aynı İsa değildi. Diriltilmiş İsa, zaman mekan sınırlamalarından muaf olduğu için, fiziksel bakışla görülecek bir insan da değildi artık. Dirilişi sonrasında, kapalı kapılar ardındaki bir oda içerisinde öğrencilerine göründü. (Yuhanna 20:19) Ve yine Emmaos adlı Kudüs’ten epeyi uzak bir kasabaya yolculuk yapıyorlarken göründüğü öğrencileri, Onun kim olduğunu, kendisi onlara açıklayıp, sonra bir anda gözleri önünde kaybolana dek anlayamadılar.

(Luka 24:15-31) İsa, Şeytan’dan ayrıldığı dirilişinin kırk günlük süreci içerisinde onarımın ruhsal boyutu için gerekli iman temelini oluşturdu ve böylelikle de insanlığın günahlarının bedelinin ödenebileceği yolu açtı.

3.3.1.2 Ruhsal boyuttaki birlik temeli

İsa, dirilişine tanıklık edecek görünmeleri ile, ruhta Vaftizci Yahya pozisyonuna sahip olaraktan, Şeytan’dan ayrılışı simgeleyen kırk sayısını esas alan takdiri tamamladı. Böylece de ruhsal Gerçek Ebeveyn pozisyonunda yer alaraktan, onarım için gerekli iman temelini ruhsal boyutta başarı ile oluşturdu. Aynı zamanda da, çocuk pozisyonuna da sahip olaraktan, düşmüş tabiatın kaldırılabilmesine yönelik bedel şartını oluşturabilmek için Habillik pozisyonunu üstlendi. İsa’nın, Kenan’ın onarımına yönelik dünya seviyesindeki bu üçüncü süreç içinde atmış olduğu ruhsal anlamdaki iman temeli, Musa’nın çölde geçirdiği kırk yıllık süre sonundaki üçüncü milletsel seviyedeki onarım sürecinin başlatılabilmesine yönelik atılan iman temeli ile kıyaslanabilir.

Tanrı, Musa döneminde, onarım çalışmasını, Musa’nın Taşınır Tapınak temelini oluşturması zemini üzerinde başlatarak yürüttü. Ancak, diriltilmiş İsa’nın kendisi, taş levhaların, Ahit Sandığı’nın ve de Taşınır Tapınağın ruh boyuttaki ifadesi idi. İsa, bu yeni pozisyonu ile, her biri Galile’nin bir taraflarına dağılmış öğrencilerini toparlayıp, onlara alametler gösterme ve mucizeler yapma iradesini vererek onarım sürecinin yeni ayağını başlatmayı başardı. (Matta 28:16-20, Markos 16:15-18)

Diriltilmiş İsa, bu süreç içerisinde, ruhsal anlamda Vaftizci Yahya ve Habil, Ona inananlar ise Kain pozisyonlarında yer aldılar. Bu inananlar, İsa’yla büyük bir bağlılık içerisinde bütünleşmekle de düşmüş tabiatın kaldırılabilmesi için gerekli bedel şartını yerine getirerek ruhsal birlik temelini de oluşturdular.

3.3.1.3 Mesih’in karşılanabilmesi için gerekli ruhsal temel

İsa’nın çarmıha gerilişi üzerine, geride kalan on bir öğrencisi büyük bir hayal kırıklığı ve ne yapacağını bilmezlik içerisinde dört bir yana dağıldılar. İsa dirilişi sonrasında, onların tümünü bir araya toplamayı başardı ve de ruhsal Kenan’ın onarımı için gerekli yeni bir takdirsel çalışma sürecini başlattı. Öğrencileri, on iki sayısının tamamlanması için Mateos’u, Yahuda İskariyottan boşalan yeri doldurması üzere seçtiler. Ve İsa’ya inanıp, Onu hayatları pahasına da olsa izlemekle, ruhsal anlamda birlik temelini ve ruhsal anlamda Mesih’i karşılama temelini oluşturdular. Oluşturulan bu temel üzerinde İsa, Vaftizci Yahya’nın misyonunu ruhsal anlamda taşıyor olma pozisyonundan, ruhsal Mesihlik pozisyonuna yükseldi ve Kutsal Ruh’u gönderebileceği temele sahip oldu. Böylece İsa ve Kutsal Ruh birlikte, insanlığın ruhsal Gerçek Ebeveynleri olarak, yeniden doğuşu insanlara kazandırma çalışmasını başlatabildiler.

