Konu 2. Evrensel Temel Enerji, Verme-Alma Hareketi (Koşulsuz Paylaşım), Dörtlü Durum Temeli
2.1 Evrensel temel enerji
Her şeylerin Yaratıcısı Tanrı, sonsuz, kendi kendine var olan, zaman mekan ötesi mutlak gerçek olduğu için, Onun varlığının çıkış noktası olan temel enerjisi de, sonsuzluk, kendi kendine var olmaklık ve de mutlaklık özelliklerine sahip olmalıdır. Bu enerji, yaratılan tüm varlıkların var olup, varlıklarını sürdürebilmelerine imkan sağlayan tüm enerji ve güçlerin de kaynağıdır. Söz konusu bu kaynak enerjiyi, evrensel temel enerji diye adlandırıyoruz.
2.2 Verme-alma hareketi (koşulsuz paylaşım)
Evrensel temel enerji aracılığı ile, tüm varlıklardaki özne ve nesne unsurlar, ortak bir zemin oluşturarak, karşılıklı ilişki içerisine girerler. Bu ilişki dinamiğinin işlerliği sonunda, o varlığın, var olması, çoğalması ve hareket etmesi için gerek duyacağı tüm güçler açığa çıkar. Bu güçleri, belli bir süreç içerisinde ortaya çıkaran ilişki dinamiğini, verme-alma hareketi olarak adlandırıyoruz. Evrensel temel enerji ve de verme-alma hareketi ile ortaya çıkan güçler, sebep-sonuç, içsel-dışsal, özne birim-nesne birim karşılıklı ilişkileri içerisinde yer alırlar. Evrensel temel enerji, dikey gücü oluştururken, verme-alma hareketi ile açığa çıkan güçler, yatay güçleri oluştururlar.
Bu noktada gelin, Tanrı ve yarattığı evreni, evrensel temel enerji ve verme-alma hareketi bakış açısından ayrıntılı bir biçimde ele alalım. Tanrı’nın evrensel temel enerjisi, Onun, sonsuzluk özelliğine sahip çiftlilik özelliklerini, karşılıklı ilişkileri için ortak bir zemin oluşturacak şekilde yönlendirir. Çiftlilik özellikleri daha sonra, verme-alma hareketleri içerisine girerler ve bu verme-alma hareketleri ile ortaya çıkan güçler temelinde, bu özellikler, kendi sonsuz devinimleri için gerekli temeli bina ederler. Bu ilişki dinamiği, Tanrı’nın kendisinin de var oluşu ve varlığını sonsuza dek sürdürmesi ve de evreni yaratıp, saklı tutması için gereken tüm güçleri açığa çıkaran temelin gerisindeki güçtür.
Yaratılan evrende, her bir varlığa çıkış veren çiftlilik özellikleri, ortak bir zemin oluşturmak üzere, evrensel temel enerji tarafından beslenip, daha sonra verme-alma hareketleri ilişki dinamiği içerisine girerler. Bu verme-alma hareketleri sonucu ortaya çıkan güçler temelinde, çiftlilik özellikleri, kendi karşılıklı ilişkilerinin süregenliği için gereken temeli inşa ederler. Ve böylelikle, varlığın, var olması ve de Tanrı için nesne birimlik oluşturarak varlığını sürdürebilecek güçleri açığa çıkarabilmesi için gerekli zemin de oluşmuş olur.
Örneğin elektronlar, çekirdek etrafında toplanarak bir çeşit verme-alma hareketi olan elektro manyetik bir etkileşime girdiklerinde, atomlar oluşur. Pozitif ve negatif iyonlar bu tip bir verme-alma hareketi içerisine girdiklerinde, molekülleri oluşturup, kimyasal reaksiyonları açığa çıkarırlar.
Pozitif ve negatif elektrik yükleri arasındaki verme-alma hareketleri, tüm elektrik fenomenlerinin gerisindeki etkendir.
Bitkilerde, odunsu ve soymuk dokuları arasındaki besin dolaşımı (sirkülasyonu), söz konusu bitkinin yaşam fonksiyonlarını sürdürüp, gelişimlerini sağlayan verme-alma hareketlerinden biridir. Ercik ve dişicik birimleri arasındaki verme-alma hareketi de, bitki yaşamının üremesi açısından dominant bir faktördür.
Hayvanlar, çoğalım ve türlerinin devamını erkek ve dişi birimleri arasındaki verme-alma hareketleri ile sağlar. Hayvanlar ve bitkiler, oksijen ve karbondioksit alış-verişi ve arılar ile çiçekler arası işbirliğindeki gibi pek çok durumda, aralarında yer alan verme-alma hareketleri dinamiği içerisinde bir arada var olabilirler.
Gök cisimlerine gelince, güneş sistemimiz de yine, güneş ve gezegenler arasındaki verme-alma dinamikleri çerçevesinde varlığını sürdürür. Onların değişik devinimleri, evrenin yapılanmasında rol oynar. Dünya ve ay da, kendi ve birbiri etrafındaki dönüşlerini, verme-alma dinamiği içerisinde oluşan belli bir yörünge içerisinde sürdürürler.
