Prensip çalışması ve uygulaması
Yer imlerim

Henüz yer iminiz yok.

Konu 2. Mesih Ne Şekilde Dönecek?

2.1 Kitab-ı Mukaddes’te yer alan bakış açıları

Tanrı, İradesine yönelik önemli konuları, insanlar hangi çağda yaşarlarsa yaşasınlar, kendi zamanlarının takdirsel gerekliliklerini ve de geleceğe yönelik beklentileri akıl ve ruhsallık seviyeleri içerisinde anlayabilsinler diye, hep meseller ve sembollerle önceden haber verme yoluna gitti. Ancak Tanrı’nın kullandığı bu yöntem, kaçınılmaz bir biçimde, yorum farklılıklarını da beraberinde getirdi. Kiliselerin bugün bölünmüş olmalarının temel nedeni buna dayanmaktadır. O nedenle, Kutsal Kitap’ı yorumlamaya çalışırken, en üstünde durulması gereken konu, doğru bakış açısını yakalayabilmektir.

Sözgelimi, Vaftizci Yahya örneğini ele alalım. İki bin yıldır, olaylara, Yahya’nın misyonunu başarı ile tamamladığı şeklindeki bir önyargı ile yaklaştığımız için, bu konuya yönelik bölümleri de bu görüşü destekler bir şekilde algıladık hep. Oysa ki, Kutsal Kitap’ı farklı bir bakış açısından incelemiş olsa idik, Yahya’nın, söz konusu misyonunu hiç de gereği gibi tamamlamamış olduğunu açıkça görmemiz mümkün olabilirdi. (Mesih 2.3)

Bugüne değin pek çoklarımız, Kutsal Kitabı, İsa’nın ikinci gelişinin, bulutlar üzerinde pek çok işaret ve mucizelerle yer alacağı yönündeki önyargıya sahip olarak okuduk. Bu yargı, İsa’nın aşağıda yer alan şu sözlerinde temel buldu: İnsanoğlunun güçle ve sınırsız yüreklilikle, göğün bulutlarında geldiğini görecekler. Meleklerini yüksek boru sesiyle salacak ve onlar seçilmişlerini dört bucaktan biraraya getireceklerdir. (Matta 24:30-31) Eğer sadece edebi anlamda bir yoruma gidecek olsak, Kutsal Kitaba dayalı bu kanıt da kuşkusuz bu yöne doğru işaret edecek. Ne var ki Mesih’in, bulutlar üzerinde dönmesi, modern çağın bilimsel yaklaşımı açısından kabul edilemez bir olgudur. Bu noktada, bu tip ayetlerin gerçek anlamlarını farklı bir görüş açısından bakarak daha iyi algılayabilmek için Kutsal Kitaba derinlikli yaklaşmakta fayda var.

Bu yeni yaklaşımda ilk akla gelen, Kutsal Kitap bünyesinde Vaftizci Yahya’ya yönelik olarak yer alan açıklamalardır. Peygamber Malaki, Mesih’in gelişi öncesinde, İlya’nın geleceğini ifade etmekte idi. (Malaki 4:5) Dolayısı ile bu günün gelişini sabırsızlık içinde beklerken, pek çok Yahudinin kafasında, göğe yükselmiş olan İlya’nın yine aynı şekilde gökten geleceği düşüncesi yer almakta idi. Ancak beklentilerin aksine, İsa, büyük bir cesaretle, Zekeriya’nın oğlu Vaftizci Yahya’nın, İlya olduğunu öne sürdü. (Matta 11:14)

Eğer İsa’nın tanıklığına inanıyorsak, İlya’nın dönüşünün, pek çok Yahudinin beklediği gibi mucizevi bir şekilde yer almasının hiçbir zaman söz konusu olmadığını ve de sonuçta yeryüzünde bir çocuğun doğumu ile gerçekleştiğini görebiliriz. Benzer şekilde, bugün de pek çok Hıristiyan, İsa’nın bulutlar üzerinde döneceğini beklemekle beraber, İlya’nın gerçekte nasıl dönmüş olduğu örneğinin de yardımı ile, Mesih’in dönüşünün de, tıpkı İlk Geliş’te olduğu gibi, bir çocuğun doğumu ile gerçekleşeceğini anlamak daha kolaylaşır. Şimdi, İkinci Gelişe yönelik Kutsal Kitap metinlerini, bu yeni bakış açısının ışığında bir kez daha gözden geçirelim.

İsa’nın İlk Gelişi’nde, İsrail’deki pek çok bilgilendirilmiş insan, Mesih’in Betlehem’de Kral Davut’un soyağacının devamında doğacağını düşünmekte idi. (Matta 2:5-6, Mika 5:2) Ancak bunun yanısıra kuşkusuz yine pek çok Yahudi de, Mesih’in bulutlar üzerinde geleceği beklentisi içerisindeydi. Onların bu beklentileri, Daniel’in şu peygamberlik sözlerinde: “Gece rüyetlerinde gördüm. Ve işte İnsanoğluna benzer biri göklerin bulutları ile geldi.” (Daniel 7:13) ve diğer peygamberlik sözlerinde (Yoel 2:30-31) temel bulmaktaydı. Tüm bu ön bilgilere sahip Ferisiler ve Saddukiler, o nedenle, İsa, Mesihlik iddiası ile ortaya çıktığında, ondan, Mesih olduğuna bir kanıt oluşturacak şekilde gökten bir belirti göstermesini istediler. (Matta 16:1-4, Markos 8:11-12) Bu insanlar, gökten gelecek doğa üstü belirtiler olmadan Onu, uzun zamanların beklenen Mesih’i olarak kabul etmeye yanaşmayacaklardı. Mesih’in doğa üstü belirtiler eşliğinde ortaya çıkması gerektiğine yönelik düşünce, İsa’nın ölümünden sonra da, hatta İsa’nın beden alarak değil sadece ruhta gelmiş olduğuna inanan bazı heterodox Hıristiyanlar arasında bile devam etti. İsa’nın öğrencilerinden Yuhanna, bu gibileri, Mesih düşmanları olarak nitelendirdi: Çünkü dünyada birçok kandırıcı çıktı. İsa Mesih’in beden içinde geldiğini benimsemeyenlerdir bunlar. Böyle biri kandırıcıdır ve Mesih düşmanıdır. - 2.Yuhanna 7

