Prensip çalışması ve uygulaması
Yer imlerim

Henüz yer iminiz yok.

Konu 2. Musa’nın Önderliği Altında Onarım Takdiri Çalışması

2.1 Musa’nın merkezi rol üstlendiği takdir çalışmasına toplu bir bakış

Musa tarafından yürütülen onarım takdiri çalışması, İbrahim ailesi bünyesinde atılmış olan Mesih’i karşılama temeli üzerinde bina edildi. Bununla beraber, Prensip, Mesih için gerekli temelin oluşumu için gerekli iman ve birlik temellerinin bedel ödeme yolu ile atılımının bizzat Musa tarafından atılımını gerekli kıldı. Belli bir takdirsel dönemin son bulması ile birlikte merkezi kişi de değiştiğinde yeni merkezi kişinin, ilahi İrade’yi miras alabilmesi için, kendisinin yerine getirmekle yükümlü olduğu benzeri bir sorumluluk payının yerine getirilmesi gerekir. Söz konusu bu takdirsel İradenin yerine getirilmesinde ise, bu temelin yeni baştan atılması gerekmekte idi çünkü, takdirin çerçevesi, aile seviyesinden millet seviyesine genişlemiş bulunmakta idi. Görülecek olduğu üzere, Musa tarafından yürütülen onarım takdiri çalışmasında, söz konusu bu temelleri atmak için gereken bedel şartları, daha öncekilere kıyasla dikkate değer değişiklikler göstermektedir.

2.1.1 İman temeli

2.1.1.1 İman temelini onarmakla yükümlü merkez kişi

Bu dönemde, iman temelini atmak için seçilen merkez kişi Musa idi. İman temelinin yeniden atılma gerekliliği, İbrahim’in sembolik sunusunu sunmadaki hatası sonucunda gündeme gelen dört yüz yıllık esaret döneminin sona erişi ile birlikte vaat edilmiş topraklar olan Kenan diyarına dönüş sürecinin başlatılabilmesi için söz konusu oldu. Musa’nın söz konusu iman temelini nasıl attığı konusuna geçmeden önce, Musa’nın, İsa’ya kıyasla takdirsel rolünün neleri içerdiğine değinip, daha sonra da bu rolün, daha önce iman temelini atmakla görevlendirilmiş olan diğer merkez kişilerden hangi anlamlarda daha farklı bir çizgi oluşturduğuna açıklık getirelim.

Birincisi, Musa, Tanrı’yı temsil edecek bir pozisyonda yer almakta idi. Tanrı, Musa’ya, Harun için Allah gibi olması gerektiğini söyledi (Çıkış 4:16) ve ona, “Bak seni firavuna Allah gibi yaptım ve kardeşin Harun senin peygamberin olacak.” (Çıkış 7:1) dedi.

İkincisi, Tanrı, Musa’yı, ilerde yollayacağı İsa figürüne bir model oluşturmak üzere hazırladı. Musa’yı Harun ve Firavun’un karşısında Tanrı pozisyonuna oturtmakla, Tanrı, onu, Kendisinin yegane mükemmel tezahürü olan İsa’yı canlandıran bir pozisyon ayrıcalığına da sahip kıldı. Kendisinden sonra gelecek İsa’nın izleyeceği yolun temel yapı taşlarını oluşturmakla Musa, bir gün İsa’nın yürüyeceği yolun da öncüsü oldu. Musa, bu anlamda, tıpkı kendisinden sonra gelecek Vaftizci Yahya gibi, İsa’nın yolunu düzeltmek gibi bir misyona sahip idi. (Yuhanna 1:23)

Musa, Mesih için gereken temeli atmış olan Yakup’un neslinin devamında geldiği için, Onarım Takdiri Çağı’nda, merkez kişi olarak hizmet verebildi. Takdirsel misyonu süresince de, Musa, atası Yakup’un gelenek ve işleri temelinde görevini yerine getirdi. Yakup ve Musa’nın izlemiş oldukları yol, böylece, çok sonraları İsa’nın izleyeceği yol için de örnek oluşturdular.

Musa, aynı zamanda, Yusuf’un, Mısır’a gitmekle atmış olduğu takdirsel temel mirasına da sahip idi. Yusuf’un yaşamı incelendiğinde ise, daha sonra İsa’nın yaşamında yer alacak pek çok ortak noktalar olduğu görülecektir. (Yakup’un Tanrı tarafını simgeleyen eşi) Rahel’in oğlu ve (Yakup’un Şeytan tarafını simgeleyen eşi) Lea’nın oğullarının küçük kardeşleri olaraktan Yusuf, Habil pozisyonu içerisinde yer almakta idi ve kardeşlerinin kendisini öldürmek için kurdukları komplodan kıl payı kurtulmuş idi. Daha sonra para karşılığı satıldığı tüccarlarla Mısır’a bir köle olarak gitmesine rağmen, henüz otuz yaşına varmadan bu ülkenin baş vezirliği konumuna yükselmeyi başardı. O noktada, babası ve kardeşleri, yıllar önce çocukluğunda görmüş olduğu takdirsel öneme sahip rüyasında olduğu gibi, büyük bir alçakgönüllülükle gelip onun önünde diz çöktüler. (Tekvin 37:5-11) Bu takdirsel başarı temeli üzerinde, İsrailoğulları Mısır’a girerek, Şeytan’la olan bağlarından sıyrılabilecekleri uzun zorlu bir güçlük dönemine başlayabildiler.

Yusuf’un yaşamındaki belli başlı gelişmeler, daha sonra İsa’nın aşmak zorunda kalacağı durumların da bir ön habercisi idiler adeta. Şeytan’ın egemenliği altındaki bu dünyaya geldikten sonra İsa da, bir dolu zorluğu aşmak durumunda kalarak, otuz yaşına geldiğinde de, Kralların Kralı pozisyonuna oturmayı başaracaktı. İsa’nın misyonu, kendisinden önce gelmiş bulunan ataları da dahil olmak üzere, tüm insanlığı, şeytani dünyanın bağlarından sıyrılmalarına yardımcı olacak şekilde dize getirmek ve tekrardan Tanrı’nın egemenlik sahasına onarılmasına önayak olmak idi.

Musa’nın bebeklik, çocukluk dönemleri ve ölüm olgusu incelendiğinde de gene, İsa’nın aşmak durumunda kalacağı olaylar ile büyük bir paralellik olduğu görülecektir. Doğduğunda Musa, Firavun tarafından öldürülme tehlikesi içerisinde idi. Musa, annesi tarafından büyük bir gizlilik içerisinde bakıldıktan sonra ancak, Firavun’un sarayına girip, düşmanları arasında güvenle büyümeye başladı. Benzer şartlar içerisinde İsa da, Kral Herod’un öldürme tehlikesi altında yaşamına başladı ve yine benzer şekilde ancak annesinin onu Mısır’a kaçırması sayesinde orada gizlice büyütüldükten sonra, annesi onu yeniden Kral Herod’un egemenlik alanına geri getirdi ve İsa düşmanları arasında güven içerisinde büyüdü. Ölümünün ertesinde hiç kimsenin Musa’nın bedeninin nerede olduğunu bilmemesi (Tesniye 34:6) ileride İsa için de ölümünden sonra aynı şeyin söz konusu olacağının bir ön habercisi idi.

Tüm bu detaylarda yatan paralellikler, Musa’nın, Kenan’ı milletsel seviyede onarma misyonunun, İsa’nın Kenan’ı, dünya seviyesinde onarma misyonu için bir örnek oluşturduğuna tanıklık etmektedirler.

Ve daha önce de belirttiğimiz gibi, Kutsal Kitap da, Musa’nın (Tesniye 18:18-19) ve İsa’nın sözlerine atfen (Yuhanna 5:19), Tanrı’nın, Musa’nın yaşamı aracılığı ile, İsa’nın ilerde izlemek durumunda kalacağı yolun bir açılımını yapmış olduğunu ortaya koymaktadır.

2.1.1.2 İman temelinin onarımı için gerekli şart nesnesi

Musa, iman temelini atmaları için görev verilen daha önceki merkez kişilerden değişik bir konuma sahip idi. Musa, Habil, Nuh ve İbrahim’den farklı olarak iman temelini, her hangi bir sembolik sunu sunmak yerine, Şeytan’dan ayrılmayı simgeleyen kırk sayısının esas olduğu bir takdirsel süreç içerisinde Tanrı Sözü’ne gösterdiği mutlak iman ve itaat ile onardı. Bu farklılık üç nedene dayanmakta idi:

Birincisi, Musa, Habil, Nuh ve İshak’ın sembolik sunularını sunmadaki başarıları ile oluşmuş bulunan, önemli bir takdirsel temelin mirasına sahip idi.

İkincisi, sembolik sunular, insanlığın ilk ataları Düşüş sonrasında Tanrı Söz’ünü dolaysız alma zeminini yitirmiş olduklarından, yalnızca belli bir dönem için Sözün yerini alacak şekilde onarımın gerçekleşmesi için gerekli şart nesneleri oldular. O nedenle de, Onarım için gerekli Temelleri Oluşturma Takdirsel Çağı’nda (ki bu Adem’den İbrahim’e kadarki dönemi kapsar), iman temelini atmak için gerekli şart nesneleri kurban ve sunular oldu. Ancak Musa zamanına gelindiğinde, bu dönem son bulmuştu ve insanlık, Tanrı Söz’ünü bir kez daha dolaysız olarak alabileceği yeni bir çağ olan Onarım Takdiri Çağı’na (Eski Ahit Çağı) giriş yapmış idi. Böylece, iman temelini oluşturmak için sembolik sunular sunma gerekliliği de ortadan kalktı.