İnsan bedeni de, atardamar ve toplardamarları arasındaki karşılıklı devinimler, nefes alıp- nefes verme hareketleri, sempatik ve parasempatik sinirler arası verme-alma hareketleri ve daha pek çok birbiri ile ilintili birimler arası ilişkiler bünyesinde yaşam fonksiyonlarını sürdürür. Ve gene akıl ve bedeni arasındaki verme-alma dinamiği çerçevesinde, insan, yaşam amacını daha ileri noktalara taşıyacağı yeterlilikleri açığa çıkarır.
Aynı prensip çerçevesinde, ailede, karı-koca, toplumda bireyler, ulus bünyesinde vatandaşlar ve hükümet, dünya genelinde de ülkeler arasında yer alan verme-alma ilişkileri, her bir birimin uyum ve barış içerisinde bir arada yaşayabilmesi açısından hayati önem taşır.
Bir insan ne kadar kötü olursa olsun, onu, erdemli bir yaşama hiç durmaksızın yönlendiren, vicdanının gücü, kendi iç benliğinde daima aktif bir biçimde işlerliğini sürdürür. Bu tüm zamanlar ve mahallerdeki her tip insan için geçerlidir. Hiç kimse, bilinç düzeyinde farkında olamasa bile, sürekli işler olan vicdanının sesini bastırma gücüne sahip değildir. Kişi, kötü bir eyleme geçit verdiği anda, vicdanının ezici prangası altına girer. Vicdanın işlerliği söz konusu olmasa idi, düşmüş, prensip merkezlilikten uzaklaşmış dünyamızın, Tanrı’nın onarım planı çerçevesinde onarımı da asla söz konusu olamazdı.
Bu denli etkili bir gücün çıkış noktası, kaynağı nedir o halde? Söz konusu tüm güçler, belli verme-alma dinamikleri çerçevesinde üretilip, açığa çıktıklarına göre, vicdanın da sahip olduğu gücü kendi başına üretiyor olması söz konusu olamaz. Bu da bu gücün, vicdanın, ancak belli bir özne birim ile ortak bir zemin oluşturup, verme-alma hareketleri dinamiği içerisine girmesi ile ancak açığa çıkabilir anlamına gelir. Vicdan için yegane öznelik oluşturabilecek tek birim ise Tanrı’dır.
İnsanın Düşüşü diye nitelendirdiğimiz olayın en olumsuz etkisi, Tanrı ve insanları arasındaki ilişkinin akışına darbe indirmesi, dolayısı ile sağlıklı iletişimin oluşması için gerekli verme-alma hareketlerine sekte vurmuş olmasıdır. İnsanlar, Düşüş olayı ile birlikte, Tanrı ile bütünleşecekleri yerde, Şeytan ile karşılıklı ilişkiler dinamiğinin oluşum ve gelişimine zemin hazırladılar ve bu anlamda onunla bütünleştiler. İnsanlık tarihinde, bir tek İsa’nın, Tanrı’nın biricik oğlu diye tanımlanmasının nedeni, Onun, Tanrı ile arasındaki karşılıklı ilişki dinamiğini, mükemmel bir biçimde yerleştirmiş olma başarısına dayanır. İsa ile mükemmel bir karşılıklı ilişki içinde bütünleşme gereği, bizlerin Tanrı ile kesintiye uğramış kopuk ilişki dinamiğimizin yeniden canlandırılması için gereken itici güçlerin açığa çıkmasına, dolayısı ile Tanrı tarafından bizlere bahşedilmiş asal tabiatlarımızın yeniden keşfedilmesine yardımcı olunması adınadır. Bu gerçekten ötürüdür ki, İsa, düşmüş insan için, onu yeniden Tanrı ile bütünleştirecek yeterliliğe sahip yol, gerçek ve yaşam diye tanımlanır. (Mesih, meshedilen, Kurtarıcı pozisyonundaki kişidir. Dolayısı ile Mesihlik misyonu ile ortaya çıkan kişi, sadece gereken onarımın sağlanabilmesi için gerekli şartların oluşturulması adına, Tanrı’dan bir takım bilgileri, öneri ve uyarıları içinde bulunduğu topluma aktarmakla kalmaz, fakat aynı zamanda bu bilgiler ışığında, gerçek insan prototipini bizzat örnekleyip, yaşayarak, Düşüş öncesinde söz konusu olan, Tanrı ile bütünleşebilmek ayrıcalığını sağlayabilecek fiziksel ve ruhsal dinamikleri açığa çıkaracak temelleri oluşturur). İsa, sınır tanımayan sevgisi, hoşgörüsü ve kendi yaşamını bile insanlık için vermeyi göze alabilen özverili yaklaşımı ile, diğer insanlar ve Tanrı arasında aracı olma pozisyonunu gerçek anlamda hak etti. Sarsılmaz bir iman ile ona inanan (ki Ona inanmak, asla, belli bir dinin sınırları içine girmek veya orada kalmak şeklinde anlaşılmamalıdır) “yok olmayacak sonsuz yaşama kavuşacaktır.” (Yuhanna 3:16)