Pek çok Hıristiyana göre, Daniel’de yer alan peygamberlik sözleri, Mesih’in İkinci Gelişine işaret etmekte idi. Ancak, Eski Ahit Dönemi’nde, Tanrı, onarım takdiri çalışmasının bütün amacını, Kutsal Kitap’ın da şu sözlerle açıkça ortaya koyduğu gibi, İsa’nın gelişi süresinde tamamlamaya çalışmakta idi: “Çünkü tüm peygamberler ve ruhsal yasa, Yahya’ya kadar peygamberlik ettiler.” (Matta 11:13) “Oysa Mesih ruhsal yasanın son bulmasıdır, iman eden herkes doğrulukla donatılsın diye.” (Romalılara Mektup 10:4) Bu yüzden de, İsa’nın kendisinin dönüşünden söz etmeye başlamasının öncesinde hiç kimse bir İkinci Geliş olasılığını düşünmemekte idi bile. Dolayısı ile söz konusu dönem içerisinde hiçbir Yahudinin, Daniel’de yer alan peygamberlik sözlerini, Mesih’in ilk ve de tek gelişi olmanın ötesinde değerlendirmek gibi bir düşünce içerisinde olamayacağı çok açıktır.

Nitekim de İsa, Mesih’in bulutlar üzerinde pek çok mucize ve işaretlerle geleceğine inanmış pek çok inançlı Yahudinin beklentilerinin aksine, yeryüzünde ve de mütevazi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. O nedenle, Kutsal Kitabı, Mesih’in İkinci Gelişi’nin de mucizevi bir şekilde yer almayabileceği hatta İlk Geliş’teki şekli ile gündeme gelebileceği görüş açısını saklı tutarak, bir kez daha incelemekte fayda var.

2.2 Mesih yeryüzünde bir çocuk olarak doğacak

İsa, dönüşünde Mesih’e neler olabileceğine dair bir takım kehanetlerde de bulundu: Ne var ki ilkin işkence çekmesi ve bu kuşak tarafından yadsınması gerekiyor (Luka 17:25) Eğer İsa, edebi anlamı ile algılanacak şekilde bulutlar üzerinde meleklerin trampetleri eşliğinde, büyük bir güç ve şanla geri gelecek olsa (Matta 24:30-31), en günahkar, inanca en uzak kişi tarafından bile hemen kabullenilip, yüceltilmesi gerekmez mi? Gerçekten de böylesi mucizevi bir dönüş yer alacak olsa, Onun işkenceye maruz kalması ya da dışlanması diye bir şey söz konusu olabilir mi?

Bu durumda, İsa’nın, dönüşünde, böylesi güçlüklerle karşılaşacağı yönündeki öngörüsü neye işaret etmektedir?

İsa zamanındaki Yahudiler, büyük bir sabırsızlıkla, İlya’nın gökten yeryüzüne döneceği günün beklentisi içerisinde idiler. İlya, Malaki peygamberin de söylemiş olduğu gibi (Malaki 4:5) Mesih’in müjdecisi olarak Onun öncesinde gelmek durumunda idi. Ne var ki, insanlar henüz İlya’nın gelişi ile ilgili bir şey duymadan, doğumu çok mütevazi şartlar altında gerçekleşen İsa, adeta bir hırsız gibi sessizce gelerek, Mesih olduğu iddiası ile bir anda ortaya çıktı. Böyle bir gelişi hiç beklememiş olan Yahudiler, Onu hakir görerek büyük eziyetler ettiler. (Mesih 2:2) İsa, kendi başına gelenlerden pay çıkararak, İkinci Geliş zamanında da, Hıristiyanların gözlerini göğe dikerek dönüşünü bekliyor olabileceklerini tahminde zorlanmadı. Söz konusu bu Hıristiyanların da, tıpkı İsa zamanında Yahudilerin İsa’ya eziyet etmeleri gibi, yeryüzünde doğacak ve bir hırsız gibi beklenmedik bir anda karşılarına çıkacak Mesih’i, İkinci Gelişi’nde dışlayıp, tıpkı İsa’ya yapmış olunduğu gibi, kafirlikle suçlayabilecekleri güçlü bir olasılık idi. İşte tüm bunları önceden görebilen İsa, Mesih’in önce acı çekerek, kendi kuşağı tarafından yadsınması gerekeceğini ifade etti. Böylesi bir peygamberlik sözünün gerçekleşmesi ise, daha önce ifade edildiği gibi, ancak Mesih’in bedende gelişi ile mümkün olabilir. Mesih gerçekten de bulutlar üzerinde gelecek olsa, böylesi bir tutumla karşılanması diye bir şey söz konusu bile edilemez.

İsa, insanlara şöyle seslenmekte idi: Size derim ki onların hakkını ivedilikle koruyacak. Yine de, İnsanoğlu geldiğinde şu dünyada iman bulabilecek mi? (Luka 18:8) Dünya Son Günler’e girerken, giderek artan sayıda insan, daha güçlü bir iman sahibi olabilme mücadelesi vermektedir. Eğer Mesih, gerçekten de bulutlar üzerinde, melekler eşliğinde ve Tanrı’nın yüceliğinde gelecek olsa, tüm bu insanların imansızlığa düşmeleri nasıl mümkün olabilir? Dolayısı ile İsa’nın bu peygamberlik sözleri de, eğer Mesih doğaüstü bir şekilde gelecek olsa, bir anlam ifade etmekten çok uzak olmaz mıydı?