Üçüncüsü, Adem’in ailesi ile birlikte başlamış bulunan takdir çalışması tekrar tekrar sürüncemede kaldığı için, Şeytan tarafından kirletilen takdirsel dönemlerin onarımı için gerekli bedellerin ödeneceği belli şartların (bedel şartlarının) oluşturulması gerekmekte idi. Nuh örneğin, iman temelini oluşturmak için, gemide bulunduğu süre içinde, Şeytan’dan ayrılışı simgeleyen ve kırk sayısının esas olduğu bir onarım sürecini aşmak durumunda idi. İbrahim’e gelince, o da, iman temelini oluşturmak için gerekli sembolik sunuyu, daha önceki dört yüz yıllık dönemi onarıp, Şeytan’dan ayrılışı simgeleyen kırk sayısını esas alan onarımı gerçekleştirme temelini oluşturduktan sonra ancak sunabildi. İsrailoğulları, Şeytan’dan ayrılışı simgeleyen kırklı takdiri yerine getirebilmek için, Mısır’da, dört yüz yıl süren bir esaret dönemini aşmak zorunda kalarak, İbrahim’in daha önceki hatasından ötürü Şeytan tarafından sahiplenilen iman temelini onardılar. Aynı prensipten hareket ile, Onarım Takdiri Çağı’nda da, merkezi kişi, artık şart nesnesi olarak bir sunu gerekliliği ortadan kalkmış olduğu için, salt Tanrı’nın Sözü’ne sıkı sıkıya bağlı kalınacak bir kırk sayısı temeli üzerinde iman temelini oluşturmak durumunda idi.

2.1.2 Birlik temeli

Tanrı, Onarım İçin Gerekli Temelleri Oluşturma Çağı’nda, aile seviyesinde birlik temelinin oluşması için çalışırken, Onarım Takdiri’nin başlatılacağı şartlar oluştuktan sonra, bu kez de, millet seviyesinde birlik temelinin oluşturulması için çalışmalarını sürdürdü. Musa, halkı için Tanrı pozisyonunu ifade ettiği ve de İsa’yı temsil ettiği için, milletsel seviyede iman temelini oluştururken İsrailoğulları karşısında bir ebeveyn konumuna sahipti. Musa, aynı zamanda da, İsa’nın yolunu hazırlamak ile yükümlü peygamberlik misyonuna da sahipti. O nedenle de, insanlığın Gerçek Ebeveyni olarak gelecek olan İsa karşısında çocuk pozisyonunda yer almakta idi. Bu çerçeve içinde, İsrailoğulları ile karşılaştırıldığında, Musa, milletsel seviyedeki birlik temelini oluşturacak merkez kişi olarak, Habil pozisyonuna da sahip bulunmakta idi.

Hatırlanırsa, Habil de, Adem’in yerine ebeveyn pozisyonunu üstlenerek sembolik sunusunu sunmuş ve böylelikle, çocuk pozisyonunu üstlenerekten somut sunuyu sunmaya hak kazanmıştı. Bu örneklerde olduğu gibi, Musa da, hem ebeveyn hem çocuk ikili pozisyonlarında yer aldı. Gerekli bedeli ödeyerek iman temelini onarmakla da hem ebeveyn pozisyonunu garantiledi hem de böylelikle çocuk pozisyonunda yer alacağı birlik temelinin oluşumu için gerekli Habillik pozisyonunu üstlenmeyi hak etti.

Musa, bir kez, Habil pozisyonunu hak ettiğinde, Kabil pozisyonundaki İsrailoğulları da, Musa’ya gösterecekleri bağlılık ile, düşmüş tabiatı onaracakları milletsel seviyedeki bedel şartını yerine getirmek durumunda idiler. Bunu yerine getirmekle, İsrailoğulları, milletsel seviyedeki birlik temelini oluşturmuş olacaklardı.

2.1.3 Mesih’i karşılama temeli

Musa, gereken bedeli ödeyerek milletsel seviyedeki iman temelini, Musa’nın liderliği altındaki İsrailoğulları ise, yine gerekli bedelleri ödeyerek milletsel seviyedeki birlik temelini oluşturmakla yükümlü idiler. Bu temellerin oluşumu ile birlikte, Mesih’in karşılanabilmesi için gerekli milletsel temel ve de Mesih’in misyonunu yerine getirebileceği bir egemen millet zemini de oluşmuş olacaktı. İsrailoğulları, bu zemin üzerinde, Mesih’i karşılayıp onun aracılığı ile yeniden doğup, asal günahlarından arınarak Tanrı ile kalpsel anlamda birlik oluşturup, asal tabiatlarına onarılmak ve böylelikle Tanrı’yı mükemmelen yansıtma şeklindeki asal varlık amaçlarına ulaşmak durumunda idiler.

2.2 Kenan’ın onarımı için Musa’nın önderliği altında milletsel çerçevede aşılan süreçler

Musa, İsrailoğullarını, çeşitli mucizeler ve işaretlerin de yardımı ile şeytani dünyayı simgeleyen Mısır’dan çıkarıp, Kızıldeniz’den geçirerek vaat edilmiş topraklar olan Kenan diyarına ulaştırmadan önce, belli takdirsel gerekliliklerin oluşması dolayısı ile onları uzun zaman çöllerde dolaştırdı. Tüm bu gelişmeler, daha sonraları, İsa’nın İkinci İsrail pozisyonundaki Hıristiyanlara önayak olarak izleyeceği süreçteki gelişmelerin bir ön habercisi idiler. İsa da, çeşitli mucizeler ve işaretler yardımı ile, sonradan Hıristiyanlar olarak adlandırılacak kendisine inananlar kesimini, günahkar yaşamlarından çekip çıkarıp, kötülük denizinin tehlikelerinden ustaca manevralarla geçirerek esenliğe ulaştıracaktı. Öyle ki bunu, onları, yaşam suyundan yoksun bir çölden aşırarak, Tanrı’nın söz vermiş olduğu Aden Bahçesi’ne yönlendirerek gerçekleştirmek durumundaydı.

Musa’nın önderliği altındaki Kenan’ın milletsel çerçevede onarılma sürecinin, İsrailoğullarının inançsızlığı yüzünden üç ayrı süreç halinde ertelenmiş oluşu gibi, Kenan’ın İsa’nın rehberliği altında dünya seviyesindeki onarım süreci de benzer şekilde, Vaftizci Yahya’nın ve o zamanki Yahudi halkının iman açmazlığı yüzünden üç kez tekrarlanmak durumunda kaldı. Fazlaca tekrardan kaçınma adına, Musa’nın ve İsa’nın süreçlerindeki benzerliklere daha fazla girmeyeceğiz. Bununla birlikte, bu bölüm ile bir sonraki karşılaştırıldığında, aradaki paralellikler kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

2.2.1 Kenan’ın onarımı için milletsel çerçevede gündeme gelen ilk süreç

2.2.1.1 İman temeli

Mısır’da geçirilmek zorunda kalınan dört yüz yıllık esaret döneminin bitişi ile birlikte İbrahim’in hatasından ötürü İsrailoğulları için gerekli kılınan bedel ödeme süreci de sona erdi. Musa’nın, iman temelini onarmaya ve de İsrailoğullarını Mısır’dan çıkarmaya yeterli merkez kişi olabilmesi için, kendisinin de birey bağlamında dört yüz yıllık bedel ödeme sürecini miras alması ve kırk sayısını esas alan bir Şeytan’dan ayrılış takdirsel sürecini tamamlaması gerekmekte idi. Bütün bunların yanı sıra Musa, düşmemiş Adem’i simgeleyecek şekilde iman temelini onaracak kırk sayısını esas alan bir bedel şartını da yerine getirmek durumunda idi. (Dönemler 2:4) Musa bu amaçların yerine getirilebilmesi için, şeytani dünyanın merkezi konumundaki Firavun’un sarayına getirilerek orada kırk yılını geçirdi. (Elçilerin İşleri 7:23)

Musa, sarayda bulunduğu süre içerisinde dadısı olarak tutulan ve kimsenin gerçek kimliğinden haberdar olmadığı gerçek annesi tarafından büyütülüp eğitildi. Annesi, büyük bir gizlilik içerisinde Musa’ya, seçilmiş kavmin bir birimi olduğu bilinç ve gururunu ustaca aşıladı. Bu bilinç ile büyüyen Musa, sarayın onca rahatlık ve şaşaalı yaşamının cezbedici gücüne rağmen, kendi halkı olan İsrail halkına olan sarsılmaz bağlılık ve sadakatini saklı tutmayı başardı. Ve kırk yılın sonunda da, “geçici bir süre için günahın sunduğu eğlence ile haşır neşir olmaktansa, Tanrı halkıyla birlikte kötü davranışa katlanmayı yeğleyerek” sarayı ve sağladığı bütün nimetleri terk etti. (İbranilere Mektup 11:25) Böylece, Musa, Firavunun sarayında geçirdiği kırk yıl süresinde, Şeytan’dan ayrılma takdiri olan kırk sayısını tamamlayarak iman temelini oluşturmuş oldu.

2.2.1.2 Birlik temeli

Musa, hem ebeveyn hem çocuk çiftli pozisyonları içinde yer almakta idi. İman temelini yerine getirmesi ile birlikte, birlik temelini de oluşturabileceği Habillik pozisyonunu da hak etti. Diğer yanda, bu temelin oluşturulabilmesi için, Kabil pozisyonunda yer alan İsrailoğullarının, Musa’yı izleyip, ona iman ile itaat etmeleri gerekmekte idi. İsrailoğulları, böylece, Tanrı’nın kendilerine yönelik iradesini Musa aracılığı ile öğrenip, iyilik olgusunu yayıp, düşmüş tabiatı onaracak milletsel seviyedeki bedel şartını yerine getirerek, milletsel seviyedeki birlik temelini atmış olacaklardı. Bunu başarabilmeleri için de, Mısır’ı terk ettikleri zamandan başlayıp, kutsanmış topraklar olan Kenan diyarına varmalarına dek, Musa’yı kayıtsız şartsız izlemeleri gerekmekte idi.

