Konu 3. Son Günler
3.1 Son Günler’in anlamı
Düşüş nedeni ile, Tanrı’nın ilk atalarımıza bahşetmiş olduğu üç büyük kutsama, Tanrı’nın sevgisi ve Prensipi merkez alınacağı yerde, ne yazık ki, Şeytan’ın özneliği altında prensip dışı bir şekilde gerçekleşti.
İnsanlık tarihi de o tarihten bugüne değin, yön ve merkez değiştiren bu düzenin, aslına onarılabileceği şartların yeniden oluşturulmasına yönelik bir onarım takdiri çalışması olarak süregeldi. Yanlış merkezde başlamış olmakla beraber, Şeytan’ın özneliği altındaki bu dünya, bir gün, salt iyiliğin egemen olacağı ve üç büyük kutsamanın, Tanrı merkez olacak şekilde tamamlanacağı bir dünyaya dönüştürülmek durumundadır. Mesih konumundaki kişi, işte tam da bu değişimin yer alacağı zaman diliminde ortaya çıkacaktır. Son Günler, şeytani güçlerin egemenliği altındaki dünyanın, Tanrı’nın egemenliği altındaki ideal dünyaya dönüşümü için gerekli ruhsal ve fiziksel şartların hazır olduğu zaman dilimidir. Bu süreç içerisinde, yeryüzü cehennemi, yeryüzündeki Kutsallığın Egemenlik Sahası’na dönüştürülecektir. Dolayısı ile, söz konusu bu süreç, yeryüzünün katastrofik doğa olayları ile yok edileceği bir korku, endişe süreci olmayacaktır. Aksine, insanlığın gerçekleşmesini yüzyıllardır umutla beklediği bir sevinç dönemi olacaktır.
İnsanlığın Düşüşü’nden bu güne değin, günah dünyasına son verip, dünyayı, asal, iyi haline dönüştürecek bir radikal değişim sürecini, Tanrı, birkaç kez gündeme getirmiş olmakla beraber, ne yazık ki söz konusu olan her girişimde, merkezi sorumlulukları olan insanların kendi paylarına düşen sorumlulukları yerine getirmede yetersiz kalmalarından ötürü, Tanrı’nın İradesi sonuca ulaştırılamadı ve Son Günler’e yönelik ilahi planın uygulamaları her defasında, bir sonraki dönemde gerekli şartlar hazır olana dek ertelenerek yinelenmek durumunda kaldı. Kutsal Kitap derinliğine incelendiğinde, bunun gerçekliği daha iyi anlaşılacaktır.
3.1.1 Nuh’un dönemi, Son Günler idi
Kutsal Kitap’ta, Tanrı’nın, Nuh’a, “Önüme bütün insanlığın sonu geldi, çünkü onların sebebi ile, yeryüzü zorbalıkla doldu ve işte ben, onları yeryüzü ile birlikte yok edeceğim.” (Tekvin 6:13). dediği yer alır. Bu söylemden, Tanrı’nın ilk kez Nuh zamanında, Son Günler takdirini gündeme getirdiğine tanık olmaktayız. Tanrı, daha önce de belirttiğimiz gibi, insanın düşüşünün hemen ertesinden başlamak üzere, Şeytan’ın egemenliği altında giderek yozlaşan kötülük dünyasına bir nokta koymayı arzuladı. Ve, Kutsal Kitap kronolojisine göre, 1600 yıl sürmüş bir günah tarihine, Tufan takdiri ile birlikte son verip, Nuh’un ailesinin yalnızca Kendisini, Tanrı’yı, özneleri olarak görecekleri bir iman temelini oluşturmasını ümit ederek, mutlak egemenliği için gerekli şartların yaratılacağı bir dünyanın yaratılmasını planladı. Bu anlamda, Nuh zamanı, Son Günler idi. Ne var ki, Nuh’un ikinci oğlu Ham’ın, Düşüş’ü sembolik anlamda yineler bir iman tutumu sergilemesi yüzünden (Tekvin 9:22), Nuh’un ailesi, tüm insanlığın onarımı adına üstlenmek durumunda olduğu sorumluluk payını sonuca ulaştıramadı. Tanrı’nın, bu merkezi aile bünyesinde tüm insanlığı onarılmış bir çıkış noktasından yeniden sahiplenebilme zemini oluşamadığı için de, bu yöndeki İradesi de, bir sonraki dönemde gerekli şartlar yeniden oluşuncaya dek böylece ertelenmiş oldu.