Hıristiyanlık felsefesi, ön koşulsuz sevgi anlayışını çok ağırlıklı olarak vurgular. Mesihlik bilincini oluşturarak da, insanlar arası yatay ilişkileri, verme-alma hareketlerini, sevgi ve özveri değerlerini ön plana çıkararak onarmaya çalışır. Sevginin bu yatay düzlemdeki temeli üzerinde, Tanrı ile aramızdaki dikey verme-alma ilişkisinin onarımının mümkün olacağı yol açılır. İsa’nın söz ve eylemlerinin gerisinde yatan asıl amaç bunun sağlanması idi. Bir kaç örnekle konuya daha bir açıklık kazandırmak mümkün: Başkalarını yargılamayın ki, Tanrı da sizi yargılamasın. Çünkü hangi yargıda yargılarsanız onunla yargılanacaksınız, hangi ölçüyle ölçerseniz aynı ölçü ile ölçüleceksiniz. (Matta 7:1-2) İnsanların size nasıl davranmalarını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın. Çünkü Yasa’nın ve peygamberlerin anlamı budur. (Matta 7:12) Kim beni insanların önünde açıkça kabul ederse, ben de onu, göklerdeki Babamın önünde açıkça kabul edeceğim. (Matta 10:32) Bir peygamberi peygamber olduğu için kabul eden, peygambere yaraşan karşılığı alacaktır. Doğru kişiyi doğru olduğu için kabul eden, doğru kişiye yaraşan karşılığı alacaktır. (Matta 10:41) Her kim bu küçüklerden birine öğrencimdir diye bir bardak soğuk su içirirse, doğrusu size derim, karşılığını hiç yitirmeyecektir. Matta 10:42
2.3 Kaynak-bölünme-birleşme hareketi ile üçlü nesnel amacı gerçekleştiren dörtlü durum temeli
2.3.1 Kaynak-bölünme–birleşme hareketi
Tanrı’nın yaradılış dünyasını vücuda getirme süreci, Tanrı’daki çiftlilik özellikleri, Tanrı’nın evrensel temel enerjisinin güdümü ile, ortak bir zemin oluşturduğunda başlar. Bu birimler, verme-alma hareketleri içerisine girdiklerinde, çoğalımı sağlayan bir gücü açığa çıkarırlar. Bu güç, çiftlilik özelliklerini, her biri, Tanrı’yı merkezinde tutacak şekilde Onunla ilişkide bulunan, çeşitli somut nesne birimlere yansıtır. Tanrı için nesnelik oluşturan bu birimler, daha sonra, evrensel temel enerji tarafından yönlendirilerek, ortak bir zemin oluşturup verme-alma hareketlerine girmeleri ile birlikte, birbirleri ile ilişkilerinde, özne, nesne birimlik pozisyonlarını da üstlenirler. Daha sonra, uyumlu bir birlik içerisinde birleşerek, Tanrı için yeni bir nesne birimi ortaya çıkarırlar. Kaynak olan Tanrı’dan, iki bütünlüğün birbirlerinden ayrı olarak ifade bulup, daha sonra yeniden birlik içinde birleşmesi süreci- kaynak-bölünme-birleşme hareketi diye adlandırılır.
2.3.2 Üçlü nesnel amaç
Kaynak-bölünme-birleşme işleminin bir sonucu olarak, merkezde kaynak birim, özne ve nesne birimler (kaynağın çiftlilik özelliklerini model olarak alan farklı somut nesne birimler) ve onların birliği olmak üzere, ortaya dört pozisyon çıkar. Bu dört pozisyondan herhangi biri, özne birimlik pozisyonunu üstlenerek, diğer üçünün nesne birimlik üstlenecekleri bir şekilde, üçlü nesne birimlik birliğini oluşturur. Ve bu dörtlerden her birinin, böylelikle, özne birim gibi hareket edip, çevresinde kendini merkez alan diğer üçü ile beraber verme-alma hareketlerine girmesi ile birlikte üçlü nesnel amaç yerine getirilir.
2.3.3 Dörtlü durum temeli
Kaynak-bölünme-birleşme hareketi ile, özne olan kaynak birim ve kaynaktan yansıyan nesne birim ve her ikisinin birlikleri üçlü nesnel amacı yerine getirdiklerinde, dörtlü durum temeli oluşmuş olur.