Tanrı, Musa’yı merkez alan takdirsel çalışmasını, Musa’nın bir Mısırlıyı öldürme eylemi zemininde başlattı. Musa, İsrailli kardeşlerinden birinin Mısırlı bir görevli tarafından vurulduğuna tanık olduğunda, halkı için duyduğu sevgi adına o görevliyi vurup, öldürmekten çekinmedi (Çıkış 2:11-12) Bu tepkisi bir anlamda, seçilmiş halkının çekmek zorunda kaldığı haksızlıklara karşı Tanrı’nın duyduğu öfkenin bir ifadesi idi de. (Çıkış 3:7) İşte tam da o noktada, İsrailoğullarının Musa ile bütünleşmeleri, Kenan’a dönüşleri için gerekli sürecin başarı ile başlatılıp, başlatılamayacağını belirleyecek çok önemli bir faktördü.

Musa’nın Mısırlı görevliyi öldürüşü, Tanrı’nın şu noktalara ulaşmasına da zemin hazırladı: 1- Başmelek, insanlığın ilk ebeveynlerinin düşüşüne, daha sonra ise onların çocuklarından Kain’in Habil’i öldürmesine yol açtı. Şeytan, bu temeller üzerinde büyük oğul pozisyonunda yer alaraktan, günahkar bir insanlık tarihinin de gelişimine neden oldu. O nedenle, Tanrı’nın, Kenan’ı onarım takdiri çalışmasını başlatmadan önce, Tanrı tarafında yer alan birinin, Şeytan’ın tarafında yer alan büyük oğul pozisyonundaki birisini alt edeceği bir bedel şartını, gerekli onarımın sağlanması adına, yerine getirmesi gerekmekte idi. 2-Musa’nın Mısırlı görevliyi öldürmesi, onun, saraya duyabileceği olası bağlılık isteklerine tümden nokta koydu ve de Musa’nın bir daha asla Firavunun sarayına dönmeyi düşünemeyeceği bir zemin oluşturdu. 3-Musa’nın bu eylemi ile, Tanrı, İsrailoğullarına, Musa’nın ne denli milletini sever olduğunu göstermekle, onların Musa’ya tam olarak güvenebilecekleri temeli oluşturma şansını elde etti. Daha sonra da görüleceği üzere, Kenan’ın milletsel seviyedeki onarımının ikinci sürecinde, Tanrı’nın Mısırlıların ilk doğanlarını ve hayvanlarını vuruşunda da buna benzer nedenler yer almakta idi.

Gerçekten de, İsrailoğulları, Musa’nın, halkına olan sevgisinden ötürü Mısırlıyı öldürmesinden derin bir şekilde etkilenmiş olmalıydılar. Böylece Musa’ya olan saygı ve güvenleri artmış olacağı için de onu kayıtsız şartsız bir şekilde izleyeceklerinden, Tanrı da, onlara, birlik temelini oluşturacakları Kenan diyarına dolaysız bir şekilde gitmeleri için rehber olmaya hazırdı. Bu şartlar altında, Kızıldeniz’i ve de Sina çölünü aşmalarına hiç gerek kalmadan direkt Filistin topraklarından geçerek en kısa yoldan Kenan’a ulaşmaları mümkün olacak ve yirmi bir gün gibi kısa bu süre içerisinde de, Yakup’un Haran’da geçirmiş olduğu yirmi bir yıllık süreci onarmış olacaklardı.

Ne var ki, İsrailoğullarının Musa’yı gereği gibi izlememeleri sonucu başarısızlıkla son bulan ilk milletsel süreç deneyiminden sonra, ikinci milletsel seviyedeki süreç gündeme geldiğinde, Tanrı’nın İsrailoğullarına duyduğu güven zemini de artık bulunmamakta idi. Buna yönelik Kutsal Kitap’ta şöyle bir ifade yer alır: “Ve vaki oldu ki, Firavun kavmi salıverdiği zaman, Allah, onları Filisti diyarının yolu daha yakın olduğu halde, götürmedi, çünkü Allah dedi: Kavm harp gördüğü zaman belki nadim olup, Mısır’a geri döner.” (Çıkış 13:17) Kenan’ın onarımı için söz konusu olan ikinci milletsel süreçte, Tanrı, İsrailoğullarını, olası inanç sapmaları sonunda yeniden Mısır’a geri dönmeye yeltenmemeleri için, Kızıldeniz üzerinden Sina çölünden geçirtecek şekilde yönlendirdi.

2.2.1.3 Kenan’ın onarımı için milletsel çerçevede aşılması söz konusu ilk sürecin başarısızlıkla son buluşu

İsrailoğulları (Kabil pozisyonunda yer alaraktan), Musa’ya (Habil pozisyonundaki) itaat etseler ve onun öngördüğü şekilde Kenan’a dönüşte onu izleseler idi, milletsel seviyede düşmüş tabiatı ortadan kaldırarak birlik temelini de oluşturmuş olacaklardı. Ne var ki, olaylar beklendiği gibi gelişmedi ve İsrailoğulları, Musa’nın Mısırlıyı öldürüşüne tanıklıklarından sonra, onu yanlış değerlendirerek, hakkında kötü sözler üretmeye başladılar: Ve ertesi günü çıktı ve işte iki İbrani birbirleri ile kavga etmekte idi, kötülük edene dedi: Niçin arkadaşına vuruyorsun? Ve dedi: Kim seni üzerimize reis ve hakim koydu? Mısırlıyı öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek fikrindesin? Ve Musa korkup dedi: Gerçekten o iş bilindi. Ve Firavun bu işi işitince Musa’yı öldürmek için aradı. (Çıkış 2:13-15) Bu durum karşısında, Musa, hiç istemediği halde İsrailoğullarını bırakarak Firavundan sakınmak için Midyan çölüne kaçmak zorunda kaldı. Böylece birlik temeli darmadağın oldu ve de İsrailoğullarının Musa’nın önderliği altında Kenan’ı onarma girişimleri, bir ikinci hatta bir üçüncü kez tekrarlanmak zorunda kaldı.

2.2.2 Kenan’ın, milletsel çerçevedeki ikinci onarım girişimi

2.2.2.1 İman temeli

Kenan’ın onarımının milletsel seviyedeki ilk girişimi, İsrailoğullarının inançsızlıklarından ötürü başarısızlıkla son bulunca, Şeytan, Musa’nın, Firavunun sarayında iman temelini oluşturmak için geçirdiği kırk yıllık süreci sahiplenme zeminine sahip oldu. Dolayısı ile Musa’nın, yitirmiş olunan bu kırk yıllık süreyi belli bir bedel ödeyerek onarabilmesi için, yeni bir iman temeli oluşturması gerekliliği doğdu. İşte Musa’nın Midyan çölünde geçirmek zorunda kaldığı kırk yıllık sürgün yaşantısı (Elçilerin İşleri 7:30), bu temelin oluşturulabilmesi adına idi. Bu kırk yıllık dönem süresince, Musa’ya inanmamalarının cezası olarak, İsrailoğullarının Mısır’daki yaşamları da daha da çekilmez bir hal aldı.

Musa, bu süreci aşıp, gerekli iman temelini oluşturduktan sonra ancak, Kenan’ın milletsel seviyedeki onarımı için gerekli ikinci girişim süreci başlatılabildi. Bu noktada Tanrı ona görünerek: Gerçekten Mısır’da olan kavminin sıkıntısını gördüm ve angarya memurlarının yüzünden onların feryadını işittim, çünkü onların acılarını bilirim, ve onları Mısırlıların elinden kurtarmak için ve onları o diyardan iyi ve geniş bir diyara, süt ve bal akan diyara, Kenan diyarına çıkarmak için indim….Ve şimdi işte İsrail oğullarının feryadı bana yetişti ve ben de Mısırlıların onlara ettiği cefayı gördüm. Ve şimdi gel, ve benim kavmimi, İsrailoğullarını Mısır’dan çıkarmak için seni Firavun’a göndereyim. (Çıkış 3:7-10) dedi.

2.2.2.2 Birlik temeli

Musa, Midyan çölünde geçirdiği süre içinde, iman temelinin yanı sıra, Habillik pozisyonunu üstlenebilme hakkına da sahip oldu. Bu durumda, tıpkı Kenan’ın milletsel seviyedeki onarım sürecinin ilkinde olduğu gibi, İsrailoğulları, Kabil pozisyonunda yer alaraktan, sorgusuz bir iman ve itaat ile Musa’ya inanıp, onu izleseler idi, vaat edilen süt ve bal diyarına ulaşabilecekler ve bunu gerçekleştirmekle de, düşmüş tabiatı ortadan kaldıracak bedel şartını yerine getirmiş olarak, birlik temelini başarı ile atmış olacaklardı.

Tanrı, Kenan’ın milletsel seviyede onarımı için gerekli takdir çalışmasını, Musa’nın Mısırlıyı vurup, öldürmesi temeli üzerinde başlatabilmiş idi. Benzer şekilde, Kenan’ın milletsel seviyedeki onarım sürecinin ikinci girişiminde de, Tanrı, Musa’ya, Mısırlılar üzerinde güç sahibi olabilmesi için, üç işaret ve on felaket zeminini hazırladı.