Kutsal Ruh’un Pentekost’ta inişinden (Elçilerin İşleri 2:1-4) bu yana da, ruhsal Gerçek Baba olarak diriltilmiş İsa ve ruhsal Gerçek Anne pozisyonundaki Kutsal Ruh, birlik içerisinde, inananları ruhsal anlamda kendilerine aşılayarak, yine ruhsal anlamda diriliş lütfunu ulaştırma çalışmasını sürdürmektedirler. Bu, Şeytan’ın müdahalelerinden muaf bir diriliş sahasının açılmasına imkan sağlayan bir ruhsal kurtuluş çalışmasıdır. (Mesih 1.4)

Ne var ki, imanımız sayesinde İsa ile ruhen birleşebilsek de, bedenlerimiz halen tıpkı İsa örneğinde olduğu gibi Şeytan’ın sahiplenmesine açık durumdadır. Başka bir deyişle, fiziksel kurtuluşumuz için gerekli zemin halen oluşmuş değildir. Bununla beraber, diriltilmiş İsa’ya inanmamız, Onun, bizlerin her hangi bir şeytani müdahaleden muaf olunacak kendi diriliş sahasına ruhsal anlamda girmemize önayak olacağı anlamına gelmektedir. O noktada, bizler, Şeytan’ın bizleri suçlayabileceği zeminlerden muaf bir şekilde ruhsal olarak kurtulmuş olacağız.

3.3.1.4 Kenan’ın ruhsal boyutta onarımı

Ruhsal Mesih temeli üzerinde başarı ile duran diriltilmiş İsa’ya inanıp, Onun misyonunun gereklerine hizmet etmekle, Ona inananlar, ruhsal boyuttaki Kenan’ın onarımını tamamlayarak, Onun lütuflarından faydalanabilecekleri alana geçiş yapabilirler. Öte yanda, Mesih’e inananların (Hıristiyanlar) fizik bedenleri de, Şeytan’ın İsa’nın bedenini çarmıh üzerinde sahiplenişi gibi aynı pozisyon içerisinde yer alırlar. Öyle ki, İsa’ya inananlar bile, İsa’nın çarmıh üzerinde ölümünden sonra da asal günah yükünü taşımaya (Romalılara 7.25) ve kendilerini her türlü şeytani etkilenmelerden koruyup, arındırmaya, İsa’nın gelişinden çok önceki zamandaki insanlarda olduğu gibi halen ihtiyaç duymaktadırlar. Dolayısı ile Hıristiyanlar da Mesih’in İkinci Gelişi’ne hazırlık oluşturmak için (Mesih 1.4), Şeytan’dan ayrılıp, arınmalarını gerektirecek bir süreci aşmakla yükümlüdürler.

Diriltilmiş İsa, Tapınağın, ruhsal anlamda tamamlanışıdır. İsa, Musa’nın, Kenan’ın onarımı için milletsel seviyede merkez aldığı Tapınak idealini dünya seviyesinde gerçekleştiren ilk kişi oldu. İsa’nın ruhunu ve bedenini temsil ederekten en kutsal mekan ve kutsal mekan olgusu da yine, İsa’nın dirilişi ile birlikte, ruhsal gerçekler olarak İsa ve Kutsal Ruh tarafından tamamlanmış oldu. Makdis ideali de, İsa ve Kutsal Ruh tarafından gerçekleştirilen kurtarma çalışmaları ile, Tanrı’nın onların çalışmalarında Kendisini ve Söz’ünü ifade edebilmesine imkan sağlayacak şekilde gerçekleşmiş oldu. Tanrı’nın Söz’ünün ifade bulduğu makdis üzerinde, Düşüş’ten bu yana yolumuzu tıkamış olan kerubiler, Ahit Sandığı’na girerek Yaşam Ağacı olan İsa’ya ulaşacak şekilde yolumuzu açarak ikiye ayrıldılar. Orada, Tanrı tarafından bizlere sağlanan manayı yemeye iştirak etmekle, bir zamanlar Harun’un asasının filizlenmesine yol açan Tanrı’nın gücüne tanık olabiliriz. (İbranilere 9.4-5) Musa döneminde yaşananları etüt ettiğimizde, Tanrı’nın takdirsel çalışması sürecinde yer alan gecikmelerin önceden belirlenmiş olmayıp, insanların imanlarındaki tutarsızlıklardan ötürü gündeme geldiklerini görürüz. Aynı şekilde, İsa’nın çarmıha gerilişi ve bir ikinci kez gelmek durumunda kalışı da, Tanrı’nın başlangıçtaki planında yer alan gelişmeler değil idi.