3.1.2 İsa’nın dönemi yine Son Günler idi
Tanrı, İradesi’ni ne zaman olursa olsun, bir gün mutlaka yerine getireceğini ifade etmiş olduğu için, onarım takdiri çalışmasının amacı da, değişmezliğini ve mutlaklığını korumaktadır. (Kader 1). Dolayısı ile, onarım takdiri planı, Nuh döneminde sonuca ulaştırılamasa da, Tanrı, gereken iman temelini oluşturmak üzere, diğer Tanrı safındaki insanlarla (peygamberlerle) çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Ve hazırlanan böylesi bir iman temeli üzerinde, insanlığı kıskacına alan şeytani egemenliğe bir son verip, Tanrı merkezli bir ideal düzeni oluşturmak adına, bu kez İsa’yı yeryüzüne yolladı. Dolayısı ile İsa’nın yaşadığı zaman dilimi de Son Günler idi. İsa’nın, yargılama için geldiğini söylemesi ve peygamber Malaki’nin: -Çünkü işte o gün geliyor, fırın gibi yanıyor ve bütün kibirliler ve kötülük işleyenlerin hepsi saman olacaklar ve gelmekte olan gün onları yakacak ... öyle ki onlarda dal ve kök bırakmayacak. (Malaki 4:1) şeklinde, İsa’nın gelişini önceden haber vermesi hep, İsa’nın misyonunu yürüteceği zaman diliminin Son Günler olmaklığının planlanmasından ötürü idi.
İsa, asal, ideal dünyayı onarmak adına geldi. Ancak, takdirsel planın gereği gibi işlemesi için Tanrı’nın çabalarının yanı sıra insanlara düşen insani sorumluluk payının da yerine getirilmesinde öncelikli sorumluluğu olan hazırlanmış İsrail halkının İsa’nın konumunu anlamaması ve dolayısı ile Onunla bütünleşememesi sonucu, Tanrı’nın İradesi, daha sonra, Mesih’in İkinci Gelişi’nin yer alabileceği şartların oluşacağı zaman dilimine dek bir kez daha ertelenmek durumunda kaldı.
3.1.3 Mesih’in İkinci Geliş dönemi de Son Günler’dir
İsa’nın yaşamı ve misyonu, seçilmiş halkın inanç açmazı nedeniyle çarmıh üzerinde son bulduğunda, insanlık için de ancak ruhsal kurtuluş yolu açılabilmiş oldu. Bu durumda, onarım çalışmasını hem fiziksel hem ruhsal zeminlerde sonuca ulaştırabilmek ve yeryüzünde Kutsallığın Egemenlik Sahası’nın oluşturulması olan temel misyonunu tamamlamak için İsa’nın dönüşü de kaçınılmaz oldu. (Mesih 1:4). O nedenle, Mesih’in İkinci Geliş zamanı da Son Günler’dir. Bu gerçekten ötürü, İsa: “ Nuh’un günlerinde durum ne idiyse, İnsanoğlu’nun günlerinde de öyle olacak” (Luka 17:26) şeklinde konuşarak, dönüşünde de pek çok doğal afetin yer alacağına ilişkin öngörüde bulundu (Matta 24:7, 29).
3.2 Son Günler’in belirtilerine yönelik kutsal kitap ayetleri
Kutsal Kitap’ta edebi anlamda yazılı olan doğal afet ve radikal değişimlerin çağdaş anlayışları zorlar bir biçimde yer alacağı inancına sahip pek çok insan, insanlık tarihinin, aslında, Tanrı’nın ilahi planının yürürlükte olduğu bir tarih olduğu gerçeğini görebilse idi eğer, Kutsal Kitap’ta Son Günler’de yer alacağından söz edilen işaretlerin de, edebi anlamda yer almalarının mümkün olamayacağını, tüm bu belirtilerin, yalnızca var olan dünyanın, Tanrı’nın başlangıçta belirlediği asal, ideal yapısına onarımını sembolize ettiğini anlıyor olacaktı. Şimdi gelin, Son Günler’e yönelik peygamberlik sözlerinin ardındaki sembolizmi irdeleyelim.