Tanrı’nın, Musa’nın şeytani tarafı vurması için zeminler hazırlamasının ardındaki nedenler daha önce de açıklandığı gibi, öncelikle Şeytan tarafından sahiplenilmiş olan ilk oğulluk hakkını belli bedellerin ödenmesi ile onarmak, ikincisi, İsrailoğullarının Mısır’a olabilecek her türlü bağlılık duygularına son vermek ve de İsrailoğullarının, Musa’nın gerçekten de Tanrı tarafından yollandığına inanabilecekleri zemini oluşturmak adına idi. (Çıkış 4:1)

Bütün bunların yanı sıra, Musa’nın Mısırlıları vurabilmesinin ardında yatan bir diğer neden de, İsrailoğullarının esir olarak yer aldıkları dört yüz yıllık bedel ödeme süresini tamamlamalarına rağmen, fazladan bir otuz yıllık sıkıntı dönemini daha yaşamak zorunda kalışları idi. (Çıkış 12:41) Tanrı, onların ağlayış ve feryatlarını duyarak onlara merhametle karşılık verdi. (Çıkış 2:24-25)

Tanrı’nın, Musa ve Harun için hazırladığı üç işaret, daha sonra yer alacak İsa’nın çalışmasının yönü hakkında da ipuçları vermekte idi.

İlk işaret, Tanrı’nın, Musa’dan değneğini yere atmasını istediğinde oluştu ve değnek, yılana dönüştü. (Çıkış 4:3-9) Daha sonra, Firavunun karşısına çıktıklarında, Musa, bu kez Harun’dan aynı işareti göstermesini istediğinde, Firavun da sihirbazlarını çağırarak aynı şeyi onlara yaptırttı ancak Harun’un yılana dönüşen değneği, sihirbazların yılanlara dönüşen değneğini yuttu. (Çıkış 7:10-12)

Bu, İsa’nın Kurtarıcı olarak gelip, şeytani dünyayı yok etmesini sembolize eden bir ön işaret idi. Değnek, İsa’yı simgelemekte idi. Değnek, nasıl, Tanrı’yı temsil eden Musa’nın önünde mucizevi bir güç sergilemiş ise, İsa da, böyle bir güçle gelerek, bizzat Tanrı önünde mucizeler gösterecekti. Bunun yanı sıra, değnek insanları koruma ve ona dayanılarak destek olmak ve de haksızlıklara bir darbe olarak insanları doğruya yönlendirmek gibi bir sembolik özelliğe de sahip idi. Musa’nın değneği, bu anlamlarda, İsa’nın, gelişinde yükümlü olacağı misyonun çerçevesine açıklık getirmekte idi.

Musa’nın değneğinin yılana dönüşmesi, aynı zamanda, İsa’nın çalışmasını da sembolize etmekte idi. İsa’nın kendisi de, “Tıpkı Musa’nın çölde yılanı yükseltmesi gibi, İnsanoğlu’nun da yükselmesi gerekir.” (Yuhanna 3:14) şeklindeki sözleri ile kendini yılana benzetmiş idi. İsa, öğrencilerine “yılanlar kadar akıllı olun” (Matta 10:16) dediğinde de, kendisinin bilgelikle yüklü iyi bir yılan olarak gelip düşmüş insanlığı iyilik yoluna yönlendirmeye önayak olacağını belirtmekte idi. Öyle ki, İsa, insanlığın ilk atalarını kurnazca baştan çıkaran kötü yılanın yol açtığı Düşüş olgusunu, gerekli bedelleri ödeyerek onarmak durumunda idi. O nedenle öğrencileri de İsa’nın bilgeliğinden dersler alarak günahkar insanları iyilik yoluna yönlendirmeyi öğrenmeli idiler. Bunun yanı sıra, Musa’nın yılanının, Mısırlı sihirbazların yılanlarını yutmuş olması, yine, İsa’nın göksel yılan olarak gelip, kötü yılan olarak sembolize edilen Şeytan’ı alt edişini simgelemekte idi.

Musa’ya gösterilen ikinci tanrısal işaret, Tanrı’nın ona elini koynuna koymasını istediğinde bir cüzamlınınkine dönüşen elinin, yine Tanrı’nın isteği ile koynuna geri koyup çıkardığında yeniden kendi normal tenine dönüşmesi idi. (Çıkış 4:6-7) Bu işaret de, İsa’nın İkinci Adem olarak gelişinde, Gelini olacak birimle (sonraları Kutsal Ruh’ta ifade bulacak İkinci Havva) birlikte (Kristoloji 4:1). İsa’nın söz konusu olacak misyonunu tanımlarken Korece olan metinde, “Kutsal Ruh”, İsa’nın dişi taydaşı, eşine atfen kullanılmakla beraber, Kutsal Ruh, ancak, İsa, Tanrı’nın asal takdirsel amaçlarından olan ve İsa’nın henüz yeryüzü yaşamı içerisinde iken bir Geline sahip olmasını da içeren misyonunu tamamlamadan çarmıha gerilmek durumunda kalmasından sonra Onun ruhsal anlamda feminen taydaşlığını oluşturdu. İsa ve Gelini olacak kişi, birlikte, Kuzu’nun Düğünü’nü gerçekleştirerek Gerçek ebeveynler olmak durumunda idiler. Daha anlaşılır olmak adına, metinde, İsa’nın yeryüzündeki gelinine atıfta bulunulmak istendiğinde, “gelini olmak durumundaki kişi” tanımını kullanacağız.- gerekli kefareti ödemesini simgelemekte idi.

Musa’nın elini koynuna ilk kez koyup çıkardığında cüzzamlıya dönüşmesi, Başmeleğin, insanlığı iyileşmez bir günahla lekeleyecek şekilde, Havva’yı koynunda kucaklayışını simgelemekte idi. Musa’nın elini ikinci kez koynuna koyup, çıkarması ve iyileşmesi ise, Gerçek Baba pozisyonunda geldiğinde Gerçek Anne olabilecek şekilde Gelin’ini de onararak Gerçek Ebeveynler pozisyonu ile tüm insanlığa kucak açarak onlara, “tavuğun civcivlerini kanatları altına toplaması” (Matta 23:37) gibi yeniden doğuşu kazandıracak İsa’nın misyon çerçevesinin simgesel bir ön habercisi idi. Böylece, onarım takdiri çalışması tamamına erdirilmiş olacaktı.

Tanrı, üçüncü işaretini göstermek için, Musa’ya Nil nehrinden su alıp karaya dökmesini ve bu suyun kana dönüşeceğini söyledi. (Çıkış 4:9) Bu işaretteki sembolizm de, inorganik bir madde olan suyun, bir yaşam elementi olan kana dönüşmesini esas almakta idi. Su, kendilerinde yaşam olmayan günahkar birimlerin Kutsal Kitaptaki sembolik karşılığıdır. (Vahiy 17.15) Bu üçüncü işaret ile birlikte, İsa ve Kutsal Ruh’un, geldiklerinde yaşamdan uzaklaşmış insanlığı, Tanrı’nın yaşayan çocukları olacak şekilde yeniden dirilteceklerinin bir ön haberi verilmekte idi.

Tanrı’nın Musa ve Harun’dan bu üç işareti isteme nedeni, daha sonraları İsa ve Kutsal Ruh’un İsrail’e Gerçek Ebeveynler pozisyonunda gelebilecekleri temelin oluşabileceği sembolik bedel şartlarının ödenmesi adına idi. Öyle ki bu temel üzerinde, Gerçek Ebeveynler, Şeytan’a kaptırılmış bulunulan dörtlü durum temelini onararak çocukları pozisyonundaki tüm insanlığa yeniden yaşam verebilsinlerdi.

Hitap yeteneği fazla olmayan Musa, Tanrı’dan, kendisi adına konuşacak birinin yardımını istediğinde, Tanrı, ağabeyi Harun (Çıkış 4:14) ile peygamberlik özelliğine sahip, Harun’un kız kardeşi Miryam’ı (Çıkış 15:20) görevlendirdi. Bu olay, İsa ve Gelini olacak kişinin, Söz’ün mükemmel ifadeleri olarak (Yuhanna 1:14) geleceklerinin ve Düşüş ile birlikte Söz’ü yitiren insanlığı onaracaklarının sembolik anlamda bir ön habercisi idi. Harun ve Miryam, Kenan’ın onarılması sürecinde, Tanrı pozisyonunu temsil eden Musa’nın iradesine destek olarak, onun adına halkı yönetip, yönlendirmek misyonuna sahip oldular. Çok daha sonra ise, bu kez İsa ve Kutsal Ruh, Kenan’ın, dünya seviyesinde onarımı ve insanlığın günahlarının bedelinin ödenmesi adına, Tanrı’nın İradesi’ni uygulama misyonunu üstleneceklerdi.

Musa, Tanrı’nın emrini göz önüne alarak, Firavun’la konuşmaya karar verdi. Saraya gidiş yolu üzerinde iken Tanrı görünerek, Musa’yı öldürmeye teşebbüs etti ancak Musa’nın yaşamı, karısı Tsippora’nın oğullarını sünnet ederek Tanrı’ya sunması sayesinde bağışlanmış oldu. (Çıkış 4:24-26) Tsippora, bu yerinde müdahalesi ile, Musa’nın bu denemenin üstesinden gelmesine ve böylelikle ailelerinin kurtulmasına yardımcı oldu. Bu sünnet olayı, İsrailoğullarının Mısır’dan azat olmaları için gereken takdirsel zemini de hazırladı ve de insanların içsel bir sünnet olgusunu yaşamadıkları sürece İsa yollansa bile Tanrı’nın insanlığı kurtarma çalışmasının tamamlanmasının mümkün olamayacağı gerçeğini sembolik bir şekilde göstermiş oldu.

Bu noktada, sünnetin anlamına daha bir derinlikli yaklaşmakta fayda var. İnsanlığın ilk ataları, Şeytan ile muhatap oldukları cinsellik ilişkisi sonucu Tanrı merkezlilikten uzaklaştıklarında, ruhsal ölümlerine yol açan kirli kanı da, erkek cinsel organı kanalı ile miras almış oldular. Düşmüş insanlığın yeniden Tanrı çocukları addedilecekleri konuma ulaşabilmeleri için aşılacak süreçte, Tanrı, bir bedel şartı olarak, erkek cinsel organının uç derisinden bir parça kesip, kan akıtılması ile sembolik anlamda ölüm kanından kurtuluşu simgeleyen sünnet olgusunu şart koştu. Sünnet, aynı zamanda, insanın egemenlik hakkının da yeniden onarılmasını ve de Tanrı’nın, insanları yeniden kendi gerçek çocukları olarak sahiplenebileceği vaadinin geçerli olduğunun da bir işareti idi. Sünnet, yüreğin sünneti (Tesniye 10:16), cismi bedenin sünneti (Tekvin 17:10), ve de diğer varlıklarla ilişkideki sünnet (Levililer 19:22-23) olmak üzere üçe ayrılır.