3.3.2 Mesih’in İkinci Gelişi’nin önderliği altında Kenan’ın somut anlamda onarılma süreci

Kenan’ın, dünya seviyesindeki onarım sürecinin, Kenan’ın onarımı için milletsel seviyede yer alanki gibi somut bir süreç olarak değil de, neden ruhsal bir süreç olarak başladığına açıklık getirmiştik.

Ruhsal boyutta yer alan bu takdirsel çalışma, İsa’nın, Mesih için oluşan ruhsal temel üzerinde ruhsal Mesih olarak durup, öğrencilerinin de kendisine inanıp, itaat etmeleri ile başladı. Ve bu takdirsel çalışma süreci, dünya çapında bir ruhsal egemenlik oluşturulmasına dek giderek genişleyerek, iki bin yıllık bir tarihi geride bırakarak gelişti. Musa, Kenan’a yalnızca ruhta geçiş yapabilmiş olmasına rağmen, Yeşu, milletsel süreci, somut bir süreç olarak aşıp, vaat edilmiş toprakları gerçek anlamı ile fethetmeyi başardı.

Benzer şekilde, İsa da, Kenan’ı, dünya çapındaki bir ruhsal alan olarak onarırken, Mesih’in İkinci Gelişi, dünya seviyesindeki bu üçüncü onarım sürecini, somut, gerçek anlamda aşmak ve yeryüzünde gerçek somut anlamında Göklerin Egemenliği’ni oluşturmak durumundadır. Mesih, İkinci Gelişi’nde, yeryüzünde, İlk Geliş’te yarım kalan Tanrı İdeali’ni yine gerçek zeminler üzerinde sonuca ulaştırmakla yükümlü olacağından yeryüzünde, beden alarak doğması gerekir. (İkinci Geliş 2.2)

Mesih, İkinci Gelişi’nde, İsa döneminde, onarım takdiri çalışmasının yarım kalmış sürecini, gereken bedelleri ödeyerek onarmak durumunda olduğu için, İsa’nınkine benzer bir süreci aşmak durumunda kalabilir. Öyle ki, İsa’nın, Yahudi halkının kendisinin Mesihliğini kabul etmemesinden ötürü çok daha zorlu, sıkıntılı bir süreci aşmak zorunda kalması gibi, Mesih’in İkinci Gelişi de, benzer şekilde, İkinci İsrail pozisyonunda yer alan Hıristiyanlığın kendisini aynı inançsızlıkla karşılamaları olasılığında, tıpkı İsa’nın yaşamış olduğu dışlanma ve sıkıntıların benzerini, henüz yeryüzü yaşamı içerisindeyken gerekli tüm bedellerin onarılması adına aşarak, İsa’nın yüz yüze kaldığı acılı süreci onarmak durumunda kalabilir. Bu gerçeğe yönelik olarak İsa, “Ne var ki ilkin Onun pek çok işkence çekmesi ve bu kuşakça yadsınması gerekiyor.” (Luka 17:25) demiştir.

İlk Geliş’te İsa, olaylar beklendiği gibi gelişmediğinde, kendisine destek olması için yüzyıllar boyunca hazırlanmış İlk İsrail’i bir kenara bırakıp, Hıristiyanları, İkinci İsrail pozisyonunda yükselterek yeni bir ruhsal takdirsel çalışmayı başlattı. Benzer şekilde, Mesih’in İkinci Gelişi’nde de, eğer Hıristiyanlar, Onu, inanmayıp, dışlarlarsa, O da, onları bir kenara bırakıp, Üçüncü İsrail pozisyonundaki bir topluluk merkezinde, takdirsel onarım çalışmasını henüz yeryüzünde iken sonuca ulaştırmak için çalışmalarını sürdürmek zorunda kalabilir. Ve yine, kendisinin Mesihliğine tanıklık edip, gereken temelleri oluşturmak için Vaftizci Yahya pozisyonunda seçilen insanlar, bu sorumluluklarını yerine getirmezlerse eğer, o zaman da, kendisini Vaftizci Yahya pozisyonuna indirgeyip, pek çok güçlüğü fazladan aşarak, Kenan’ın somut anlamda onarımı için, dünya seviyesindeki üçüncü süreç içerisinde, gerekli iman temelini oluşturmak durumunda kalabilir. Böylesi bir olasılığın gündeme gelmesi halinde de, dediğimiz gibi, ilk etapta herkesler tarafından dışlanacağı çok acılı bir yolu aşmakla yükümlü olacak demektir.