3.2.1 Gök ve yer yok edildi ve yeni bir gök ve yeni bir yer yaratıldı
Tekvin 6:13’de, Nuh döneminde, Tanrı’nın, yeryüzünü yok etmede kararlı olduğu belirtilmesine ve Nuh’un zamanı Son Günler olmasına rağmen, görüyoruz ki, Tanrı, yeryüzünü yok etmedi. “Bir nesil gidiyor ve bir nesil geliyor, fakat dünya, ebediyen duruyor.” (Vaiz 1:4) ve “Mabedini yükseklikler gibi, ve ebediyen kurduğu dünya gibi bina etti.” (Mezmurlar 78:69) ayetlerinden de anlaşılacağı gibi, yeryüzü sonsuza dek, yine sonsuzluk özelliğine sahip Tanrı için, bir nesne birim oluşturmak üzere yaratıldı. Özne birim olan Tanrı’nın sonsuz oluşu gibi, nesne birimi olan dünyanın da sonsuzluk özelliğine sahip olması gerekir. Her şeye gücü yeten Tanrı, kuşkusuz, onca emekle vücuda getirdiği yaradılışının, Şeytan yüzünden telef olup gitmesine seyirci kalmayacaktır.
Bu durumda, Son Günler’de yeryüzünün yok olup, yıkılacağına yönelik peygamberliklere nasıl açıklama getirilebilir? O gün gökler yanarak dağılacak, öğeler kavrulup eriyecek. Tanrı’nın vaadi uyarınca, doğruluğun konut kurduğu yeni gökler ve yeni bir yeryüzü bekliyoruz. -2. Petrus 3:12 Sonra yeni bir gök ve yeni bir yer gördüm. Çünkü ilk gök ve ilk yer geçip gitmişti. - Vahiy 21.1, İşaya 66:22 Bir ülkeyi yok etmek, nasıl o ülkede var olan egemen güç sistemini al aşağı etmek ve yeni bir ülke yaratmak ya da yeni bir egemen gücü yönetime getirmek anlamına geliyorsa aynı şekilde, göğün ve yerin yıkılacağına ilişkin peygamberlik sözleri de, Şeytan’ın egemenliğine son verileceği anlamına gelmektedir. Yeni bir gök ve yer yaratmak, bu anlamda, Mesih öncülüğünde göğün ve yerin yeniden Tanrı merkezliliğe onarımına işaret etmektedir.
3.2.2 Gök ve yerin ateşle yargılanması
Kutsal Kitap’ta Son Günler’de, “o gün gökler, yanarak dağılacak, öğeler kavrulup eriyecek” (2.Petrus 3:12) şeklinde yer alacağı ifade edilen olayların ne anlama geldiklerine bir göz atalım. Dikkat edilirse, İsa’nın gelişini müjdeleyen peygamber Malaki de, ateş yargısının söz konusu olacağı günün gelişinden söz etmekte idi (Malaki 4:1). Gerçekten de İsa da, “Bu dünyayı yargılamak için geldim.” (Yuhanna 9:39, Yuhanna 5:22) şeklinde ifade ettiği gibi yeryüzüne bu yargıyı yerine getirmek üzere geldi. Ve yine İsa, “Ben yeryüzünü ateşe vermeye geldim” (Luka 12:49) dediğinde sözünü ettiği ateş, İsa’nın dünyaya geliş nedeni olan insanları yargılama misyonu için bir aracı simgelemekte idi. Biliyoruz ki, İsa’nın bu yargıyı edebi anlamda bir ateş ile yerine getirdiğine dair en ufak bir kayıt ya da belirti bulunmamaktadır. Sözü edilen ateş, Kutsal Kitap’ın pek çok yerinde kullanılan sembolizmin bir parçası idi. “Benim sözüm ateş gibi değil mi?” (Yeremya 23:29) diyen Tanrı’nın sözünü göz önüne aldığımızda, ateşle yargının da, Tanrı’nın Sözü ölçü alınarak yargılama anlamına geldiğini anlamamız kolaylaşır.
“Beni kabul etmeyip, söylediklerimi değerlendirmeyeni yargılayacak biri var: söylediğim Söz. Ve Son Gün, onu, bu Söz yargılayacaktır.” (Yuhanna 12:48). “İşte o zaman, yasasız kişi açıklanacak. Rab İsa onu ağzının soluğu ile ortadan kaldıracak ve gelişinin görkemi ile ezecek.” (2.Selaniklilere 2:8) “Ve dünyaya ağzının değneği ile vuracak ve kötüyü dudaklarının soluğu ile öldürecek.” (İşaya 11:4). “Benim sözümü dinleyip beni yollayana iman edenin sonsuz yaşamı vardır, o yargılanmayacaktır ve ölümden yaşama geçmiştir.” (Yuhanna 5:24). Tüm bu söylemlerin hepsi de, İsa’nın ateşle yargılama için gelişi ifadesinin, Onun Söz ile yargılamayı ima ettiğine işaret etmektedir.