Dörtlü durum temeli, hem dört, hem de, üçlü nesnel amacın tamamlanışı olma yönü ile üç sayısının da kaynağını oluşturur. Dörtlü durum temeli, Tanrı, evlilik bağı içerisindeki karı-koca ve çocukların birlikte, kaynak-bölünme-birleşme hareketlerini tamamlamaları ile gerçekleşir. Bu yönü ile, dörtlü durum temeli, üç aşama prensibinin de kaynağıdır. Bunun yanı sıra, dörtlü durum temeli içerisinde yer alan dört pozisyonun her birinin, sırasıyla, diğer üç nesne birimin sorumluluğunu üstlenip, üçlü nesnel amacı yerine getirmeleri, toplam anlamda, on iki nesne birimin varlığının söz konusu olması demektir. Bu anlamda da, dörtlü durum temeli, on iki sayısının da kökenini oluşturur. Dörtlü durum temeli, iyilik olgusunun da ana temelidir, Tanrı’nın yaradılış amacının gerçekleşme zeminidir, tüm varlıkların, var olabilmeleri ve de Tanrı’nın onlarda barınabilmesi için gereken tüm güçleri sağlayan yegane temeldir. Ve tüm bu özellikleri ile, dörtlü durum temeli, Tanrı’nın sonsuz yaratma amacıdır da.
2.3.4 Dörtlü durum temelinin var olma hali
Kaynak-bölünme-birleşme yolu ile üçlü nesnel amacı tamamlayarak dörtlü durum temelini tamamlayan tüm varlıklar, dairesel ya da küresel düzlemlerde hareket ederler. Bunun sonucu olarak da, üç boyut içerisinde var olurlar.
Kaynak-bölünme-birleşme hareketi ile, Tanrı’daki çiftlilik özellikleri, birbirleri ile özne birim-nesne birim ilişkisi içinde olacak iki farklı ve somut nesne birimin oluşmasına imkan sağlayacak şekilde yansıyıp, o birimler bünyesinde ifade bulurlar. Nesne birim, ortak bir zemin oluşturacak şekilde, özne birime karşılık verir ve özne birim merkezinde olacak şekilde, onunla verme-alma hareketine girer. Vermenin gücü olan merkezkaç (santrifüj) ve de almanın gücü olan merkezcil (santripetal) kuvvetlerinin dengedeki birlikleri ile de, nesne birim, özne birimin etrafında dairesel bir hareketle dönmeye başlar. Böylece her iki birim uyum içerisinde birleşmiş olur. Aynı şekilde, özne birim de Tanrı için nesnelik oluşturarak, Onun etrafında dönüp, Onunla birlik oluşturur. Nesne birim, özne birimi ile tam bir birlik oluşturduğunda, her ikisinin birlikleri, Tanrı için, Onun çiftlilik özelliklerini yansıtacak yeni bir nesne birimlik oluşturur. Bu anlamda, herhangi bir nesne birimin, Tanrı için nesne birimlik oluşturabilmesinin yegane yolu da, kendi özne birimi ile birlik oluşturmasından geçer.
Özne ve nesne birimlerin bu birliklerinde, özne ve nesne birimlerin kendileri de, aynı verme-alma hareketleri prensibi çerçevesinde, kendi dairesel hareketlerini taşıyan çiftli özelliklerden oluşur. Böylece, birlikleri içerisinde, bir anda daha geniş bir dairesel hareket içerisine giren özne ve nesne birimler bünyesinde, verme-alma hareketlerinin dairesel hareketlerine tanık oluruz. Özne ve nesne birimler arasında dairesel hareketin bu iki seviyesinin aynı düzlem üzerinde yörüngelerinin oluştuğu zamanlar da olabilmekle birlikte, genelde, özne birimin etrafındaki dönüş açısının sürekli değişmesinden ötürü, bu dairesel hareket, küresel harekete dönüşür. Kısacası, dörtlü durum temelini tamamlayan tüm varlıklar, hem dairesel hem de küresel hareketlerini taşırlar ve böylelikle de, varoluş halleri, daima üç boyutlu olur.
Örnek olarak güneş sistemini ele alırsak, güneşe göre, nesne birimlik oluşturan gezegenlerin her biri, güneş ile, merkezkaç ve merkezcil güçler kanalı ile, ortak bir zemin oluşturarak verme-alma hareketleri içerisine girer. Güneşin etrafında eliptik bir yörüngede dönen gezegenler birlikte uyum içerisindeki bir birliği oluşturarak, güneş sistemini oluştururlar. Bu arada, dünya gezegeni de, çiftlilik özelliklerine sahip bileşik bir bütün olarak, kendi ekseni etrafındaki dönüşünü sürdürür. Bu, güneş ve diğer gezegenler için de geçerlidir. Her biri de, çiftli özelliklere sahip bileşik bütünlükler olarak, kendi eksenleri etrafında sürekli bir dönüş içerisindedirler. Güneş sisteminde, verme-alma hareketleri çerçevesinde oluşan yörüngeler, tam olarak aynı düzlem içerisinde yer almazlar. Değişik açı ve yörüngelerden ötürü, güneş sistemi, üç boyut içerisinde var olan küresel hareketler sergiler.