Bununla beraber, Mesih’in İkinci Gelişi’nin fizik yaşamı, ne kadar zorlu engelleri aşmak zorunda kalırsa kalsın, onarım takdiri çalışması sonuca ulaştırılmadan sona ermeyecektir. Bunun nedeni de, onarım prensipleri çerçevesine uygunluk içerisinde, Tanrı’nın, insanlık için Gerçek Ebeveynler biriminin yeniden oluşmasına (Kristoloji) ve bu şekilde yaradılış amacının onlar aracılığı ile tamamlanmasına yönelik onarım takdiri çalışmasının, üçüncü girişimde mutlaka başarıya ulaşmak durumunda olması gerçeğidir. Bu takdirsel onarım çalışması, Adem’le başlayıp, İsa ile devam ederek, bir kez daha ertelenmesi söz konusu olmaksızın, Mesih’in İkinci Gelişi’nde ürünlerini verecektir.

Dahası, ileriki konuda da açıklanacağı gibi (Paraleller), İsa’dan bu yanaki, iki bin yıllık ruhsal onarım takdiri çalışmasının bir sonucu olarak Tanrı, gelişinde Mesih için koruyucu bir miğfer oluşturacak demokratik, sosyal ve yasal ortamları da hazırlamış bulunmaktadır. İsa, Yahudiler tarafından kafir, Roma İmparatorluğu yetkilileri tarafından da baş kaldıran bir asi olarak adlandırılıp, ölüme yollandı. Ancak Mesih, İkinci Gelişi’nde, içinde yer alacağı demokratik toplum tarafından kafir olarak adlandırılsa bile, bu yöndeki suçlamalar, onun ölüme yollanması için yeterli zeminler olarak kabul görmeyecektir. O nedenle, her ne kadar aşılması zor güçlüklerle yüz yüze kalabilecek olsa da, Mesih, İkinci Gelişi’nde, yeryüzünde iken iman temelini oluşturma başarısını gösterecek ve bu temel üzerinde sarsılmaz imana sahip izleyenlerini toparlayacak ve onları, düşmüş tabiatı ortadan kaldırıp birlik temelini oluşturacak şekilde yönlendirecektir. Böylece de dünya seviyesindeki üçüncü somut anlamdaki onarım sürecinde, Mesih’in karşılanıp, kabullenileceği temel atılmış olacaktır.

Musa, Kenan’ın onarımına yönelik milletsel seviyedeki üçüncü süreçte, merkez kişi pozisyonunda yer aldığında, Tanrı, onarım çalışmasını, kayayı merkez alacak şekilde yürüttü. Yeşu, merkez kişi pozisyonunu üstlendiğinde ise, Tanrı bu kez, kayadan daha içsel bir anlama sahip olacak şekilde, onarım çalışmasını kayadan çıkan suyu merkez alarak yürüttü. Benzer şekilde, Tanrı, İsa’nın gelişinde onarım çalışmasını, mucizeler ve alametleri baz alarak başlatmasına rağmen, Mesih, İkinci Gelişi’nde, onarım çalışmasını, mucizeler ve alametlerden çok daha içsel anlama sahip Söz’ü merkez olacak şekilde başlatıp, yürütecektir. Daha önce de açıklandığı gibi (Eskatoloji 3.2), insanlar Söz aracılığı ile yaratıldıkları (Yuhanna 1:3) halde, Düşüş nedeni ile bu Söz’ün amacını yerine getiremediler. Söz’ün amacının yerine getirilebilmesi için, Tanrı, onarım takdiri çalışmasını, Söz’e itaati esas alacak dışsal şartların yerine getirilmesi temeli üzerinde yürütmeye çalışmaktadır. Ve bu onarım tarihinin sonuncu aşamasına ulaşıldığında da, Tanrı, Söz’ün ifadesi pozisyonundaki Mesih’i bir kez daha yollayarak, Söz’ü temel alarak, kurtuluş takdiri çalışmasını sonuca ulaştıracaktır.