Peki, İsa’nın, Söz ile yargılaması ne anlama gelmektedir? İnsanoğlu, Söz’ün aracılığı ile yaratıldı (Yuhanna 1.3). Tanrı’nın yaradılış ideali, insanlığın ilk ebeveynlerinin, Söz’ün vücut bulması ile, yani beden alması ile yine Söz’ün amacını yerine getirmelerine yönelikti. Ancak onlar, Tanrı’nın Söz’ünü dikkate almayarak düştüler ve böylece de Söz’ün amacını yerine getirmede başarısız oldular. O zamandan bu yana, Tanrı, yine Söz’ü kanalı ile insanları yeniden yaratma mücadelesi vererek Söz’ün amacını yerine getirmeye çalışmaktadır. Kutsal Kitaplarda, Kelam (Söz) olarak esinlenen bu gerçek, onarım takdiri çalışmasının da temelini oluşturmaktadır. Kutsal metinlerde, “Tanrısal Söz beden oldu, kayra ve gerçekle dolu olarak aramızda yaşadı. Onun yüceliğini Baba’dan gelen biricik Oğul’un yüceliği olarak gördük.” (Yuhanna 1:14) şeklinde ifadeler yer alır. İşte İsa, Söz’ü, tam anlamı ile ifade eden ilk kişi oldu. İsa, Söz ile yargılama standardı olarak bir kez daha gelip, insanların, Söz’ün amacının ne kadarının yerine getirdiklerinin yargılamasını yapacaktır. Bu anlamda, söz konusu yargı, Söz’ün amacının gerçekleşmesine yönelik, onarım sürecinin tamamlanmasına katkıda bulunma anlamına gelmektedir.
Dolayısı ile, Tanrı’nın ilahi çalışma süreci içerisinde Söz, yargının gereği gibi yapılabilmesi adına, bir standart ölçüsü olarak tesis edilmelidir. Hatırlanırsa, Söz’ün bedende vücut bulmuş ifadesi olarak (Yuhanna 1:14) İsa, “Ben yeryüzünü ateşe vermeye geldim. Şu anda yanıyor olmasından başka ne isterdim.” (Luka 12:49) dediğinde, bu gerçeğin, ilk etapta da İsrail halkına yönelik yaşam kazandıracak sözlerinin anlaşılmamasından duyduğu acı ve kederi dile getirmekte idi.
3.2.3 Ölülerin mezarlarından kalkmaları
Kutsal Kitap’ta, Son Günler söz konusu olduğunda, ölülerin, mezarlarından kalkacakları yazar: Çünkü Rab kendisi buyruk çağrısı ile başmeleğin seslenmesi ile, Tanrı’nın borusu ile gökten inecek ve ilk dirilenler Mesih bağlılığında ölenler olacak. - 1.Selanikliler 4:16 Bu yöndeki peygamberlik sözlerini, benzeri bir olayın İsa döneminde de yer aldığı izlenimini veren ve Kutsal Kitap’ta yer alan şu sözleri irdeleyerek daha doğru bir şekilde anlamak mümkün: Mezarlar açıldı ve uyuyan kutsal yaşamlılardan birçoğunun bedeni dirildi. Mezarlarından çıktılar, Onun dirilişi ardından Kutsal Kent’e girdiler ve birçok insana göründüler. (Matta 27:52-53) Kuşkusuz, bu ayet, bedenleri çoktan toprak olmuş kutsal kişilerin edebi anlamında mezarlarından dirilmiş oldukları anlamına gelmemektedir (Diriliş 2.3) Eğer söz konusu bu Eski Ahit dönemi kutsalları gerçekten de fiziki anlamda dirilmiş ve Kudüs’te pek çok kişiye yine fiziki anlamda görünmüş olsalar idi, İsa’nın Mesihliğini biliyor olaraktan, kuşkusuz insanlara bu gerçeğin canlı tanıklığını yapmış olmaları gerekmez miydi? Böyle bir gerçeği, çok inanıp, çok güvendikleri bu kutsallardan duyan Kudüs sakinlerinin de böyle bir tanıklıktan sonra, çarmıha gerilmiş İsa’nın pozisyonundan kuşku duymaları bir daha söz konusu olabilir miydi? Kaldı ki, bu kutsallar, öylesi bir sıra dışı mucizevi bir olay ile yeniden fizik yaşama gelmiş olsalar idi gerçekten, onların yaşadıklarına, deneyimlerine Kutsal Kitap bünyesinde yer verilmez miydi? Ama gelin görün ki, bu konuda en küçük bir kayda bile rastlamamaktayız.