İsa zamanında pek çok Yahudi, İlya peygamber gökten döndükten sonra ancak, Mesih’in Betlehem’de doğacağını ve sonrasında kendilerine kral olacağını düşünmüş olmasına rağmen, (Matta 2:6) beklenenin aksine, daha henüz İlya ortaya çıkmadan, İsa, Nazaret’ten bir marangozun oğlu ortaya çıkarak kendisini Mesih olarak tanıttı. Bu şartlar altında, İsa’nın, Yahudiler arasında, kendisini hayatlarını pahasına izleyecek iman ve gayrette birilerini bulamaması anlaşılırdı. İsa, olayların böylesi bir yön almasından son derece acı duymakta ve aynı şeyin ikinci gelişte de tekrarlanabileceği kaygısını taşımakta idi. İsa, İkinci Geliş söz konusu olduğunda inananların Mesih’in bulutlar üzerinde geleceği beklentisi ile dikkatlerini yalnızca göğe yöneltmelerine karşın Mesih’in yeryüzünde yine çok mütevazi şartlar içerisinde ortaya çıkması ile birlikte, tıpkı kendi günlerinde olduğu gibi kendisine inanacak birilerini bulmada zorluk çekeceğini gayet iyi tahmin edebilmekte idi. Luka’da yer alan bu peygamberlik sözlerinin gerçeğe dönüşmesi ise, ancak Mesih’in dönüşü yeryüzünde doğuşu ile söz konusu olduğunda bir anlam ifade edebilir.

Bazı düşünürler, bu peygamberlik sözlerine, Son Günler’de yer alacak sıkıntıların çok ciddi olacağından ötürü inananların imanlarını yitirecekleri şeklinde bir yorum getirmeye çalışsalar da, takdirsel onarım çalışması sürecinde, sıkıntılar ne denli büyük olurlarsa olsunlar, asla gerçek inananların yollarını tıkamadığına göre, Son Günler’de, inançlı Hıristiyanların (Hıristiyan tanımı, Hıristos’a yani Mesih’e inanan anlamında kullanılmaktadır) cennete ulaşabilecekleri son sıkıntıyı aşmakta çok daha gayretli olmalarını beklememiz gerekmez mi? Kaldı ki, denemelerimiz ve sıkıntılarımızın büyüklüğü oranında, inancın evrensel tabiatı gereği, Tanrı’nın kurtuluşunu arayışımız da o denli gayretli ve yoğundur.

İsa bir keresinde şöyle demekte idi: O gün niceleri bana: “Ya Rab, ya Rab diyecekler, senin adınla peygamberlik etmedik mi, adınla cinleri kovmadık mı, adınla güçlü işler yapmadık mı?“ İşte o zaman onlara açıkça bildireceğim. Ben sizi hiç tanımadım. Uzaklaşın benden Yasa’yı hiçe sayanlar. (Matta 7:22-23) Eğer bir Hıristiyan Rabbin adı ile mucizeler yapabilecek kadar inançlı ise, Mesih, büyük bir şan içerisinde gökten bulutlar üzerinde geldiğinde, Ona, inanıp, hizmette de çok daha büyük bir gayret içinde olması beklenmez mi? Böyle bir durumda da İsa da böylesi bir inançlıyı büyük bir sevecenlikle karşılamaz mı? O halde İsa’nın, böylesi inançlı Hıristiyanları dönüşünde reddedeceği, tanımayacağı yönünde bir konuşma yapmış olmasının nedeni ne olabilir? Öyle ya, dönecek olan Mesih, böylesi sadık inananları bile tanımazdan gelecekse, o halde Son Günler’de kurtuluşa ulaşabilecekler kimler olacaktır? İsa’nın geleceğe yönelik bu sözleri de, eğer zannedildiği gibi İsa bulutlar üzerinde gelecek ise, bir anlam ifade etmeyecek demektir.

İsa’nın zamanında da, Tanrı’nın adına mucizeler gerçekleştirebilen pek çok inançlı Yahudi bulunmakta idi kuşkusuz. Ancak, bunlar, Mesih ortaya çıkmadan önce, İlya’nın kendisinin gökten ineceği beklentisi içerisinde olduklarından, İlya’nın, Vaftizci Yahya olarak kendi aralarında yaşamakta olan bir kişi olduğuna inanmaları-hele ki de bu gerçeği, Yahya’nın kendisi de inkar etmişken, oldukça güçtü. (Yuhanna 1:21) Nitekim de bu kesim İsa’yı, Mesih olarak kabul edemeyip, toplum dışına itmekte gecikmedi. O durumda İsa için onları gözyaşları içerisinde terk etmekten başka bir yol kalmamakta idi. Aynı şekilde, Mesih’in İkinci Gelişi’nde de, Mesih’i mucizevi ve gösterişli bir şekilde bekleyen Hıristiyanların, eğer Mesih mütevazi bir ortam içerisinde yeryüzünde doğarak gelirse, onu reddetmeleri çok da sürpriz olmayacaktır. Bu durumda da, her ne kadar inançlı olurlarsa olsunlar, Mesih’in de onları, Tanrı’nın İradesi’ne sekte vuruyor olmalarından ötürü, bir başlarına bırakmaktan başka çaresi kalmayabilir.

Luka İncili’nde 17. bölümde yer alan Son Günler’e ilişkin bir dizi peygamberlik sözlerinin yerine gelmesi de, Mesih, doğaüstü bir şekilde gelecek olsa mümkün olmayacak şeylerdir. Bu bölümde yer alan sözler, ancak Mesih, yeryüzünde doğarak geldiğinde bir anlam ifade edebilirler. Şimdi bu sözlerin her birini, yakından inceleyelim.

Tanrı’nın hükümranlığı, gözle görülebilecek işaretlerle gelmez. (Luka 17:20) Eğer Mesih, bulutlar üzerinde ya da başkaca mucizevi bir şekilde gelecek olsa, Tanrı’nın hükümranlığı da, herkesin fark edebileceği bir şekilde gelecek demektir. İlk Geliş’te bile, Tanrı’nın Hükümranlığı, İsa’nın doğumu ile birlikte yeryüzüne geldi. Ne ki, Yahudi halkı, İlya’nın gökten gelmesini beklediği için bunu göremedi ve o nedenle İsa’ya da inanamadı. Aynı şekilde, İkinci Geliş’te de, Tanrı’nın Hükümranlığı, Mesih’in doğuşu ile birlikte, yeryüzüne inecek olsa da, Mesih’in doğaüstü olaylar eşliğinde bulutlar üzerinde geleceği beklentisi içinde olacaklar, Ona inanmayacaklar, dolayısı ile de Tanrı’nın Hükümranlığı’nı fark etmeyebileceklerdir.