Tanrı’nın yaratma amacının en derinlikli açıklaması, kalp ilişkisi çerçevesinde tam anlamı ile ifade bulur. Tanrı, görünmez, içsel Ebeveynimiz olaraktan, biz insanları, somut çocukları olarak yarattı. Adem ve Havva, Tanrı imajında, Onun çiftli özellikleri benzeyişinde Ona somut nesne birimler oluşturacak şekilde yaratıldılar. Ve Tanrı için ilk somut nesne birimler oluşturmaları özelliği ile de, tüm insanlığın Ebeveynleri olmak ve karı-koca ilişkisi içerisinde çocuklarını yetiştirip, ebeveyn kalbi, karı-koca kalbi, kardeşler ve çocuklar kalbi ile dolu dolu örülü bir aile birimi oluşturmak durumunda idiler. Aileleri, ebeveynlerin, karı-kocanın ve çocukların gerçek sevgisinin ifade bulacağı bir mekan olmalı idi. Bunun gerçekleşmesi demek, üçlü nesnel amacın da gerçekleşeceği dörtlü durum temelinin oluşması anlamına gelecekti. (Yaradılış 2.3.3)

Bu temel üzerinde, Tanrı, her ilişki seviyesinde kendisini merkez alan çocukları aracılığı ile oluşacak kutsal bir soyağacı merkezinde Kutsal Egemenlik (Göklerin Krallığı) Sistemini oluşturmayı amaçlamakta idi. Düşüşün en önemli özelliği, insanlığın ilk ebeveynlerinin Başmelek ile kan bağı ilişkisi içerisine girerek kendilerinin devamında gelen insanlığın geri kalanının da Şeytan’ın soyunu yürütecek unsurlarla yüklü olarak gündeme gelişine yol açışıdır. (Düşüş 1.3.3) Her bir insanoğlu, Şeytan’ın üzerine hak ettiği bir birim olarak dünyaya gelmektedir. (Matta 3:7- 23:33, Yuhanna 8:44) İnsanlığın ilk ebeveynleri, Tanrı’nın özelliklerini somut anlamda ifade edebilecekleri ve bu anlamda Onun soyunu sürdürebilecekleri tüm ilişki zeminlerini yitirdikleri bir konuma düştüler. Bunun sonucu olarak da, Tanrı’nın onarım takdiri çalışmasının öncelikli amacı, Tanrı’nın soy ağacı ile hiçbir ilişki bağları kalmayan insanlarının Tanrı’nın direkt özelliklerini yansıtacak insanlara dönüştürülmesi oldu.

Şimdi gelin, Tanrı’nın takdirsel çalışmasının gerisindeki bu gizli amacı destekleyen kutsal kitaba dayalı verilere bir göz atalım.

Düşüşe ve de tarihin ilk cinayetine sahne olmuş Adem ailesi bünyesindeki hiçbir kişi, Tanrı ile her hangi bir ilişki zemini oluşturabilme hakkına doğal olarak sahip olamadı. Nuh’un zamanında ise, Tanrı ile dolaysız bir ilişki kurmak da, yine Nuh’un ikinci oğlu Ham’ın hatası yüzünden gerçekleşemedi. Bununla birlikte, Nuh’un göstermiş olduğu sarsılmaz bağlılıktan ötürü, aile bireyleri, kullar kulu pozisyonunda yer alaraktan (Tekvin 9:25) Tanrı ile dolaylı bir ilişki zemini içerisinde yer alabildiler. Eski Ahit Çağı öncesinde, insanlığın, Tanrı ile ilişkilerinde, ulaşabileceği en üst ilişki düzeyi ancak bu kadar ile sınırlı kaldı.

İman babası olarak da adlandırılan İbrahim, ailesi ile birlikte, Mesih için gerekli aile temelini ilk kez oluşturan kişi oldu. Onun ailesi ve soyunun devamında gelenler, Tanrı’nın seçilmiş kavmi olarak, Tanrı’nın kulları pozisyonuna yükselebildiler. (Levililer 25:55) İnsanlığın Eski Ahit Çağı içerisinde, Tanrı ile ilişkilerinde ulaşabildiği ilişkinin tabiatı bu oldu.