Tanrı Mısırlılar üzerine yolladığı on felaket çerçevesinde, Musa’nın, halkını Mısır topraklarından kurtarabilmesine zemin hazırlamış oldu. (Çıkış 7:14, 12:36) Bu da, yine, ilerde İsa geldiğinde, gerçekleştireceği mucize ve işaretlerle, Tanrı’nın seçilmiş halkını (ki bu dönemde söz konusu olan İsrail halkı değil, bütün inananlar olacak idi) kurtaracağının bir ön habercisi idi. Yakup’un Haran diyarında geçirdiği yirmi bir yıl süren güçlük döneminde de, amcası Leban, Yakup’un haklarına on kez tecavüz ederek vermesi gereken ücreti ödememişti. (Tekvin 31:7) Benzer şekilde, Yakup’un misyonunu örnek alan Musa’nın misyon sürecinde de, bu kez Firavun, İsrailoğullarına daha önceden belirlenmiş bedel sürecinin ötesinde eziyete devam ettiği gibi, onları salıvereceğine dair sözünü de tam on kez yerine getirmekten kaçınarak onları sürekli kandırma yoluna gitti. Bunun sonucu olarak da Tanrı, Firavun’u tam on kez felaketlerle vurma zeminine sahip oldu.

Bu felaketler içinde özellikle dokuzuncu ve onuncu felaketlerin çok özel anlamları vardı.

Dokuzuncu felakette örneğin, Tanrı, İsraillilerin yaşadığı bölüm ışık içinde kalmak üzere, Mısır diyarının geri kalanını üç gün boyunca bir karanlık örtüsü altında bıraktı. (Çıkış 10:21-23) Bu olay, İsa’nın gelişinde Tanrı’nın halkı olmayı seçenlerin üzerinde daimi bir ışık örtüsü olacağını, Şeytan’ın sahasında kalmayı tercih edenlerin üzerinde ise karanlığın egemen olacağının ve bu iki kesimin net bir şekilde birbirinden ayrılacağının bir ön habercisi idi.

Onuncu felakete gelince, Tanrı, Mısırlıların ilk doğan çocukları ile hayvanlarını vururken, İsrailoğullarına da, ölüm meleğinin geçerken hata yapmaması için, evlerinin eşiği ve kapı süvesi üzerine kuzu kanından sürmeleri direktifini verdi. Şeytan’ın tarafında yer alan Mısırlıların ilk doğanları Kabil’in pozisyonunu temsil etmekte idiler. Tanrı’nın onları vurmasındaki gerekçe, İsrailoğulları’nı, ikinci oğul Habillik pozisyonundan büyük oğulluk pozisyonuna onarmak adına idi. Çünkü Şeytan, büyük oğulluk pozisyonunu gasp etmekle, Tanrı’yı arayış içerisinde bırakıp, tarihin akışını yönlendirecek liderliği üstlenmiş idi. (Tarihteki Paralellikler 7) Bu felaket, İsa geldiğinde, Şeytan tarafının yok olurken, ikinci oğul pozisyonunda yer alan Tanrı tarafının İsa’nın kanının kefareti ile kurtarılacağının da bir ön habercisi idi.

Musa’nın Mısır’dan çıkarken toplamış olduğu büyük miktardaki mal ve mücevherler de (Çıkış 12:35-36) yine tabiatta yer alan tüm varlıkların, İsa’nın gelişinde onarılacağının simgesel bir habercisi idiler. (Üçüncü kutsamanın onarımı)

Tanrı her felaket ertesinde Firavun’un yüreğini daha da katılaştırdı. (Çıkış 4:21, 10:27) Bunun çeşitli nedenleri vardı. İlki, gücünü sürekli olarak ifa etmekle, Tanrı, İsrailoğulları’na gerçek Tanrının kim olduğunu göstermeyi amaçlamakta idi. (Çıkış 10:1-2) Tanrı’nın amaçladığı ikinci şey ise, Firavun’un, İsrailoğulları üzerindeki egemenliğini elinden gelen her şeyi denemeye rağmen tesis edemeyeceğini görerek en sonunda ne halleri varsa görsünler psikolojisi içinde, Mısır’dan ayrılmaları sonrasında bir daha onlarla ilgili en küçük bir bağlantı kurmak istemeyecek şekilde onlardan vazgeçmesini sağlamak idi. Üçüncü neden de, İsrailoğulları’nın yılların getirmiş olduğu alışkanlık ile, Mısır’a karşı duyabilecekleri en ufak bir duygusal bağlılığa engel olmak adına, Firavun’a karşı duyacakları şiddetli düşmanlık hislerini besleyecek bir ortamın yaratılması idi.

Tanrı, Kenan’ın onarımı için milletsel seviyedeki ilk süreci başlatacak takdirsel çalışmasını, Musa’nın, Mısırlıyı öldürmesi ile başlatmış oldu. Ne var ki bu süreç, halkının Musa’ya yeterince güvenmemesi nedeni ile yarım kaldı. Milletsel seviyedeki onarımın ikinci ayağını başlatacak takdirsel çalışmada, Tanrı bu kez, İsrailoğulları’na, inançlarını sağlam tutabilmeleri adına, üç işaret ve on felaket gösterdi. İsrailoğulları bu mucizevi alametlere tanık olduktan sonra ancak, Musa’nın gerçekten de kendileri için Tanrı tarafından görevlendirilmiş lider olduğuna inandılar. Ve milletsel seviyede iman temelini atan Habil figür olarak Musa’ya inanıp, onu izlediler. Böylece de, İsrailoğulları, Kenan’ın onarımı için söz konusu olan milletsel seviyedeki ikinci süreci yürütmeye hak kazandılar.

Ancak, İsrailoğulları’nın, düşmüş tabiatı onaracak bedel şartını oluşturabilmeleri için, Musa’ya mucizelerini gerçekleştirdiği dönem içerisinde duydukları kısa süreli güven ve itaatin daha fazlasını göstermeleri gerekmekte idi. Şeytan, bu şartın yerine getirilmesinde daha önceki hatalarına bağlı olarak, Kenan’ın onarımı için söz konusu olan tüm takdirsel süreci sahiplenmiş bulunmakta idi. İsrailoğulları bu noktada, yitirilmiş o süreci, Mısır’dan Kenan’a dekki yolculukları boyunca Musa’ya iman ve itaatte kusur göstermeyerek onarmalı idiler. Düşmüş tabiatın onarılması için gerekli milletsel seviyedeki bedel şartı ancak bu şekilde yerine getirilmiş olacaktı. Dolayısı ile İsrailoğulları, Musa’ya sarsılmaz bir iman duygusu içerisinde çölü aşıp Kenan diyarına varmadıkça, milletsel seviyedeki birlik temeli de atılmış olamayacaktı.

Görüldüğü gibi, Kenan’ın onarımı için başlatılan milletsel seviyedeki ikinci takdirsel girişim planı, bir öncekine göre çok daha büyük tanrısal lütuflar ile başlatılmış oluyordu. Bununla beraber, takdirsel planın uygulamaya konmasındaki bu gecikme, İsrailoğulları’nın inançsızlıkları sonucu söz konusu olduğu için, doğal olarak, yerine getirmekle yükümlü olacakları bedel şartı da ilkine göre çok daha ağır idi. Kenan’ın onarımının ilk takdirsel girişim sürecinde, İsrailoğulları Musa’yı gereği gibi izlemiş olsalar idi eğer, Kenan diyarına, Yakup’un Haran diyarında geçirmiş olduğu yirmi bir yıllık sürece mukabil olacak şekilde, yirmi bir gün gibi kısa süreli direkt Filistin güzergahı üzerinden ulaşabileceklerdi. Ancak ikinci takdirsel girişim söz konusu olduğunda, Tanrı, İsrailoğulları’nın bu kısa ve direkt yolda karşılaşacakları savaş sever Filistinlilerden ürküp, yeniden imandan saparak Mısır’a geri dönmek isteyebileceklerini hesaba katarak (Çıkış 13:17) onları çok daha uzun sürecek Kızıldeniz ve Sina çölü güzergahından yirmi bir ay gibi bir süre içinde ancak Kenan’a ulaşacakları şekilde yönlendirmeyi tercih etti.

Böylece, İsrailoğulları için, Musa’nın önderliği altında, yirmi bir aylık bir çöl aşma süreci başlatılmış oldu.

Şimdi bu sürecin, ilerde İsa için, Kenan’ın dünya seviyesindeki onarımı söz konusu olduğunda insanlığı yönlendirmede nasıl bir örnek model oluşturduğuna göz atalım.

Firavun, istemeyerek de olsa, Musa’ya, İsrailoğulları’nın Mısır’da kurban sunmaları iznini verdiğinde Musa: Böyle yapmak münasip değil, çünkü Mısırlıların mekruh saydıklarını Allahımıza kurban keseceğiz. İşte Mısırlıların mekruh saydıklarını onların gözleri önünde kurban kesersek bizi taşlamazlar mı? Çölde üç gün yol gideceğiz ve Allahımız Rabbe bize emredeceği gibi kurban keseceğiz. (Çıkış 8:26-27) diye daha fazlasını isteyerek karşılık verdi.