İşte Tanrı Hükümranlığı aranızdadır. (Luka 17:21) İsa zamanında, Ona inanıp, izleyenler, Tanrı’nın Hükümranlığı’ndan yüreklerinde pay almışlardı bile. Aynı şekilde, Mesih’in İkinci Gelişi’nde de, Mesih, yeryüzünde doğacağı için, Tanrı’nın Hükümranlığı da, ilk önce, ona inanıp, onu izleyenlerin yüreklerinde gerçekleşecektir. Bu kişilerin, sayıca artarak, toplumlar, milletler oluşturmaları ile birlikte de, Tanrı’nın Hükümranlığı, dünyada, dışsal anlamda da fark edilecek, görünür bir gerçek olarak kendini ifade edecektir. Bu nedenle, İsa, söz verilmiş olunan Tanrı’nın Hükümranlığı’nın, Mesih bulutlar üzerinde geldiğinde olması beklendiği gibi ani değil, aşamalı bir şekilde gerçekleşeceğini anlatmak istedi.

İnsanoğlunun günlerinden birini görmek için özlem duyacağınız zaman geliyor, ama görmeyeceksiniz. (Luka 17:22) Mesih, meleklerin trampetleri eşliğinde bulutlar üzerinde gökten gelecek olsa, herkesler onu görebilecek demektir. Bu durumda kimin, İnsanoğlunun gününü görmek isteyip de görememesi söz konusu olabilir? Ancak, İsa, insanların bu günü görmeyeceklerini belirtiyor. İsa’nın İlk Gelişi’nde, İnsanoğlunun günü, doğumu ile birlikte yeryüzünde başlamış olmasına rağmen, inanmayan Yahudiler, bu günü göremediler. Aynı şekilde, Mesih’in İkinci Gelişi’nde de, İnsanoğlunun günü, doğumu ile birlikte başlayacaktır. Ancak pek çok Hıristiyan, onun gelişini mucizevi bir şekilde bekliyor olduklarından, ona inanıp, izlemeyecekleri için İnsanoğlu’nun gününü de göremeyecektir.

Size “bak orada bak burada diyecekler”. Sakın gitmeyin ve onları izlemeyin. (Luka 17:23) Daha önce de ele alındığı gibi, Son Günler’de, belli bir ruhsal seviyeye ulaşmış Hıristiyanlar, kendilerinin beklenen Mesih olduklarına dair esinlemeler de alabilirler. Ancak böylesi bir esinlemenin Prensip çerçevesindeki temelini algılamadan, kendilerini büyük bir olasılıkla Mesih diye ilan edip, dolayısı ile gerçek Mesih’in karşıtı, Mesih düşmanı olabileceklerdir. İsa, işte, bu nitelikteki insanlar tarafından yanlış yönlendirilmemek ve de çelişkiye düşülmemesi için yukarıdaki sözleri bir uyarı anlamında söyledi.

Çünkü şimşek çakınca, bir uçtan öbür uca tüm gökyüzünü nasıl aydınlatırsa, İnsanoğlu da kendi gününde tıpkı bunun gibi olacaktır. (Luka 17:24) İsa doğduğu zaman, Yahudilerin kralının doğduğuna ilişkin haber Kral Herod’a ulaştı ve tüm Kudüs’ü de yerinden oynattı. (Matta 2.2.3) İkinci Geliş söz konusu olduğunda ise, ulaşım ve haberleşmedeki gelişmeler, İkinci Geliş haberinin, şimşek hızıyla, dünyanın dört bir köşesine yayılmasını sağlayacaktır.

Nuh’un günlerinde durum ne idiyse, İnsanoğlunun günlerinde de öyle olacak. (Luka 17:26) Nuh, Tufan’ın iyice yaklaştığını anladığında halkı uyararak, gemiye binmelerini istedi. (2.Petrus 2:5) Ancak hiç kimse onu ciddiye almadı ve sonuçta da hepsi boğularak öldü. Aynı şekilde Son Günler’de de, Mesih, beden alarak gelecek ve insanları, gerçeğin gemisine binmeye iknaya çalışacaktır. Ancak gözlerini büyük bir inatla gökyüzüne dikerek, Rabbin mucizevi görünüşü beklentisi içinde olan Hıristiyanlar, yeryüzünde ilan edilen gerçeğin sözlerini kaale almayacaklar ve Mesih’i de büyük bir olasılıkla kafir diye reddedeceklerdir. Böylece de tıpkı Nuh’un günlerindeki insanlar gibi, Tanrı’nın takdirsel İradesi’ne hizmette başarısız olacaklardır.

Canını kurtarmaya çalışan herkes onu yitirecektir. Ama yitiren onu koruyacaktır. (Luka 17:33) Eğer Mesih, sanıldığı gibi, gerçekten de bulutlar üzerinde meleklerin trampet sesleri eşliğinde gelecek olsa, kim Mesih’i izlemek yerine kendi hayatını tehlikeye atmayı göze alabilir? Ancak İsa’nın dönüşü fiziksel bir doğum kanalı ile olacağı için, kendisini mucizevi bir şekilde bekleyen Hıristiyanlara göre bir kafir gibi gözükecektir. Bu durumda, Mesih’i, bu şartlar altında izlemeye karar verenlerin, ölümü bile göze alacak bir kararlılığa sahip olmaları gerekebilir. Bu sözler, eğer insanlar Mesih’i yaşamları pahasına inanıp, izlerlerse yaşayacakları anlamına gelmektedir. Öte yandan insanlar, dünyevi kaygılarla yüklü olarak, Ona sırt çevirip, kendi dünyevi çıkarları için Onu dışlarlarsa, ölüm onların üzerine inecektir.

Leş nerede ise, akbabalar da orada toplanacaklar. (Luka 17:37) İsa, kendisine yöneltilen İkinci Geliş’in nerede olacağı sorusuna yukarıdaki karşılığı verdi. Hatırlanacak olursa, İbrahim’in sunağında, kumru ve güvercin uygun bir şekilde ikiye ayrılmadıklarında, yırtıcı kuşlar bu sunuların üzerlerine indiler. (Tekvin 15:11) Bu olay, bize, Şeytan’ın her zaman, kutsanmamış bir şeyi sahiplenme için fırsat kollayarak, pusuda bekler olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede, İsa’nın yukarıdaki anlaşılması zor cevabının anlamını kavramamız daha kolaylaşır. Akbabalar yemek için nasıl cesedin etrafına üşüşürler ve kötü ruhlar da nasıl ruhen ölü olanların çevresini sarıp, sarmalayıp, sahiplenmeye çalışırlarsa, yaşamın kaynağı olan Mesih de, ruhsal yaşamın bol olduğu zengin olduğu yere gelecektir. İsa bu sözleri ile, Mesih’in, sadık inananlar arasında ortaya çıkacağını anlatmak istedi.