Aynı şekilde, tüm gök cisimleri, kendi dairesel ve küresel hareketleri sayesinde, üç boyut içerisinde var olurlar. Sayısız gök cismi, aralarındaki verme-alma hareketleri sonunda tek bir bütünlük oluşturup, evreni yapılandırır. Böylece, evren, aynı prensip çerçevesinde yönlenen bünyesindeki unsurların dairesel hareketleri çerçevesinde, üç boyut içerisinde yer alır.
Bir elektron, proton ile ortak bir zemin oluşturup, verme-alma hareketleri içerisine girdiğinde, protonun etrafında, dairesel bir hareketle döner ve onunla birleşip atomu oluşturur. (Hidrojen) Gerek elektron, gerekse de proton, kendilerini sürekli bir dönüşe yönlendiren, kendi çiftli özelliklerini taşırlar. O nedenle, proton ve elektron arasındaki verme-alma hareketleri sonucu ortaya çıkan dairesel hareket, tek bir düzlem üzerindeki bir yörünge ile sınırlı kalmaz, dönüş açısını sürekli olarak değiştirerek küresel bir harekete dönüşür. Bu küresel hareket içerisinde, atom, böylece, üç boyutlu olarak var olur. Aynı şekilde, pozitif ve negatif kutuplar arası manyetik güç de, elektrikle yüklü parçacıkların küresel hareket içerisine girmelerine imkan sağlar.
İnsan örneğinde örneğin, akla göre, nesne konumunda olan beden, akıl ile, ortak bir zemin oluşturup, verme-alma hareketlerine girer. Figüratif anlamda, bu bedenin, aklın etrafında, dönerek onunla tam bir birliğe ulaşması diye de ele alınabilir. Akıl, Tanrı’yı özne alıp, merkezine Onu alaraktan Onun etrafında dönerek Onunla tam bir birlik oluşturduğunda ve beden de bu merkezdeki bir akılla tam bir birlik oluşturduğunda, birey, Tanrı’daki çiftlilik özelliklerini tam olarak yansıtabilecek nesneliğe sahip olabilir. Birey, böylece, yaradılış amacını yerine getirmiş olur.
Akıl da beden de, kendi çiftli özelliklerine sahip olmaları yönü ile, kendi içlerinde de, sürekli hareketlerini taşırlar. Böylece akıl ve beden arasındaki, verme-alma dinamiği bünyesinde oluşan dairesel hareket, Tanrı etrafındaki dönüş açısını durmaksızın değiştirerek küresel harekete dönüşür. Yaradılış amacını gerçekleştirmiş insanlar, yaşamlarını, Tanrı’yı merkez alan küresel hareketler çerçevesinde sürdüren üç boyutlu varlıklar olarak yer alırlar ve bu şekilde de, fizik ötesi dünya üzerinde de egemen, özne olabilme gücüne ulaşırlar. (Yaradılış 6.2)
Tek bir düzlem üzerinde, özne ve nesne birimlerin dairesel hareketleri, üç boyutlu yörüngede küresel harekete dönüştüğünde, evrenin dinamizmi ve yaratıcılığı da ortaya çıkar. Her bir yörüngenin mesafe, şekil, durum, yön, açı, güç ve hızındaki farklılıklar, yaradılış dünyasının sonsuz çeşitliliğindeki güzelliklerin ayrı ayrı sergilenişine imkan sağlar.
Tüm varlıklarda içsel tabiat ve dışsal form bulunması gibi, içsel tabiat ve dışsal forma mukabil belli bir küresel hareket de mevcuttur. Aynı şekilde, içsel tabiata ve dışsal forma benzeyen birer hareket merkezi de vardır. Bu iki merkez, içsel tabiat ve dışsal form arasındaki ilişkinin benzerine sahiptirler.
Tüm bu küresel hareketlerin merkezi nedir diye sorulacak olursa, insanlar, Tanrı’daki çiftlilik özelliklerini imaj anlamda yansıtan birimler olmaları yönü ile, yine Tanrı’daki çiftlilik özelliklerini sembolik anlamda yansıtan yaradılışın diğer tüm varlıklarına göre merkezi konumdadır. Tanrı ise, Onun imaj anlamdaki somut nesne birimleri olarak yaratılan insanların merkezidir. Bu da, sonuçta, evrendeki tüm küresel hareketlerin yegane merkezinin Tanrı olduğu anlamına gelir.
Konuyu biraz daha açarsak, Tanrı için nesnelik oluşturan her birim, kendi içinde de bir özne, bir nesne birime sahiptir. Bu birimlerin aralarındaki ilişkinin merkezi, özne birimdir, dolayısı ile, özne birim ve nesne birim arasındaki birliğin merkezi de yine özne birimdir. Tanrı, tüm varlıklardaki özne birimlerin de nihai öznesi olması yönü ile, bu varlıkların birliklerinin de doğal olarak öznesidir. Daha önce yukarıda da ele alındığı gibi, Tanrı için nesnelik oluşturan üç somut nesne birim (özne birim, nesne birim ve onların birliğinden oluşan üçüncü birim), kendi aralarında da, ortak zeminler oluştururlar. Bu üç birimden her biri sırasıyla, merkezi konuma geçip, Tanrı’yı merkezlerinde tutacak şekilde, diğer ikisi ile verme-alma hareketlerine girerek bir bütün oluşturduğunda, üçlü nesnel amacı tamamlayıp dörtlü durum temelini tesis ederler. Dolayısı ile, dörtlü durum temelinin yegane merkezi Tanrı’dır.