Bu durumda, söz konusu bu metinlerde, kutsalların mezarlarından kalkmalarının anlamı ne olabilir? Bu ifade, ruhsal duyuları açık olan bazı insanların, ruhen dirilen (ruhen daha üst seviyelere ulaşan) ve yeryüzünde görünen eski dönem kutsallarını yine ruhsal anlamda algılayarak ifade etmelerine dayanmakta idi. Hatırlanırsa benzer bir olay, Musa ve İlya peygamberlerin ruh olarak, Transfigürasyon Dağı’nda İsa’ya görünmeleri ile de yaşanmış idi. (Matta 17:3).
Bu söylemde “mezar” kelimesinin ne anlama geldiğine gelince, Eski Ahit kutsallarının yaşamakta oldukları ve ruh dünyasında oluşum ruhlarının ikamet ettikleri alan olan mekan, ancak İsa’nın dirilişinden sonra açılıp, gündeme gelen cennetle karşılaştırıldığında seviye açısından çok karanlık göründüğü için, mezar olarak tanımlanmaktadır. Söz konusu tüm bu kutsal kimlikler, İsa döneminde yeryüzünde yaşamakta olan ruhsal anlamda açık müminlere görünebilme yeterliliğine, İsa’nın oluşturmuş olduğu temeller üzerinde, ulaşmadan önce ruh dünyasının daha alt seviyesindeki bir bölümde yaşamakta idiler.
3.2.4 İnsanlar Mesih’i gökte karşılayacaklar
Sonra biz yaşamakta olanlar, bırakılanlar, Rabbi havada karşılamak için onlarla birlikte alınıp, bulutlarda götürüleceğiz. Böylece hep Rab ile birlikte olacağız. 1.Selanikliler 4:17 Bu ayette söz edilen hava, tepemizde yer alan göğü ifade etmemektedir. Kutsal Kitap’ta, “yeryüzü” genelde, kötülüğün egemenliği altında yer alan düşmüş dünyayı, “gökyüzü” ise iyiliğin egemenliği altındaki günahtan arınmış dünyayı simgelemek için kullanılmıştır. Her yerde aynı anda bulunabilme özelliğine sahip Tanrı, kuşkusuz yeryüzünde de her yerde bulunmakla beraber, Onun kutsallığını vurgulamak için, dua ettiğimizde, “Göklerdeki Pederimiz” (Matta 6:9) ifadesi kullanılmakta ve yine, yeryüzünde doğmuş olmasına rağmen İsa’dan, “ Gökten inmiş İnsanoğlundan başka hiç kimse göğe çıkmış değildir. ” (Yuhanna 3:13) şeklinde söz edilebilmektedir. Bu bağlamda, Rabbi havada karşılamak demek, Mesih bir kez daha gelip, Şeytan’ın egemenliğinin zincirlerini ardı ardına kırıp, yok ederek yeryüzünde Kutsallığın Egemenlik Sahası’na ulaşmanın temellerini oluşturduğunda, inançları ile kendilerini arındırmayı başaranların, Rabbi, iyiliğin egemen olacağı bir dünyada, kabul edip karşılamaları anlamına gelmektedir.
3.2.5 Güneş karardı, ay ışığını vermez oldu ve yıldızlar gökten yere düştüler
İsa, Son Günler’de, “Güneşin kararıp, ayın ışığını vermez olacağı ve yıldızların gökten yere düşeceklerinden.” (Matta 24:29) de söz etti. Bu sözlere, öncelikle, Eski Ahit’te yer alan, Yakup’un on iki oğlundan Yusuf’a yönelik olarak belirtilen bir rüyanın anlamı ışığında yaklaşmakta fayda var: Ve yine başka rüya gördü, ve onu kardeşlerine anlatıp dedi: İşte bir rüya daha gördüm, ve işte güneş, ay ve on bir yıldız bana eğildiler. Ve babasına ve kardeşlerine anlattı, ve babası onu azarlayıp kendisine dedi: Bu gördüğün rüya nedir? Gerçek ben ve anan ve kardeşlerin yere kadar sana eğilmek için mi geleceğiz? (Tekvin 37:9-10) Yusuf sonraları Mısır’ın başbakanı olduktan sonra, rüyanın öngördüğü gibi, ebeveynleri ve kardeşleri gerçekten de onun önünde eğildiler. Söz konusu rüyada, güneş ve ay ebeveynleri, yıldızlar da çocukları simgelemekte idi.