Mesih’in İkinci Gelişi’nde, imanda gayretli olanlar da, pek çok ruh eşliğinde, birlikte bir yerde toplanacaktır. (Diriliş 2.3.2.2, 3.1, 3.2) Bu, Mesih’in ortaya çıkacağı yaşam yeri olacaktır. İsa, Tanrı’ya en sadık biçimde tapınan seçilmiş bir halkın bünyesinde doğdu. Zamanı geldiğinde de, yeterli imana sahip ve öğrencileri olacaklarına inandıklarına Mesih olduğunu açıkladı.

Mesih, İkinci Gelişi’nde, yeryüzünde doğacağı için, kutsal kitapta, “Kadın bir erkek çocuk doğurdu. Tüm ulusları demir asa ile güdecek bir oğul. Kadının çocuğu Tanrı’ya ve Tanrı’nın tahtına götürüldü.” (Esinleme 12:5) ifadesi yer almaktadır. Demir asa, burada, Mesih’in, günahkar dünyayı onun aracılığı ile yargılayıp yeryüzünde Kutsallığın Egemenliği’ni tesis edeceği, Tanrı Söz’ünü simgelemektedir. Daha önce, ateşle yargının Söz ile yargı (Yeremya 23:29) olduğuna ayrıntıları ile (Eskatoloji 3.2.2) değinilmişti. Dolayısı ile, Son Günler’de bizim yargıcımız olacak İsa’nın Sözü (Yuhanna 12:48), aracılığı ile göğün ve yerin ateş yargısını bekledikleri (2.Petrus 3:7) ve de Mesih’in yasa tanımazları ağzının soluğu ile ortadan kaldıracağı (2.Selaniklilere 2:8) söz, aynı sözdür. İsa’nın konuştuğu Söz, aynı zamanda, “dudaklarının soluğu” ve “ağzının değneği (çomağı)” (İşaya 11:4) olarak da, tanımlanır ve de “çömlekçi kapları parçalandığı gibi, onları demir çomakla güdecektir.” (Esinleme 2:27) şeklinde yazılmış olduğu gibi, demir çomak olarak da simgelenmektedir.

Yukarıdaki ayette, bir kadından doğan ve Tanrı’nın tahtı önüne götürülen bir çocuktan söz edilmektedir. Bir kadından doğup da, Tanrı’nın tahtına oturmaya layık olan ve de tüm milletleri Tanrı’nın Söz’ü ile yönetecek nitelikteki kişi kim olabilir? Bu nitelikteki bir kişi, kuşkusuz, yeryüzünde yalnızca kendi tarafından bilinecek yeni bir isimle doğacak (Esinleme 2:17, 19:12) Mesih’in İkinci Gelişi’nden başkası değildir. O, Krallar Kralı olarak yöneterek yeryüzünde Tanrı’nın Hükümranlığı’nı tesis edecek kişidir de.

Matta İncili’nin başında, İsa’nın soyağacında yer alan, zina yapmış ya da tek Tanrı inancına sahip olmayan dört kadının adı geçer. (Matta 1:3, 5,6). Bu, insanlığın kurtarıcısının, günahkar soyağaçlarından gelen herkesleri kurtarmak için, günahkar bir soyağacının içerisinden günahsız olarak doğması gerektiğini göstermektedir.

Pek çok Hıristiyan, yukarıdaki ayette yer alan kadını Kilise olarak yorumlamıştır.(geri kalan soyun (Vahiy 12:17) alınması, evlat edinilmiş çocuklar olmaklığı (Romalılara 8:23) simgelemektedir.) Böyle bir yoruma yönelmelerinin nedeni ise, Mesih’in İkinci Gelişinin, bulutlar üzerinde gerçekleşeceğine inanmalarındandır.

Kimi Hıristiyanlara göre ise, Mesih’in İkinci Gelişi, Kutsal Ruh’un insanların kalplerine inmesi ile (Elçilerin İşleri 8:15-17), İsa’nın o insanların kalplerinde yaşamaya başlaması ile (Yuhanna 14:20) gerçekleşir. Ne var ki, İsa, dirilişinden ve de Pentekost’ta Kutsal Ruh’un inişinden beri, sadık insanların kalplerinde zaten yaşamaktadır. (Elçilerin İşleri 2:4) Eğer bu gerçekten İkinci Geliş olarak adlandırılacaksa, o zaman bu geliş iki bin yıl önce gerçekleşmiş demektir.

Kimi mezheplerde de, İsa’nın bir ruh olarak döneceği öğretilir. Ancak, ölümünün üçüncü gününde mezardan dirilişinin hemen ardından, İsa, öğrencilerine yeryüzü yaşamı içerisindeyken sahip olduğu görüntü ile göründü. O zamandan beri de, yüksek ruh seviyesine ulaşmış pek çok Hıristiyanı özgürce ziyaret ederek onlara rehber olmaya devam etmektedir. Dolayısı ile, bu nitelikteki bir ikinci geliş de, iki bin yıl öncesinden başlamak üzere zaten yer almaktadır demektir. Eğer bunlar doğru anlayışlar ise, o zaman, tarihsel anlamda bir İkinci Geliş beklentisi içerisinde olmanın ve en arzulanan umutlarımızın gerçekleşeceği bu günün beklentisi içinde bulunmamızın da hiçbir anlamı olamaz.