Dörtlü durum temelini bu şekilde tesis eden tüm varlıklar, gerçeğin bireysel bütünlükleridirler. Daha önce de belirtildiği gibi, gerçeğin bireysel bütünlükleri, kabaca, gerçeğin imajda bireysel bütünlükleri (insanoğulları) ve gerçeğin sembolde bireysel bütünlükleri (yaradılışın geri kalan birimleri) olarak iki gruba ayrılırlar. Evren, her biri diğerlerine belli bir hiyerarşik düzen içerisinde en alt seviyelerden en üst seviyelere varıncaya dek ilintili, gerçeğin sayısız bireysel bütünlüklerinden oluşur. Bu şaşmaz düzen içerisinde insanoğlu, en üst seviyede yer alır. Gerçeğin bireysel bütünlükleri, yaşam zincirinin daha alt seviyesindekiler, daha üsttekilere nesnelik oluşturacak şekilde, küresel hareketlerle birbirleri etrafında dönerler. Dolayısı ile, her türlü küresel hareketin merkezi, özne birim olarak hareket eden bir üst yaşam zinciri seviyesindeki gerçeğin bireysel bütünlüğüdür. Sayısız gerçeğin bireysel bütünlüklerinin merkezleri, en alttakinden başlayarak en üsttekine varıncaya dek birbirleri ile entegre bir ilişki zinciri içerisinde birbirlerine bağlıdırlar. Bu merkezlerin en yükseği, gerçeğin imajdaki bireysel bütünlüğü olan insanoğludur.
İnsanoğlunun yaradılış bünyesindeki bu merkezi pozisyonunu bir parça irdeleyelim. Bilim, elementer parçacıkların, maddenin temel yapı taşları olduğunu ve bunların da enerjiden oluştuklarını kabul eder. Maddesel evreni değişik seviyelerde oluşturan gerçeğin bireysel bütünlüklerinin var oluş amaçlarını göz önüne alaraktan, enerjinin, parçacıkları, parçacıkların atomları, atomların molekülleri, moleküllerin maddeyi oluşturmak için var olduklarına ve de maddenin de, evrende yer alan tüm bireysel bütünlüklerin yaradılışları için var oldukları sonucuna varmak mümkün. Aynı şekilde, enerjinin etkinliği parçacıkları, parçacıkların etkinliği atomları, atomların etkinliği molekülleri, moleküllerin etkinliği maddeyi ve de maddenin etkinliği de evreni oluşturmak adınadır.
Bu durumda evrenin var oluş amacı ve de merkezinin ne olduğu sorularına verilecek cevap, insanoğlu olacaktır. Bu gerçekten ötürü, Tanrı, insanları yarattıktan sonra, onlardan, evren üzerinde egemen olmalarını istedi (Tekvin 1:28). Bunca çeşitlilikle yaratılmış evreni takdir edecek birimler söz konusu olmasa idi, o zaman evreni de, hiçbir ziyaretçisi olmayan bir müzeye benzetmek yanlış olmazdı. Bir müzede sergilenen eserler gerçek ve tarihsel değerlerine ancak ve ancak insanlar onları beğenip, sevip ve onlardan zevk alıp, takdir ettiklerinde ulaşırlar. Bu, o eserlerin varlıklarına ancak insanoğlu ile olan ilişkilerinin değer kazandırdığı anlamına gelir. Öyle ki, onları takdir edecek bir birim olmadıkça var olmalarının da bir anlamı yoktur. Aynı şey, öznesi insan olan tüm yaradılış birimleri ve evren için de geçerlidir. Yaradılış bünyesindeki çeşitli birimler, insanoğlu, maddenin kaynak ve tabiatını keşfedip, deniz, kara ve havadaki bitki ve hayvanları ve de gökteki yıldızları sınıflandırdığında, ortak bir amaç etrafında, karşılıklı ilişkilere girerler. Ortak amaçları, insan bedeninde, insanların fizyolojik fonksiyonlarını sürdürebilmeleri için gerekli elementler olarak asimile edildiğinde ve de yine insanın daha rahat koşullarda yaşayabilmesi için gerekli çevrenin oluşturulmasında aracı olduklarında yerine gelmiş olur.