Musa’nın kurban sunmak için üç günlük bir süre istemesi, halkını Mısır’dan kaçırabilmek için yeterli zamana sahip olabilmek içindi. Söz konusu bu üç günlük süre, İbrahim’in Morya Dağı’nda, İshak’ı kurban olarak sunup, böylece Şeytan ile bağlarını koparmayı amaçladığı üç günlük yolculuğundaki ile aynı anlama sahipti. Bu süre, İbrahim’in zamanından beri, her yeni bir takdirsel süreç başlangıcında, Şeytan’dan ayrılmak için gerekli bir bedel ödeme süreci olarak gerekli olageldi. Yakup zamanında da, Kenan’ın onarım sürecinin başlatılabilmesi için, Yakup’un Leban’ı kandırıp, Haran’ı terk ederek Şeytan ile bağların kesildiği bir üç günlük süre gündeme gelmiş idi. (Tekvin 31:19-22) Aynı şekilde, bu milletsel onarım sürecinin başlatılması öncesinde de, Musa’nın, Firavun’dan üç günlük bir süre istemesinin ardında, onu kandırarak, halkını Firavun’un esaretinden kurtarıp, kaçırma niyeti yatmakta idi. İsa da, muzaffer dirilişinin öncesinde, ruhsal düzlemde onarım sürecini yine, Şeytan’dan ayrılışı simgeleyen ölümü sonrasındaki üç günlük süreci aşarak başlatabildi.

Kutsal Kitap’a göre sayıca yaklaşık 600.000’i bulan İsrailoğulları, İbrani takvimine göre İlk ayın on beşinci gününde Mısır’ı terk etmek üzere Ramses’ten hareket ettiler. (Çıkış 12:37, Sayılar 33:3)

İsrailoğulları Sukkot’ta konakladıkları ilk yere kadarki üç günlük yolculuk süresinde Tanrı’nın İradesi’ne sıkı sıkıya bağlı kaldılar. O noktadan sonra, Tanrı, yol göstermek için, gündüz bulut direğinde, gece de ateş direğinde onlara rehber oldu. (Çıkış 13:21) İsrailoğullarına gündüz boyunca (yang) yol göstermek için sağlanan bulut direği, günü geldiğinde Tanrı’nın seçilmiş insanlarını toparlayarak dünya seviyesinde Kenan’ı onarmak üzere gelecek olan İsa’yı, gece boyunca (yin) rehber olmak üzere sağlanan ateş direği de, feminen bir ruh olarak insanlara yol gösterecek Kutsal Ruh’u simgelemekte idi.

Kızıl Deniz kıyılarına vardıklarında Tanrı’nın emri üzerine, Musa, asasını uzatıp, suları yararak, halkını, kuru zemin üzerinden geçirdi. Onları savaş arabaları ile izleyen Mısırlılar ise bir kez kuru yerden denizin ortasına girdiklerinde suların tekrar kapanması ile birlikte topluca yok oldular. (Çıkış 14:21-28) Daha önce de açıklandığı gibi, Musa, Firavun karşısında Tanrı’yı temsil ederken (Çıkış 7:1) asası da, gelecekte Tanrı’nın gücünü ifade edecek İsa’yı simgelemekte idi. O nedenle söz konusu bu mucize, İsa’nın gelişinde neler olabileceğinin bir ön habercisi idi. Şeytan, Kenan’ın dünya seviyesindeki onarımı için İsa’yı izleyecek olan inananlar kesimini baştan çıkarmak için elinden geleni ardına koymasa bile, İsa, demir asasını kaldırarak (Vahiy 2:27, Mezmurlar 2:9, demir asa, Tanrı’nın Sözü’nü simgelemektedir Eskatoloji 3:2:2) dünyanın kirli bulanık sularını (Kutsal Kitap, suyu, günahkar dünyanın sembolü olarak kullanır (Vahiy 17:15), O nedenle de bu dünya bazen “çalkantılı deniz” olarak nitelendirilir.) ortadan kaldıracaktı. Öyle ki, sular ikiye ayrıldığında, inananların aşıp, geçebileceği düz yol oluşacak ama onları izleyip kovalayan Şeytan yok edilebilecekti.

İsrailoğulları, ikinci ayın on beşinde, Kızıl Deniz’i aşarak Sin Çölü’ne vardılar. O zamandan yerleşik yaşamlarına başlayacakları yere ulaşmalarına dek, Tanrı onları, mana (bir çeşit ekmek) ve bıldırcın eti sağlayarak besledi. (Çıkış 16:13-35) Burada da, mana ve bıldırcın, yine, Tanrı’nın Kenan’ın dünya seviyesinde onarımı söz konusu olduğunda sağlayacağı İsa’nın yaşam veren bedenini ve kanını simgelemekte idi. İsa, bu gerçeğe şu sözleriyle açıklık getirmekte idi: Atalarınız çölde mana yediler ama öldüler….Gökten inen diri ekmek benim. Bu ekmekten yiyen sonsuza dek yaşayacaktır….İnsanoğlunun bedeninden yiyip, kanını içmedikçe sizde yaşam olmayacak. (Yuhanna 6:49-53)

İsrailoğulları, Sin Çölü’nden ayrılıp, Refidim’de konakladıklarında, halkın içmesi için su kalmadığını gören Tanrı, Musa’ya, Horeb’deki kayaya değneği ile vurmasını böylece oradan fışkıracak su ile halkının hayatını kurtarmasını emretti. (Çıkış 17:6) Pavlus, İsa’yı “Kaya Mesihti” (1.Korintoslular 10:4) diye tanımlamış idi. Dolayısı ile, kayadan fışkıran su, Mesih’in, tıpkı İsa’nın da “Benim vereceğim sudan içen kimse bir daha asla susamaz.” (Yuhanna 4:14) şeklinde ifade etmiş olduğu gibi, tüm insanlığı yaşam suyu ile kurtaracağının sembolik bir ön habercisi idi.

Musa’ya Sina Dağı’nda ulaştırılan iki taş levha da, İsa’yı ve Gelini olacak Kişi’yi, taş tabletlerin esasını oluşturan kaya ise Tanrı’yı simgelemekte idiler. Musa’nın kayaya vurarak çıkan sudan halkına vermesi, Musa’nın, taş tabletleri alarak, Ahit Sandığı’nı ve Tapınağı Çadırını inşa edebilmesi için gerekli temeli oluşturdu.

Yeşu, Amalek ile Refidim’de savaştı. Ve Musa’nın ellerini her kaldırışında, İsrail halkı galip, indirişinde ise mağlup geldi. Musa ellerini havada tutmaktan yorulduğunda, Harun ve Hur, Musa’yı bir kayanın üzerine oturtarak biri bir yandan diğeri öbür yandan ellerini havada tutmasına yardımcı olarak, Kral Amalek ve orduları ile savaşın kazanılmasına yardımcı oldular. (Çıkış 17:10-13) Bu olay da, İsa’nın gelişinde neler olacağının bir habercisi idi. Yeşu inananları, Amalek ve kavmi şeytanı, Harun ve Hur ise İsa ve Kutsal Ruh’u simgelemekte idiler. Harun ve Hur’un Musa’nın ellerini havada tutarak Yeşu’nun Amalek kavmini yenmesi de, Üçlü Birliğe (Tanrı-İsa ve Kutsal Ruh) inanan müminlerin karşılarına çıkacak her türlü kötülüğün üstesinden geleceklerinin simgesel bir ön habercisiydi.

2.2.2.3 Onarım takdiri çalışması ve Taşınır Tapınak (Mesken)

İsrailoğulları, en sonunda taş levhalara ve Taşınabilir Tapınak ile Ahit Sandığı’na sahip oldular. Şimdi gelin, bu nesneleri ne şekilde aldıklarını ayrıntılı bir biçimde inceleyelim. İsrailoğulları, Amalek kavmi üzerinde zafer kazanmaları ertesinde (Çıkış 19:1), üçüncü ayın başlangıcında Sina Çölü’ne vardıklarında Musa, yetmiş yaşlıyı toplayarak Tanrı ile buluşmak üzere Sina Dağı’na çıktı. Burada Tanrı, üzerinde On Emrin yazılı olacağı taş levhaları almaya hak kazanması için, Musa’dan kırk gün oruç tutmasını istedi. (Çıkış 24:9-10, 18) Bu orucu süresinde, Tanrı Musa’ya, Ahit Sandığı ve Taşınır Tapınağa (Mesken) yönelik direktiflerini de ulaştırdı. (Çıkış 25-31) Kırk günlük orucu sona erdiğinde, Musa, üzerinde Tanrı tarafından yazılmış On Emir’in yer aldığı iki taş tableti almaya hak kazandı. (Çıkış 31:18)

Ancak Musa, elinde üzerinde Tanrı’nın On Emrinin yazılı olduğu iki taş levha ile Sina Dağı’ndan indiğinde, halkını, altın bir ineğe tapınıyorlarken buldu. İsrail halkı, Musa’nın dağda bulunduğu kırk günlük süre içerisinde, onun yokluğunu fırsat bilerek, Harun’dan böyle bir heykel yapmasını isteyip, bitiminde de, bu heykeli, kendilerinin Mısır’dan çıkmalarına yardımcı olan Tanrıları olarak ilan ettiler. Musa, bunu gördüğünde öfke ve kızgınlığından ne yapacağını bilemeyerek elindeki taş levhaları yere fırlatarak dağın eteğinde kırdı. (Çıkış 32:1-19) Bu aşamada Tanrı, bir kez daha Musa’ya görünerek, ilkine benzeyen iki taş levha daha hazırlamasını ve bu levhalar üzerine yeniden On Emri’ni yazacağını söyledi. Böylece Musa bir kez daha dağa çıkarak, Tanrı’nın Sözü’nün yer alacağı taş levhalara sahip olabilmek için ikinci bir kırk günlük oruç sürecini başlattı. Bu süre sonunda Tanrı Musa’ya On Emri’ni yazdırdı. (Çıkış 34:1, 27-28) Musa, bir kez daha elindeki taş levhalarla İsraillilerin yanına indi. İsrailoğulları bu kez, Musa’yı yücelterek, onun direktiflerine uygun bir şekilde, Ahit Sandığı’nı ve Taşınabilir Tapınak olan Mesken’i inşa ettiler. (Çıkış 35-40)

2.2.2.3.1 Taş levhaların, Mesken’in ve Ahit Sandığı’nın anlam ve önemi

Musa’ya, Tanrı’nın Söz’ünün yer aldığı taş levhaların ulaştırılması, Tanrı merkezlilikten uzaklaşmış insanlığın Tanrı ile iletişiminin ancak sunulan kurbanlar aracılığı ile mümkün olabildiği Onarım için Temel Oluşturma Çağı’nın da sonuna gelindiği ve bundan böyle Tanrı tarafından ulaştırılacak Söz’ün mümkün olabileceği Onarım Takdiri Çağı’nın da başladığı anlamına gelmekte idi. Daha önce, Tanrı’nın Sözü aracılığı ile yaratılan Adem ve Havva’nın, mükemmel olmayı başarmaları temelinde Söz’ün de mükemmel yansımaları olacağını ifade etmiştik. Ancak düşüşleri ile birlikte, insanlık Söz’ü de yitirdi.