İsa’nın öğrencileri örneğin, kendilerine sıklıkla ruhta görünen dirilmiş İsa ile pek çok zamanları paylaşmış olmalarına rağmen, yine de İkinci Geliş beklentisi içinde idiler. Dolayısı ile, onların İsa’nın dönüşünü ruhta beklemedikleri sonucunu çıkarmak mümkün. Örneğin, İsa, bir vizyonda öğrencisi Yuhanna’ya görünüp de “Kısa zamanda geliyorum” dediğinde, Yuhanna Ona cevaben “Amin, gel ya Rab İsa.” (Esinleme 22:20) diye karşılık vermiş idi. Burada İsa da Yuhanna da, İsa’nın ruhsal görünmeleri ile İkinci Gelişi çok net bir şekilde birbirinden ayırmakta idiler. Bu da göstermektedir ki, Mesih, İkinci Gelişi’nde ruh olarak gelmeyecek, İlk Geliş’te olduğu gibi, öncelikle yeryüzünde bir çocuk olarak doğacaktır.

Prensip bünyesinde, Mesih’in neden yeryüzünde yaşam alacak bir şekilde gelmesi gerektiğine yönelik pek çok gerekçe yer almaktadır. Tanrı yaradılışı vücuda getirdiğinde hem soyut, hem de somut dünyayı yarattı. Ve Tanrı daha sonra da, kutsamalarını gerçekleştirip, her iki dünyaya da egemen olsunlar diye insanı, hem ruh, hem beden birimlerine sahip bir şekilde yarattı. (Yaradılış 6:3) İnsanlık, Adem’in hatası yüzünden bu iki dünyanın efendisi olma niteliğini yitirdi. Bunun sonucu olarak da, tüm yaradılış birimleri gerçek efendilerini yitirerek, kendilerine gerçek anlamda egemen olabilecek gerçek Tanrı çocuklarının ortaya çıkışını bekleyerek acı içerisinde kıvranageldi. (Romalılara 8:19-22) İsa, bu çerçevede, mükemmel Adem’i simgeler pozisyonda her iki dünyanın da mükemmel efendisi olmak üzere geldi (1.Korintoslular 15:27) ve tüm inananları varlığına aşılayıp (Romalılar 11:17) kendi ile bütünleştirerek, onların da evrenin efendileri olarak onarılabilecekleri nitelikleri edinmelerine rehber olmak istedi.

Ne var ki, böyle bir takdirin gerçekleşebilmesi için uzun zamanlar hazırlanmış olan Yahudi toplumu, İsa’ya cephe aldığında, Tanrı, İsa’nın bedeninin, insanlığın günahlarının bir kefaleti şeklinde fidye olarak, çarmıh üzerinde Şeytanca sahiplenmesine izin vermek durumunda kaldı. İsa’nın fiziksel bedeni, Şeytan’ın ellerine bırakıldığı için, fiziksel kurtuluş da tamamlanmadan yarım kaldı. İsa, bu dünyadan, yalnızca ruhsal anlamda tamamlayabildiği kurtuluş çalışmasını sonuca ulaştırmak üzere yeniden geleceği sözünü vererek göğe yükseldi. (Mesih 1:4) Öte yandan, bugüne değin, yeryüzünde, hem ruhsal hem de fiziksel anlamlarda mükemmelliğe ulaşmış ve de ruh ve fizik dünyalarına egemen olarak onları uyum içerisinde buluşturmayı başarmış bir tek kişi bile söz konusu olmuş değildir. O nedenle Mesih, yalnızca ruh beden içerisinde dönemez. Mesih, İlk Geliş’te olduğu gibi, her normal insan gibi gelip, hem ruhta hem bedende mükemmelliğe doğru gelişmeli, daha sonra da, insanlığı hem ruhsal hem fiziksel anlamda kendisi ile bütünleştirerek onların yine hem ruhen hem fiziksel anlamlarda mükemmelliğe ulaşmalarına ve de hem ruh hem de fizik dünyanın efendileri olabilecekleri nitelikleri geliştirmelerine öncülük etmelidir.

İsa için başlangıçta söz konusu olan misyon, yeryüzünde Tanrı’nın Hükümranlığı’nı onarmak ve onarılmış insanlığın Gerçek Ebeveyni olarak Tanrı’nın yeryüzü hükümranlığının kralı olmak idi. (İşaya 9:6, Luka 1:31-33) Ancak İsa, insanların kendisine inanmamaları yüzünden, Tanrı’nın asal İradesini tamamlayamadı ve daha sonraki bir zamanda yeniden gelip, eksik kalanı tamamlayacağı sözünü vererek ölüme gitti. Dolayısı ile Mesih, İkinci Geliş’te de ilk gelişte olduğu gibi, yeryüzünde Tanrı’nın Hükümranlığı’nı tesis ederek orada Gerçek Ebeveyn ve de tüm insanlığın kralı olmak misyonuna sahip olacaktır. Bu, Mesih’in, İkinci Gelişi’nde de, tıpkı İlk Geliş’te olduğu gibi yeryüzünde doğmak zorunda olmasının gerisindeki bir başka nedendir.

Günahların kefareti, ancak yeryüzü yaşantısı ile ödenebilir. (Yaradılış 6:3.2) Mesih, günahlarımızın kefaretini ödemek için, yeryüzünde doğmak durumundadır. İsa’nın çarmıha gerilişi ile insanlığa sağladığı kurtuluş yalnızca ruhsal boyutla sınırlıdır ve fiziksel benliklerimizle geçen ve de bizlerde halen aktif olan asal günah olgusuna bir çözüm getirmemiştir. O nedenle, Mesih, insanlığa fiziksel kurtuluş da dahil olmak üzere tam bir kurtuluşu sağlamak için yeniden gelmek durumundadır. Bunu da, kuşkusuz, yalnızca ruhsal anlamda gelmekle gerçekleştirmesi söz konusu değildir. Özetle, Mesih, İlk Geliş’te fizik beden içerisinde gelmesi için söz konusu nedenler neler idiyse yine aynı gerekçelerden ötürü, fiziksel beden içerisinde gelmek durumundadır.