İsa zamanına gelindiğinde ise, İsa’nın, Vaftizci Yahya pozisyonunda yer alarak onarmış olduğu iman temeli üzerinde, öğrencileri ve Onu izleyenler, kul pozisyonundan evlat edinilmiş çocuklar pozisyonuna yükseldiler. Bu pozisyondan, Tanrı’nın dolaysız sahiplenebileceği çocukları olma pozisyonuna yükselebilmeleri için, İsa’yı mutlak bir şekilde izleyip, Ona itaat ederek öncelikle birlik temelini ve Mesih’i karşılama temelini oluşturmaları gerekmekte idi. Eğer İsa, bu oluşturulacak temel üzerinde, Mesihliğini kabul ettirebilse idi, onlar da Ona, hem ruhsal hem de fiziksel anlamda aşılanarak, mutlak bir birlik oluşturabileceklerdi.

İsa, günahtan muaf biçimde ve Tanrı’nın direkt soyağacından doğmuş olması yönü ile aynı zamanda Tanrı’nın biricik oğlu ve yabani zeytin ağaçlarını simgeleyen düşmüş insanlığın (Romalılara 11:17) kendisine aşılanarak kurtuluşa ulaşabileceği gerçek zeytin ağacı idi de. İsa, bu bağlamda, insanları birlikte bir birlik oluşturacakları şekilde kendisine bağlayarak, onların asal günahtan arınıp, yeniden Tanrı’nın direkt soyağacına onarılmalarından sorumlu idi. Bu, İsa ve Gelini (Kristoloji 4) tarafından sürdürülmek durumunda olunan bir yeniden doğuş çalışması idi.

Fakat ne yazık ki, İsa’ya en yakın olması gereken öğrencilerinin bile imanda sürçmelerinden ötürü, İsa, fazladan yüklenmek durumunda kaldığı Vaftizci Yahya pozisyonunu bile aşamadan ve Mesihlik misyonu için gerekli çalışmaları tam anlamı ile başlatmaya bile fırsat bulamadan, çarmıh üzerinde ölmek durumunda kaldı. İsa, dirilişi sonrasında ise çalışmasını ancak ruhsal düzlemde başlatabildi. Bunu da, dirilişinden göğe çıkmasına dek olan ve Şeytan’ın sahiplenmelerinin önüne set çekebilmek için gerekli, Şeytan’dan ayrılışı simgeleyen kırk günlük süre içerisinde, ruhsal Vaftizci Yahya pozisyonunda atmış olduğu ruhsal iman temeli üzerinde başardı. Bu temel üzerinde, öğrencileri, tövbe edip, tekrar Onun amacına hizmete bu kez çok daha büyük bir iman içerisinde geri döndüler ve böylece İsa ve öğrencileri birlikte, ruhsal birlik temelini ve de Mesih’i karşılama ruhsal temelini başarı ile attılar. Bu temel üzerinde, İsa, ruhsal Mesih pozisyonu içerisinde yer alıp, yalnızca ruhsal anlamda da olsa, kendisine inananlarla bütünleşmeyi sürdürmektedir. Bu başarı sonucunda da, Mesih’e inananlar, Tanrı’nın ruhsal çocukları olabilme pozisyonuna yükselebildiler. İsa zamanından bugüne, insanlığın Tanrı ile ilişkisinde ulaşabildiği ilişkinin tabiatı bu olageldi.

Bu ruhsal onarım takdiri çalışması sürecinde, yaradılışın vücuda getirilişindeki sıraya uygun olarak, ruh dünyası ilk etapta onarılan saha oldu. İnsanlık, yalnızca ruhsal anlamda da olsa, Tanrı’nın nesne birimleri olarak yer alabilecekleri bir pozisyona yükseldi. Dolayısı ile de Mesih’e inancı ne denli güçlü olursa olsun, nesilden nesle geçmeye halen devam eden asal günah olgusu henüz ortadan kaldırılmadığı için, bu çağ içerisinde yaşayan bir kişinin, her ikisini de halen Şeytan’ın sahiplenmelerine açık olmaları ortak yönü ile, Eski Ahit Çağı içerisinde yaşamış olan imanlı birinden farkı bulunmamaktadır.

(Mesih 1.4) Mesih’e inananlar bile, Tanrı’nın direkt soyağacından çıkışı simgeleyecek şartlara sahip olmadıkları için, en fazla evlat edinilmiş çocuklar pozisyonunda yer alabilirler. Bu gerçek, Pavlus’un “Ruhun ilk ürününe sahip bizler de oğulluğa alınmayı ve bedenimizin kurtuluş bulmasını gözleyerek içimizden inliyoruz” (Romalılara 8:23) şeklindeki yakınmasının daha iyi anlaşılmasında da yardımcı olmaktadır.