Daha sonra açıklanacağı üzere de İsa ve Kutsal Ruh ikilisi, Adem ve Havva’nın doğru merkezde yerine getirmedikleri ebeveynlik rolünü üstlenerek, insanlığa yeniden doğuş verecek Gerçek Ebeveynler pozisyonunda yer almaktadırlar. (Kristoloji 4). Dolayısı ile, Matta’da yer alan bu peygamberlik sözlerinde, güneş ve ay, İsa ve Kutsal Ruh’u, yıldızlar da, onların çocukları konumundaki inananları simgelemektedir. Bir başka yerde de, İsa, Söz’ün ifadesi olarak gelmiş olduğu için gerçeğin ışığını yayan gerçek ışığa da benzetilmektedir (Yuhanna 1:9, 14). Burada güneş ışığı İsa’nın sözlerinin yaydığı ruhsal ışığı, ay ışığı da, gerçeğin Ruh’u olarak gelen Kutsal Ruh’un yaydığı ışığı simgelemektedir. (Yuhanna 16:13). Güneşin kararıp, ayın ışığını vermez olması, İsa ve Kutsal Ruh’un söz ve yaptıklarının tanıklığı olan Yeni Ahit Söz’ünün işlevini yerine getirdikten sonra, giderek ışığının sönükleşeceği anlamına gelmektedir.
Peki ama Yeni Ahit bünyesinde insanlığa ulaştırılan sözlerin, ruhları aydınlatan ışığının azalması mümkün olabilir mi? Unutulmaması gereken nokta, İsa ve Kutsal Ruh birlikteliğinin güç birliği, nasıl, tıpkı zamanında ön görüldüğü ve peygamberlik sözleri ile müjdelendiği üzere, Eski Ahit’in ruhları aydınlatıcı gücünü gölgede bırakmış ise (2.Korintoslular 3:7-11), aynı şekilde Mesih’in İkinci Gelişi döneminde, Yeni Ahit peygamberliklerinin yerine gelmesi ve yeni bir gök ve yeni bir yerin oluşturulabilmesi için (Vahiy 21:1) ulaştırılacak yeni gerçeğin ışığı da (Eskatoloji 5.1), ilk geliştekini sönükleştirecektir. Bunun da nedeni, az önce de belirttiğimiz gibi, yeni oluşan dönem ile birlikte, eski gerçeğin misyon sürecinin sona erecek olmasıdır.
Yıldızların gökten yere düşeceklerine yönelik peygamberlik sözleri, Son Günler’de, pek çok inanan kişinin yanlış adım atarak, Tanrı’nın takdirsel çalışmasının ürünlerini gereği gibi değerlendiremeyip, kazanmış oldukları konumu yitirmeleri olasılığına (tıpkı daha önceki geçiş dönemlerinde diğer inananlar için söz konusu olduğu gibi) işaret etmektedir. İsa zamanında, Yahudi halkının önderleri, büyük bir özlem içerisinde Mesih’in gelişini beklemekte idiler. Ancak İsa ortaya çıkıp, Mesihliğini öne sürdüğünde bu gerçeği kabullenememeleri ve Ona tavır almaları ile birlikte farkında olmadan kendi düşüşlerini de hazırlamış oldular. Aynı şekilde bugün, İsa’nın gelişini dört gözle bekleyen özellikle bazı Hıristiyan kesimlerin ileri gelenleri de, aynı yanılgıyı tekrarlayarak, Mesih gerçekten de geldiğinde, Onu kabullenemezlerse, sahip oldukları konumu yitirme olasılığı ile karşı karşıyadırlar (İkinci Geliş 2.2).
İsa bu gerçeğe şu sorusu ile parmak bastı: “Yine de İnsanoğlu geldiğinde şu dünyada acaba gerçek iman bulabilecek mi?” (Luka 18:8). Yine bir başka vesile ile, sadık inananlara “Ben sizi hiç tanımadım, uzaklaşın benden yasayı hiçe sayanlar.” (Matta 7:23) diye hitap etmiş olması da işte hep bu olasılığı göz önüne almış olmasına dayanmakta idi. İsa tüm bu uyarıları, gerçekte, Son Günler’de yaşayacak ve de inançlarında sürçerek Ona karşı tavır alacaklara karşı bir uyarı anlamında yapmış idi.