Mesih’in İkinci Gelişi’nin, böylece ruhsal bir geliş değil de İlk Geliş’tekine benzer fiziksel bir geliş olacağını, bütün boyutları ile ortaya koymaya çalıştık. Mesih’in ruhta geri geleceğini var saysak bile, zaman ve mekan sınırlamalarından muaf olan ve de yalnızca ruhsal duyular kanalı ile algılanabilecek bir birim olan ruhun, maddeden oluşmuş bulutlar üzerinde geleceğini düşünmek fikri yine de akla yatkın olmayacaktır. Öte yanda, İkinci Geliş, Mesih’in, fiziksel beden içerisinde bir anda bulutlar üzerindeki görünüşü olacak ise, yaradılış bünyesinde her şeyin önceden belirlenmiş prensipler çerçevesinde yer alma özelliğine istisna oluşturmaması yönü ile, maddeden oluşmuş böylesi fizik bir bedenin, yukarıda bulutlar üzerinde nasıl kalabileceği de sorgulanması gereken ayrı bir konudur. Bazıları, gücü her şeye yeten Tanrı için her şeyin mümkün olabileceği tezini savunacak bile olsa, bir Prensip Tanrısı olan Tanrı’nın, kendi belirlemiş olduğu, yasa ve prensipleri ihlal edeceğini düşünmek hata olur. Tanrı, istese bile başlangıçta belirlemiş olduğu kendi yasa ve prensiplerin dışında hareket edemez. Böylesi bir esnekliği söz konusu olsa idi zaten, yaradılış bünyesinde problem olan her şeyin çözümü de çok kolay olurdu ve bugünlere dek ertelenmek zorunda da kalmazdı. Tanrı, bizimkinden farklı olmayan fiziksel bir beden içerisinde dönmek durumunda olan Mesih’i, uzayda bir yerlerde bekletip, sonra da, bulutlar içinden ortaya çıkaracak şekilde hareket ederek kendi Prensipi’ne aykırı davranacak bir biçimde takdir çalışmasını yürütmez, yürütmeye de gerek görmez. Sonuç olarak, hiçbir anlaşılır kuşkuya yer vermeyecek şekilde, Mesih’in İkinci Gelişi’nin, onun yeryüzünde fiziksel doğumu ile gerçekleşmek durumunda olduğunu farklı perspektiflerden göstermeye çalıştık.

2.3 Mesih’in bulutlar üzerinde döneceğine ilişkin ayetin gerçek anlamı nedir?

Mesih’in dönüşü, yeryüzünde doğumu kanalı ile olacağına göre, Kitab-ı Mukaddes’te yer alan ve onun bulutlar üzerinde döneceğine ilişkin peygamberlik sözlerinin gerçek anlamı nedir? Bu konuya girmeden önce, öncelikle, bulutların neyi simgelediklerine aşağıdaki metni esas alarak açıklık getirmekte fayda var:

İşte bulutlarla geliyor. Her göz onu görecek. Bedenini delenler de onu görecek. Evet yeryüzündeki tüm ırklar onun için dövünecekler. Amin. (Esinleme 1:7) Bu ayete göre, Mesih, döndüğünde her göz onu görebilecektir. Aziz Stefanos şehit edildiğinde, yalnızca kendisi ve de ruhsal duyuları açık olan sadık Hıristiyanlar, İsa’nın Tanrı’nın sağında durduğunu görebildiler. Aynı şekilde, İsa da eğer, ruh dünyasından bir ruh olarak inecek ise, yalnızca ruhsal duyuları açık olan inananların onu görmeleri gerekir ki, bu da her gözün Mesih’i, gelişinde göremeyeceği anlamına gelir. Dolayısı ile Rabbin dönüşünde herkesin onu görebileceğine yönelik Kutsal Kitap peygamberliği, ancak ve ancak, Mesih’in bedende gelişi ile mümkün olabilir.

Fizik beden içerisindeki bir ruhun, bulutlar üzerinde dolaşması mümkün olamayacağı için de, bu ayetteki bulutların başkaca bir şeyleri simgeliyor olmaları gerekir. Aynı bölüm içerisinde, İsa’nın bedenini delenlerin bile onu görebilecekleri de belirtilmektedir. İsa’nın bedenini delenler Romalı askerler idi. Ancak söz konusu bu Romalı askerlerin dönüşünde Mesih’i görebilmeleri mümkün değildir. Böyle bir şeyin olması için, bu askerlerin diriltilmeleri gerekir ki, yine Kitab-ı Mukaddes’e göre, Mesih’in dönüşünde diriltilecek olanlar, yalnızca ilk dirilişe de katılmış olan ve Mesih’e sadakatle inananlar olacaktır. Ruhların geri kalanı ise, Tanrı’nın hükümranlığında “bin yıl geçtikten sonra” (Esinleme 20.4-5) ancak diriltileceklerdir. O nedenle, “ onun bedenini delen herkes” sözleri, Romalı askerleri değil de başka bir kesimi simgeleyen sözler olarak yer almış olmalıdır. Gerçekte de bu benzetme, İkinci Geliş zamanında yaşıyor olup da, Mesih’in bulutlar üzerinde geleceği düşüncesine sıkı sıkıya bağlı olan kesimi kastetmektedir. Mesih, yeryüzüne, bu kesimin beklentilerinin aksine, mütevazi bir doğum ve şartlar içerisinde döndüğünde, onu tanımayacak ve ona eziyet edecek olan kesimdir burada söz konusu olan. Bu durumda, eğer “onun bedenini delen herkes” sözleri bir simge ise, o halde aynı ayet içerisinde yer alan bulutlar da mecazen kullanılmışlar demektir.

Bu durumda bulutlar neyi simgelemektedirler? Bulutlar, yeryüzündeki arı olmayan suyun buharlaşarak arınması ile oluşurlar. Kitab-ı Mukaddes’te ise, su, sıklıkla, günahkar insanlık için kullanılmıştır. (Esinleme 17:15, Mezmurlar 144:7) Bu durumda, bulutların, yeniden doğarak düşmüş pozisyonlarından sıyrıldıkları için kalpleri yeryüzüne değil de gökyüzüne merkezli yaşayan sadık Mesih inananlarını simgelediği sonucunu çıkarabiliriz. Gerek Kitab-ı Mukaddes, gerekse de diğer kutsal kitaplarda, bulutlar bir de, çoğunluğu simgelemek için kullanılmışlardır. (İbranilere Mektup 12:1, Hezekyel 38:9) Kimi kültürlerde de günlük konuşma akışı içerisinde, bulutların bu anlamda kullanıldıklarına tanık oluruz. Musa’nın misyon sürecinde, İsrailoğullarına, gün boyunca yol gösteren bulut sütunu İsrail’in lideri olarak gelme durumunda olan İsa’yı, gece boyunca görülecek ateş sütunu ise, İsa’nın partneri olarak İsrail’e ilham ateşi ile yön gösterecek olan Kutsal Ruh’u simgelemekte idiler.