Mesih, geri geldiğinde, tüm insanlığı, yeniden Tanrı çocukları olarak kabul edilebilecekleri pozisyona onaracaktır. Bunun için de, tıpkı Mesih’in ilk gelişinde olduğu gibi yeryüzünde beden alarak doğması ve İlk Gelişteki süreci, bu sürecin benzerini aşarak, gereken bedel şartını yerine getirecek şekilde onarması gerekmektedir.

Yukarıda da açıklandığı gibi, geri dönecek olan Mesih, onarım çalışmasını Söz’ü merkez alacak şekilde başlatacak ve daha sonra da, Mesih’in karşılanması için gerekli ruhsal ve fiziksel temelleri tamamlayacaktır. Bu temel üzerinde de, tüm insanlığı, asal günahlarından arınıp, Tanrı’nın çocukları, Onun soyunun temsilcileri olarak kabul görecekleri asal niteliklerine onarılacak şekilde kendisine aşılayacaktır.

Mesih’in İlk Gelişi’nde İsa, kendine, aralarından üçü baş öğrencisi olacak şekilde on iki öğrenci seçerek bir aile temeli oluşturdu. Bunu, gereken bedeli ödeyerek, Mesih için aile temelini oluşturmakla yükümlü merkez kişi olan Yakup pozisyonunu onarmak adına yaptı. Daha sonra ise, yetmiş izleyenini yetiştirmekle de, bu temeli, klan seviyesine genişletti. Aynı şekilde, Mesih’in İkinci Gelişi de, Mesih için gerekli temeli, hem ruhsal hem fiziksel zeminler içerisinde önce aile seviyesinde tesis etmekle başlayıp, daha sonra klan, toplum, millet, dünya ve en nihayet kozmos seviyelerine dek genişletecek şekilde onarım çalışmasını başlatacak ve her yeni seviyeye geçişte o seviye için gerekli bedel şartlarını ödeyerek misyonunu yerine getirecektir. Bu temel bir kez gerçek anlamda tesis edildiğinde de, yeryüzünde Kutsallığın Egemenliği’nin tam anlamı ile tesis edilebileceği zeminler oluşmuş olacaktır.

Tanrı’nın İlk İsrail pozisyonundaki bir topluluğu yetiştirme isteyişinin ardında, İsa’nın gelişinde, Kutsallığın Egemenliği’nin tesis edilmesi amacını gerçekleştirebileceği bir temelin oluşturulabilmesi hesabı yatmakta idi. Ancak uzun zamanlar bu amaç için yetiştirilen seçilmiş bu toplumun İsa’ya cephe alması ile birlikte Tanrı, Hıristiyanları İkinci İsrail pozisyonunda görevlendirdi. Tanrı’nın Hıristiyanlığı merkez toplum olarak seçişinin ardında yine aynı gerekçe, Mesih’in İkinci Gelişi’nde öncelikle yeryüzünde Kutsallığın Egemenliği’ni oluşturabileceği temelin hazırlanması yatmakta idi. Ancak eğer söz konusu bu merkezi toplumun da yine İlk İsrail’in yaptığı hatayı yineleyerek Mesih’e cephe alması olasılığı söz konusu olursa, Tanrı’nın da, onları bir kenara bırakıp, bir Üçüncü İsrail pozisyonundaki toplumu oluşturmaktan başka bir alternatifi kalmayacaktır. O nedenle, Son Günler süreci içerisinde Hıristiyanlar, çok büyük kutsanmaların tadını çıkarıyor görünseler bile, gerçekte içinde bulundukları durum, İsa zamanındaki Yahudi halkınınki kadar hassas dengeler üzerinde yer almaktadır. Ve atacakları her yanlış adımla direkt bağlantılı olarak, Tanrı lütuflarından mahrum bırakılacakları bir çöküş sürecine yönelmeleri işten bile değildir.