İnsanoğlu, bu ve diğer şekillerde, yaratılmış evrenin dışsal formu olma açısından, yaradılış dünyasının merkezi konumunda yer alır. Bunun dışında, insanlar, evrendeki birimlerle, içsel merkez olma konumları ile de ilişki içerisindedirler. Yukarıda sözü edilen ilişkiler, fiziksel ilişkiler iken, burada söz konusu edeceklerimiz, zihinsel ya da ruhsal ilişkilerdir. İnsan bedeni, maddeden oluşmakla beraber, insan aklının duygu, entelekt ve iradesine fizyolojik anlamda tam olarak karşılık verir. Bu, maddenin kendi içinde de, yine maddenin içsel tabiatını oluşturan duygu, entelekt ve irade gibi unsurlarla iletişim içerisinde bulunan unsurların var olduklarını gösterir. Evrende yer alan tüm varlıkların değişen ölçülerde de olsa, insani duygu entelekt ve iradeye bir şekilde karşılık verebilmesi bu nedenledir. Bizler, tabiat dünyasının güzellikleri karşısında adeta kendimizden geçer ve mistik bir bütünlük duygusu içerisine gireriz. Böyle hissetmemizin nedeni, tabiat dünyası içerisinde yer alan tüm birimlerin içsel tabiatlarının merkezinin insan olmasından ötürüdür. İnsanoğlu, evrenin merkezi olacak şekilde yaratıldı. Tanrı ile insanların tamamen bir bütün oldukları yer, evrenin de merkezidir.
İnsanoğlunun, ruhsal ve fiziksel dünyalardan oluşan kozmosun merkezi olma özelliklerini, bir başka açıdan daha ele alalım. Her insan, kozmosu oluşturan tüm unsurları da bünyesinde barındırır. Ancak daha önce de ele aldığımız gibi, evrende yer alan her şey, kabaca, özne ve nesne birimler olarak iki gruba ayrılırlar.
İnsanlığın ilk ebeveyni olan Adem, mükemmelliğe ulaşabilmiş olsa idi, yaradılış dünyasındaki tüm özne unsurları barındırıyor olacaktı. Aynı şekilde, Havva, mükemmelliğe ulaşabilmiş olsa idi, o da, yaradılış bünyesindeki tüm nesne birimleri barındırıyor olacaktı. Tanrı her ikisini, tabiat dünyasına egemen olmaları üzere yarattı. Mükemmelliğe doğru büyüme sürecinde, Adem, yaradılış dünyasındaki tüm özne birimlerin, Havva da, tüm nesne birimlerin efendisi olma durumunda idiler. Ve eğer Adem ve Havva tam bir bütünlük içerisinde bir karı-koca olmayı başarabilseler idi, özne ve nesne birimlerden oluşan tüm evreni yönetecek merkezi konuma da sahip olabileceklerdi.
İnsanlar, tüm kozmosun uyum merkezi olmak üzere yaratıldılar. Adem ve Havva’nın mükemmelliğe ulaşarak, karı-koca olarak birlik oluşturmaları, tüm varlıkların çiftlilik özelliklerindeki her iki merkezlerin de bir bütünlük içerisinde birleşmeleri anlamına gelecekti. Adem ve Havva’nın uyumlu birlikleri, bu anlamda, yaradılış bünyesindeki tüm birimlerin de çiftlilik özellikleri ile birlikte mutlak bir uyum içerisinde varlık amaçlarını yerine getirebiliyor olmanın mutluluğu içerisine girmeleri demek olacaktı. Adem ve Havva’nın eşler olarak, kalpte ve bedende mükemmel bir şekilde bütünleştikleri yer, sınırsız sevgi veren özne birim olaraktan Tanrı ile, bu sevgiyi hak edecek şekilde davranıp, Tanrı’ya güzellikle karşılık veren nesne birim konumundaki insanların bir bütün oluşturdukları yer olacaktır. Yaradılışın amacına o iyilik noktasında ulaşılır. Ve yine o noktada, Ebeveynimiz olan Tanrı, insanlarına yakınlaşır ve mükemmelliğe ulaşmayı başarmış insanlarının bünyesinde sonsuza dek huzur içerisinde yaşar. Varılan bu iyilik noktası, Tanrı’nın sonsuz sevgisi için nesnelik oluşturur ve Tanrı da burada sonsuza dek sevinci duyumsayabilir. Burası, Tanrı’nın Söz’ünün yaşama aktarılıp, somutlaştığı yerdir. Ve burası, gerçeğin, bizleri yaradılış amacımızı yerine getirmeye yönlendiren asal aklın da merkezidir. Böylece, tüm evren birimleri, Tanrı’yı merkezlerine alarak karı-koca olarak birleşen mükemmel erkek ve mükemmel kadın birimlerinin oluşturdukları dörtlü durum temeli üzerinde, aynı amaca hizmet eden küresel bir hareket içerisine girmek durumundadırlar. Ne var ki, söz konusu bu amaç, insanoğlunun düşüşü ve böylelikle evren birimlerinin merkezlerini yitirmesi sonucu gerçekleşemedi.