(Onarım 1.2.1) Musa, Şeytan’dan ayrılmayı simgeleyen kırk sayısını esas alan kırk günlük bir orucun ertesinde, bu Söz’ü almaya hak kazanan temeli oluşturdu. Bu olay, Söz’ün tekamülleri olan Adem ve Havva’nın da sembolik onarımlarını simgelemekte idi. Dolayısı ile Söz’ün yer aldığı iki taş levha, onarılmış Adem ve Havva’yı ve de Söz’ün mükemmel ifadeleri olarak gelmek durumunda olan İsa ve Gelini olacak Kişi’yi simgelemekte idi. Kutsal Kitap Mesih’ten “beyaz taş” (Vahiy 2:17) diye söz eder ve yine Kutsal Kitap’a göre “Kaya Mesih’ti”. (1.Korintoslular 10:4) Taş levhalar İsa’yı ve Gelini olacak kişiyi sembolize etmelerinin yanı sıra göğü ve yeri de simgelemekte idiler.

Taşınabilir Tapınak ya da diğer adı ile Mesken’e gelince, İsa, Kudüs’te iken bedenini tapınağa benzetmiş idi. (Yuhanna 2:19-21) Ve yine Ona inananlar da Tanrı’nın tapınakları olarak adlandırıldılar. (1.Korintoslular 3:16) Dolayısı ile Tapınak İsa’nın imajda bir ifadesi idi. İsrailoğulları Musa’nın önderliği altında, Kenan’ın onarılması yönündeki ilk süreçte başarılı olsalar idi, Kenan diyarına varır varmaz Tapınağı inşa ederek Mesih’i karşılayabilecek temeli oluşturmak için hazırlanacaklardı. Ne var ki bu ilk girişim, inanç açmazları yüzünden daha başlangıçta başarısızlıkla son buldu. İkinci süreç içerisinde bir önceki girişimdeki hataların onarılabilmesi için Tanrı, İsrail halkını, Tapınağı yapmalarının o şartlar altında mümkün olamayacağı, Kızıldeniz, Sina Dağı’ndan aşılacak uzun zorlu bir güzergaha yönlendirdiğinden, Tapınağın yerine geçebilecek ve taşınabilir bir iman nesnesi özelliği olan Taşınır tapınağı (Mesken) koydu. Mesken de, Tapınak gibi, İsa’nın, bu kez semboldeki bir ifadesi olacaktı. Tanrı Musa’dan Taşınır Tapınağı inşa etmesi isteğini şu sözlerle ifade etmişti: “Ve aralarında oturayım diye benim için makdis yapsınlar” (Çıkış 25:8)

Taşınır Tapınak “kutsal yer” (ibadet yeri) ve “en kutsal yer” (kutsalların kutsalı) olmak üzere iki bölümden oluşmakta idi. En kutsal yere, yalnızca baş hahamın, o da yılda bir kez Kefaret Günü’nde sunu sunmak üzere, girme hakkı vardı. En kutsal yer, Ahit Sandığı’nın saklandığı ve Tanrı’nın da ikamet edeceği yerdi ve aynı zamanda İsa’nın da ruhunu temsil etmekte idi. Kutsal yere gelince, burada da, bir lamba, buhur yakılan bir mezbah ve de üzerinde din görevlilerince her gün hizmet edilen Tanrı’nın Huzur’unu simgeleyen ekmeğin bulunduğu bir masa yer almakta idi. Bu yer, İsa’nın bedenini simgelemekte idi. En kutsal yer, ruh dünyasını simgelerken, kutsal yer, fizik dünyayı simgelemekte idi. İsa çarmıha gerildiğinde, kutsal yer ve en kutsal yer arasındaki perde yukarıdan aşağıya kadar ikiye ayrıldı. (Matta 27:51) Bu, İsa’nın çarmıha gerilişi ile birlikte, ruh ve beden arasındaki ya da gök ve yer arasındaki kapının açılması ile birlikte, ruhsal kurtuluş zemininin oluştuğu anlamına gelmekte idi.

En kutsal yerde muhafaza edilen Ahit Sandığı, Tanrı’nın insanları ile olan ahdine yönelik sözleri barındırmakta idi. Ahit Sandığı’nda, İsa’yı ve Gelin’i olacak kişiyi ve de yer ve göğü simgeleyen iki taş levha yer almakta idi. Ahit Sandığı, aynı zamanda, İsrailoğullarının sıkıntı dönemi olan çöl aşma dönemlerindeki ana unsurlardan olan ve yine İsa’nın bedenini simgeleyen manayı barındırmakta idi. Mana, Tanrı’nın yüceliğini simgeleyen altından bir kap içerisinde yer almakta idi. Ahit Sandığı’nda ayrıca, Harun’un, Tanrı’nın gücünü gösterecek şekilde filizlenen asası da bulunmakta idi. (İbranilere Mektup 9:4) Ahit sandığı bu yönleri ile evrenin ve de Taşınır Tapınağın küçük bir ifadesi idi.

Kefaret örtüsü Ahit Sandığı’nın üstüne yerleştirildi. Kefaret örtüsünün iki ucuna altından yapılan ve kefaret örtüsünü kaplayacak büyüklükte iki kerubi yerleştirildi. Ve Tanrı, onlarla orada buluşacağını ve İsrail’e yönelik emirlerini kefaret örtüsü üzerinden, ahit sandığı üzerindeki iki kerubi arasından ileteceği sözünü verdi. (Çıkış 25:17-22) Bu, taş levhalarca sembolize edilen İsa ve Gelini pozisyonundaki kişinin ortaya çıkıp, insanları günahlarından arındırdıklarında, Tanrı’nın da, kefaret örtüsü üzerinden görünüp, Aden Bahçesi’nde yaşam ağacının yolunu kapatan kerubiler arasından bir yol açacağını simgelemekte idi. (Tekvin 3:24). Böylece herkes, yaşam ağacı olan İsa’ya gelerek, Ondan Tanrı’nın Sözü’nü tam anlamda almaya hak kazanacaktı.

Tanrı’nın taş levhaları, Taşınır Tapınağı ve Ahit Sandığı’nı vermesinin ardındaki amaç ne idi? İsrailoğulları, İbrahim’in sunusunu sunmadaki hatasından ötürü, dört yüz yıllık bedel ödeme dönemini tamamladıktan sonra, Mısır’dan ayrılarak çöle çıktıklarında, Tanrı, Mısırlıları çeşitli işaret ve felaketlerle vurup, İsrailoğulları’nı Kızıldeniz’de izlemeye çalışan askerleri de boğarak cezalandırdı. Böylece İsraillilerin bir daha Mısır’a geri dönememeleri yalnızca Tanrı’nın İradesi buna set çektiği için değil, fakat Mısırlıların en azılı düşmanları olmasından da kaynaklandı. O noktadan sonra İsrailliler için artık, Kenan diyarına olan yolculuklarını tamamlamaktan başka bir çıkar yol da kalmamakta idi. Tanrı’nın ustaca stratejisi ile böylece geri dönüşü olmayan yolculuk başlatılmış oldu.

Ne var ki, yolculukları süresince İsrailoğulları sürekli bir biçimde imanda sürçmeye devam ettiler. Hatta o kadar ki, son aşamada, Musa’nın bile, pozisyonuna uymayacak şekilde davranma tehlikesi söz konusu oldu. Bu durumla baş edebilmek için, Tanrı, insanlar değişse bile asla değişmeyecek olan bir iman nesnesini tesis etmeyi gerekli gördü. Öyle ki söz konusu iman nesnesine bir tek kişi bile sarsılmaz bir iman sergilemeye devam ettiğinde, Tanrı’nın da yalnızca o kişi kanalı ile bile olsa, İradesi’ni yürütme zemini saklı kalacaktı. Şart nesnesine saygı misyonunu üstlenecek kişiler de, tıpkı bayrak yarışında yarışmacıların direği elden ele ulaştırmaları gibi, bu görevi birbirlerinden devralabileceklerdi.

İşte söz konusu bu iman nesnesi, Ahit Sandığı ve taş levhaları da bünyesinde barındıran Taşınır Tapınak idi. Taşınır Tapınak, Mesih’i simgelediği için, İsrailoğullarının Taşınır Tapınağı inşaları da, Mesih’in sembolik anlamda da olsa gelişini simgelemekte idi.