Böylece, İsa’nın bulutlar üzerinde gelişinin, Onun, kendisine inanan yeniden doğuşa ulaşmış bir grup içerisinden çıkarak İkinci İsrail konumundaki Hıristiyanların lideri olacağına işaret etmektedir. Hatırlanacak olursa, İsa, kendisine döneceği yerin neresi olacağı sorusu yöneltildiğinde, “ceset nerede ise, kartallar da orada toplanacaklar“ (Luka 17:37) şeklinde karşılık vermiş idi. İsa bu cevabı ile, Mesih’in, Mesih’in bulutlar üzerinde döneceği peygamberlik sözleri ile aynı anlama gelen, gerçek inananların toplanmış olduğu yere döneceğini anlatmak istemişti.

Bulutlar simgesinin gerisindeki gerçek anlama bu şekilde yorum getirdiğimizde, bu anlamda İsa’nın kendisinin de, İlk Geliş’te, gökten, bulutlar üzerinde yere inmiş olduğunu söyleyebiliriz. Kutsal Kitap’ta, “İlk insan yerdendir, yerseldir. İkinci insan göktendir.” (1.Korintoslular 15:47) ve “Gökten inmiş olan İnsanoğlundan başka hiç kimse göğe çıkmış değildir.” (Yuhanna 3:13) diye belirtilir. İsa, yeryüzünde doğmuş olduğu halde, takdirsel bakış açısından ve de sahip olduğu gerçek değer açısından, gökten gelmiş olarak değerlendirilmektedir. Bu, Danyel’de yer alan ve İsa’nın bulutlar üzerinde geleceğine yönelik peygamberlik sözleri ile de örtüşmektedir. (Danyel 7:13)

2.4 İsa, neden Mesih’in bulutlar üzerinde geleceğini ifade etti?

İsa’nın, Mesih’in bulutlar üzerinde geleceğini söylemesinin iki nedeni vardı: Birinci neden, Mesih düşmanlarının, inananların kafalarını karıştırmalarının önüne geçebilmek içindi.

İsa eğer, dönüşünün fiziksel bir doğum ile gerçekleşeceğini açık bir şekilde belirtseydi, o noktada, bir Mesihler enflasyonunun oluşarak çoğunluğun kafasını karıştırmalarını önlemek de imkansız olurdu. İsa, mütevazi bir çevreden Mesih olarak ortaya çıktığı için de, her türlü sosyal çevreden belli bir ruhsallık seviyesine sahip herhangi birileri, İkinci Geliş iddiası ile ortaya çıkarak, büyük bir delüzyonla dünyanın gözünü boyayabilirdi. Hıristiyanların büyük bir bölümü, Mesih’in bulutlar üzerinde döneceği beklentisi içerisinde, gözlerini gökyüzüne dikmiş olarak bekledikleri için, böylesi bir karışıklık da büyük ölçüde saf dışı bırakılmış olmuştur. Ancak şimdi, zamanı geldiği için, Mesih’in fiziksel bir doğuşla geleceği gerçeğinin açıklanması ve de anlaşılması gerekmektedir.

İkinci neden, zorlu bir iman hayatı sürdüren Hıristiyanları ruhta diri tutma ve teşvik edebilme adınaydı. İsa’nın, Tanrı’nın İradesi’ni mümkün olduğunca çabuk yerine getirebilmeleri amacı ile kendisini izleyenleri teşvik etme adına, mantığa aykırı gibi gözükecek sözler sarf etmiş olduğu başka durumlar da söz konusu oldu. Örneğin, “Doğrusu size derim ki, İnsanoğlu dönünceye kadar, siz İsrail’in kentlerini dolaşmayı bitirmeyeceksiniz.” (Matta 10:23) Bu sözler, İsa’nın öğrencilerini, İkinci Geliş’in çok yakın bir gelecekte yer alacağına inandırmaya yetti. İsa, Petrus’a yaklaşan sonundan söz ettiğinde, Petrus, havari Yuhanna’ya ne olacağı sorusunu yöneltmişti. Buna karşılık İsa’nın verdiği cevap şu olmuştu: “Eğer ben gelinceye kadar onun kalmasını istiyorsam bundan sana ne?” (Yuhanna 21:22) Ve yine bir keresinde İsa öğrencilerine şöyle seslendi: “Doğrusu size derim, burada duranlar içinde, İnsanoğlu’nun hükümranlığında gelişini görmeden önce ölümü tatmayacak kişiler vardır.” (Matta 16:28) İsa’nın değişik zamanlarda sarf etmiş olduğu bu sözler, doğal olarak, öğrencilerinin de, İsa’nın, kendilerinin yaşam süreleri içinde geri döneceğine inanmalarına yol açtı.

İsa’nın yakın bir sürede döneceği düşüncesi, öğrencilerinin daha bir gayret içerisinde çalışmalarını sürdürmelerine zemin oluşturdu ve de Roma İmparatorluğu bünyesinde ve de Yahudiler çevresinde karşılaşacak oldukları eziyetlere de daha bir kararlılıkla karşı koyabilecekleri gücü kazandırdı. İkinci Geliş umudunun kazandırdığı gayret ile, hepsi de Kutsal Ruh’la dolarak (Elçilerin İşleri 2:1-4), büyük bir muhalefet oluşmuş olmasına rağmen, ilk Hıristiyan Kilisesi’ni kurmayı başardılar. Onların ilerde nelerle karşılaşabileceklerini çok iyi görebilen İsa, böylece, çok ”ağır bir haç” taşıyacak olan öğrencilerini, ruhta diri tutup, teşvik etmek adına, bulutlar üzerinde Tanrı’nın gücü ve yüceliği ile geleceği ve de her şeyleri bir şimşek hızı ile gerçekleştirip, tamamlayacağı sözünü verdi.