Pavlus’un, tüm yaradılış birimlerinin acı içinde, Tanrı çocuklarının ortaya çıkışını sabırsızlıkla bekledikleri (Romalılar 8:19-22) yönündeki sözleri bu gerçeğe işaret eder. Yaradılış, asal tabiatlarına onarılıp, yeniden merkezi konumlarını üstlenecek gerçek insanları beklemektedir.
2.4 Tanrı’nın aynı anda her yerde var olabilme özelliği
Kaynak-bölünme-birleşme yolu ile üçlü nesnel amacın tamamlanması sonucu tesis edilen dörtlü durum temeli, Tanrı’yı merkez alan küresel hareketlere çıkış vererek, Tanrı ile bütünleşir. Bu, tüm varlıkların, Tanrı tarafından dolaysız olarak yönlendirilmeleri ve yaşamları için gerekli tüm güçlere sahip kılınmaları için gerekli yegane temeldir. Tanrı’nın yaratma amacının tamamlandığı bir dünyada, tüm bireyler, Tanrı’daki asal içsel tabiat ve asal dışsal formu yansıtacakları ve böylece Tanrı’nın onlarda işleyebilmesi için gerekli küresel hareketleri başlatacakları için, Tanrı, aynı anda birden fazla birim bünyesinde var olup, kendini ifade eder.
2.5 Yaşamın çoğalımı
Yaşayan canlıların türlerinin devamı için, üremeleri gerekir. Bu da, birimler arası ilişki ile oluşacak kaynak-bölünme-birleşme hareketi prensibi çerçevesinde gerçekleşir. Örneğin, bitkilerde, tohumdan çıkış bularak, ercik ve dişicik birimlerinden oluşan çiçeğe doğru gelişilir, daha sonra da, polenleme yolu ile yeniden tohum oluşması ile de bitki türünün devamı sağlanır. Erkek ve dişi hayvanların, yetişkin olduktan sonra, birbirleri ile ilişkiye girmeleri ile ise, türlerinin devamını sağlayacak yavrulama gerçekleşir. Bitki ve hayvanlardaki tüm hücreler, verme-alma hareketleri bünyesinde bölünürler.
Beden, aklın iradesine uygun bir biçimde yaşadığında ve de akıl ve beden böylece verme-alma hareketlerine girdiklerinde, birey, amaca hizmet eden bir yaşam sürdürmüş olur. Bu birey, daha sonra, kendi gibi olan diğer bireyleri de kendine çeker. Ve bu grup, birlikte, üretken bir biçimde çalıştıklarında, sayıca çoğalırlar. Bu anlamda, evrenin, yaradılışın amacını yerine getirme arayışında, birbirleri ile aralarındaki verme-alma hareketleri çerçevesinde, Tanrı’daki asal içsel tabiat ve asal dışsal formun çeşitli somut ifadelerinin çoğalımından oluştuğu söylenebilir.
2.6 Tüm varlıkların çiftlilik özelliklerinden oluşma nedeni
Hangi varlık olursa olsun, varoluşu için, enerjiye ihtiyacı vardır. Enerji de, ancak ve ancak verme-alma hareketleri sonucunda açığa çıkar. Ne var ki, hiçbir şey, karşılıklı bir birimi olmaksızın sürekliliğini sağlayamaz. Var oluşun devamı için gereken güçlerin açığa çıkabilmesi için, varlığın, verme-alma hareketleri içine girebilecek özne ve nesne birimlerden oluşan çiftlilik özelliklerine sahip olması gerekir.
Tek bir düz çizgi üzerindeki hareketin sürekliliği söz konusu olamaz. Her ne olursa olsun, bir şeyin sonsuzluk tabiatına sahip olabilmesi için, bir daire içerisinde hareket etmesi gerekir. Herhangi bir dairesel hareket için ise, mutlaka özne ve nesne birimler arası verme-alma hareketlerindeki dinamizm gerekir. Bu, Tanrı’nın kendisi için bile geçerli bir prensiptir. Sahip olduğu çiftlilik özellikleri, Tanrı’nın sonsuzluk özelliğini sağlar. Tanrı’nın yaratmış olduğu varlıkların da, Ondaki sonsuzluk özelliğini yansıtabilmeleri ve Tanrı için sonsuz nesnelik oluşturabilmeleri için, bu varlıkların kendilerinin de çiftlilik özelliklerinden oluşmaları gerekir. Zaman bile, devamlılığını, kendi periyodik devirleri çerçevesinde sağlar.
- Konu 1. Tanrı’daki ve Yaratılan Evrendeki Çiftlilik Özellikleri
- Konu 2. Evrensel Temel Enerji, Verme-Alma Hareketi (Koşulsuz Paylaşım), Dörtlü Durum Temeli
- Konu 3. Yaradılışın Amacı
- Konu 4. Asal Değer
- Konu 5. Evrenin Yaratılma ve Gelişme Süreci
- Konu 6. Merkezi İnsan olan Tinsel (Ruh) ve Cisimsel (Fizik) Dünya