3.4 İsa’nın misyon sürecinden çıkarılacak bazı dersler

Birincisi, İsa’nın misyon deneyimi bizlere, Tanrı’nın İradesi’nin mutlaklığını ve önceden belirlenmişliğini göstermektedir. Tanrı, başlangıçtan bu yana var olan İradesi’nin mutlak bir şekilde yerine geleceği zamana dek aralıksız bir biçimde çalışmalarını sürdürür. Vaftizci Yahya, misyonunun gereklerini yerine getirmede başarısızlığa düştüğünde, İsa, Yahya’ya düşen sorumlulukları da fazladan üstlenme pahasına, Tanrı’nın İradesi’ni her ne şekilde olursa olsun yerine getirmek için uğraş verdi. Kutsallığın Egemenliği’ni oluşturma girişimleri, Yahudi halkının inançsızlığı yüzünden çıkmaza girdiğinde bile İsa, Tanrı’nın İradesi’nin yerine getirilmesi kararlılığından asla ödün vermeyerek, bu İradenin, İkinci Geliş’te tamamlanacağı sözünü verdi.

İkincisi, İsa’nın misyon örneği, Tanrı’nın İradesi’ni gerçekleştirmede aracı olarak belirleyeceği kişi ya da toplumun kim, hangisi olacağının mutlak olmayıp, fakat o kişi ya da toplumun yükümlü olduğu sorumluluk payının yerine getirilip, getirilmemesine bağlı olarak değişebileceğini de bizlere göstermektedir. Bu, eğer öncelikli olarak seçilen kişi ya da toplum misyonunu yerine getirmediğinde, Tanrı’nın, çalışmasını sürdürebilmek için bir başka kişi ya da toplumu görevlendirebileceği anlamına gelmektedir.

İsa, örneğin, Vaftizci Yahya’yı baş havarisi olmak üzere seçmiş olmasına rağmen, Yahya bu pozisyonu yerine getirmede başarısız olduğunda, bu kez Petrus onun yerini almak için seçildi. Yine, İsa, Yahuda İskariyot’u on iki öğrencisinden birisi olmak üzere seçmiş olmasına rağmen, Yahuda’nın imanda sürçmesi ile birlikte boşalan yeri, Mateas tarafından dolduruldu. (Elçilerin İşleri 1:25) Benzer şekilde Tanrı, Yahudi halkını onarım takdiri çalışmasının yürütülmesinden sorumlu merkez toplum olarak seçmiş olmasına rağmen, bunu başaramadıklarında, bu misyon, başka toplumlara aktarıldı. (Elçilerin İşleri 13:46; Matta 21:33-43) Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, Tanrı’nın, bir kişi ya da toplumu, İradesi’nin yerine getirilebilmesi için seçmiş olması, asla, bu İradenin, o kişi ya da toplum kanalı ile mutlak bir şekilde yerine getirilmesi sonucunu önceden belirlemez.

İsa’nın misyon örneğinde, Tanrı’nın, kişilerin kendi sorumluluk paylarını yerine getirmeye yönelik çabalarına da asla müdahalede bulunmadığına ve fakat bu kişileri davranışlarının doğurduğu sonuçlar çerçevesinde değerlendirdiğine tanık olmaktayız. Hiç kuşku yok ki, Tanrı, gerek Vaftizci Yahya’nın gerekse de Yahuda İskariyot’un imanlarını yitirmekte oldukları sürecin farkında idi ve eğer istese onları taraf olacakları günahtan kurtarabilirdi de. Ancak insani sorumluluk payını gözetme adına Tanrı, onların imanlarında sürçmelerine müdahalede bulunmayıp, yalnızca yaptıklarının sonuçları üzerinde ilgilenme yolunu seçti.

Son olarak, İsa’nın misyon deneyiminde, kişinin misyonunun büyüklüğü ve önemi oranında, yüzyüze kalacağı sınamaların da büyüdüğünü görmekteyiz. İsa, İkinci Adem olarak geldi ve misyonunu tamamlayabilmek için de, Adem’in Düşüş öncesi sahip olduğu konumu onarabileceği bir bedel şartını ödemesi gerekti. Adem’in, sahip olduğu pozisyonu yitirmesine neden olan olgu, Tanrı’ya imanını yitirmesi ve Ondan yüz çevirmesi olduğu için de, İsa, bu hatayı, Tanrı’nın kendisini en yalnız bıraktığı zamanda bile hiç sarsılmaz bir iman sergileyerek onarmak durumunda idi. İsa, işte bu nedenle çölde Şeytan’ın sınamalarına maruz kaldı ve yine bu nedenle çarmıh üzerindeki en çaresiz durumunda Tanrı tarafından bir başına bırakıldı. (Matta 27:46)