O nedenle İsrailoğulları, Taşınır Tapınağa, sanki Mesih imişçesine saygı gösterip, yüceltmek ve Musa’nın önderliği altında, kutsanmış topraklar olan Kenan diyarına ulaşmak durumundaydılar. Böylece, milletsel seviyede birlik temelini oluşturabileceklerdi. Bu süreç içerisinde İsrailoğulları’nın tümü bile imanda sapıp, bir tek Musa’nın Taşınır Tapınağa olan saygı ve imanı devam ettiği sürece, halkın imansızlığı da telafi edilmiş sayılacak ve Musa’nın bozulmamış iman temeli üzerinde hepsi onarılabilecekti. Musa’nın kendisinin imanda sürçmesi olasılığında ise, tek bir İsrailoğlunun bile Musa’nın yerine Tapınağı yüceltmeye devam etmesi, Tanrı’nın bir tek o kişi kanalı ile de olsa tüm halkı onarma zeminini saklı tutmuş olacaktı.

İsrailoğulları ilk milletsel süreçte, Musa’ya güvenip, Kenan diyarına ulaşabilseler idi eğer, Musa’nın ailesi Taşınır Tapınak rolünü üstlenecek, Musa’nın kendisi de taş levhalar ve Ahit Sandığına yüklenen rolü bizzat kendisi yerine getirmiş olacaktı. Böylece Musa’nın ailesi, göksel yasaların örnek uygulayıcısı olacaktı. Ve İsrailoğulları da, taş levhalara, Ahit Sandığı’na ve de Taşınır Tapınağa gerek kalmaksızın, Kenan diyarında Tapınağın kendisini inşa etmiş olacaklardı. Bütün bu iman nesneleri, ancak insanlar imanda sürçtükten sonra, kurtuluş için gerekli sembolik araçlar oldular. İsa’nın ve Gelininin semboldeki ifadesi olan Taşınır Tapınak, kalıcı Tapınağın inşasına kadar geçerli olacak bir iman nesnesi idi. İsa’nın ve Gelini olacak kişinin, imajdaki ifadesi olan Tapınak ise, yalnızca Tapınağı bizzat barındıran kişi pozisyonundaki Mesih’in geleceği döneme kadar gerekli olacaktı.

2.2.2.3.2 Taşınır Tapınak için gerekli temel

Mesih’i karşılayabilmek için nasıl belli bir temel oluşturulması söz konusu ise, İsrailoğulları’nın, Mesih’in sembolik ifadesi olan Taşınır Tapınağı inşa edip yüceltmeleri öncesinde de Taşınır Tapınak için iman ve birlik temellerinin oluşturulması gerekmekte idi. Şimdi İsrailoğulları’nın Musa’nın önderliği altında, bu temelleri ne şekilde oluşturduklarına bir göz atalım.

Musa, Şeytan’dan ayrılışı simgeleyen kırk günlük bir oruç ve dua süresi ile Taşınır Tapınak için gerekli iman temelini atmak ve Tanrı’nın direktiflerini göz önüne almak durumundaydı. Taşınır Tapınak için gerekli bu iman temeli üzerinde de, Taşınır tapınak için gerekli birlik temelinin oluşturulması için, İsrailoğulları Taşınır Tapınak idealini gerçekleştirmek için çaba sarf eden Musa’ya imanla itaat edip izlemek ve böylelikle de düşmüş tabiatı onaracak bedel şartını yerine getirmek durumundaydılar. Burada konu edilen Taşınır Tapınak taş levhaları ve Ahit Sandığı’nı içermektedir.

2.2.2.3.2.1 TAŞINIR TAPINAK İÇİN GEREKLİ İLK TEMEL

İnsanlar, yaradılışın altıncı gününde, Söz’ün mutlak ifadeleri olmak üzere yaratıldılar. (Yuhanna 1:3) Dolayısı ile, Tanrı’nın, düşmüş insanlığa onarımları için yeniden yaradılış Söz’ünü ulaştırabilmesi için ilk etapta, Şeytan tarafından kirletilen yaradılış süresini temsil eden altı sayısının onarımı söz konusuydu. Tanrı o nedenle, altı gün süresince Sina Dağı’nı izzet bulutları ile örttü ve yedinci günde bulutlar arasından görünerek Musa’ya seslendi. Musa, o andan başlamak üzere kırk gün kırk gece sürecek orucuna başladı. (Çıkış 24:16-18) Tanrı, Musa’ya Şeytan’dan ayrılışı simgeleyen bu kırk günlük oruç süresi direktifini, sembolik Mesih konumundaki Taşınır Tapınağın inşası için gerekli iman temelini oluşturabilmesi adına verdi. Bu temelin onarımı, İsrailoğullarının Kızıldeniz’i geçmelerinden sonra içine düştükleri imansızlık sonrasında gerekli oldu. (Çıkış 16:1-12, 17:2-4)

Yukarıda da belirtildiği gibi, Kenan’ın onarımı için İsrailoğullarından düşmüş tabiatın kaldırılmasına yönelik beklenen bedel şartı, onların Musa’ya yalnızca Tanrı’nın gücünü gösterdiği kısa bir süre için inanıp, izlemeleri ile değil, böyle bir iman ve itaati, Kenan diyarına ulaşıp, Tapınağı bina edip, Mesih’i karşılayabilecekleri zamana dek sürdürmeleri ile ancak oluşturulabilecekti. Aynı şekilde, düşmüş tabiatı onaracak bedel şartını yerine getirmek ve de Taşınır Tapınak için gerekli birlik temelini oluşturmak için de, İsrailoğulları, Musa’ya, kırk günlük orucunu yerine getirmek üzere dağa tırmandığı andan başlayarak Taşınır Tapınağın inşasının bitimine dek imanla itaat etmek durumundaydılar. Ancak, Musa, dağda oruç tutup, dua ederken, halkının tümü, imandan sapıp, altından buzağıya tapınmaya başladıkları için, Taşınır Tapınak için gerekli birlik temeli de oluşturulamadı.

Söz’e ulaşmak için gereken zeminin yitirilmesinden insanların kendileri sorumlu olduğu için, Söz’ü yeniden almaya hak kazanabilmek için gerekli zeminin onarımı da yine insanların sorumluluk payı içine girmektedir. O nedenle, Tanrı, bu süreç içerisindeki Söz’ün onarımına yönelik insan davranışlarına müdahalede bulunmaz. Tanrı, o nedenle İsrailoğulları’nı çeşitli işaret ve mucizelerle yönlendirmiş olmasına rağmen, günah işlemeye yöneldiklerinde onları durdurmak için hiç bir girişimde bulunmadı. Musa, halkının puta tapındığını ve etrafında dans ettiğini gördüğünde öfkesi doruğa çıktı ve elindeki taş levhaları büyük bir kızgınlıkla fırlatarak kırdı. (Çıkış 32:19)

Bunun sonucunda Şeytan, Taşınır Tapınağın oluşumu için gerekli iman temelini sahiplenme zeminini elde etti. Daha önce de açıklandığı üzere, söz konusu iki taş levha, onarılmış İkinci Adem ve Havva olarak gelme durumundaki İsa’yı ve Gelin’i pozisyonundaki kişiyi simgelemekte idiler. Böylesi bir öneme sahip taş levhaların fırlatılıp, kırılmaları olayı, geldiğinde İsa’nın, Yahudi halkının imansızlığı olasılığında, Tanrı tarafından belirlenmiş ve Gelini olacak kişi ile yerine getirmesi söz konusu olan misyonunu tamamlama zeminine sahip olamadan çarmıh üzerinde ölmek zorunda kalabileceğine işaret etmekte idi.

İsrailoğullarının Sina Dağı’nda sergiledikleri imansızlık Tanrı’nın, Taşınır Tapınak için gerekli temelin oluşturulmasına yönelik iradesinin baltalanmasına neden oldu ve Tanrı’nın, insanları Şeytan’dan ayırarak Musa’ya olan itaatlerini canlı tutmaya yönelik gayretli çabalarını da boşa çıkarmış oldu. İsrail halkının sürekli tekrarlanan imansızlıkları sonucunda da, Tanrı’nın, Taşınır Tapınağın oluşturulmasına yönelik temelin sağlanması yönündeki takdirsel çalışması ikinci ve üçüncü kerelere ertelenmek zorunda kaldı.

2.2.2.3.2.2 TAŞINIR TAPINAĞIN OLUŞUMU İÇİN GEREKLİ İKİNCİ TEMEL OLUŞTURMA GİRİŞİMİ

İsrailoğulları, Tanrı Söz’ünün üzerinde yazılı olduğu taş levhaları almaya ve dolayısı ile Taşınır Tapınağın oluşturulması için gerekli temeli oluşturmaya yönelik yeterli imanı sergilemede başarısız olmakla beraber, levhaların sembolik kaynağı olan, Refidim’deki kayanın suyundan içme temeline sahip bulundukları için, Tanrı onlara bir ikinci şans daha tanıdı. Ve Musa taş levhaları atıp kırdıktan sonra ona görünerek, Söz’ünü yazdıracağı yeni levhaları yollayacağı vaadinde bulundu. Ancak bu defa, Tanrı, söylenecek şeyleri, boş taş levhalar üzerine bizzat Musa’nın kendisinin kazıyarak yazmasını istedi. Bunun dışında, Musa, taş levhaların onarımı ya da Taşınır Tapınağın oluşturulabilmesi için gerekli iman temeli şartı olan ve Şeytan’dan ayrılışı simgeleyen kırk sayısını esas alan bir sunuyu da yerine getirmek durumundaydı. O yüzden de, On Emir’in üzerine yazdırıldığı ikinci taş levha setine sahip olarak (Çıkış 34:28) Taşınır Tapınak için gerekli iman temelinin oluşumu için, bir kırk gün daha oruç tutması gerekti. İsrailoğulları, Musa’nın dağdan geri dönüşünü bu kez, sarsılmaz bir imanla beklediler.

Musa’nın başarı ile sonuçlanan kırık levhaların kırk günlük oruçla onarılmasına yönelik gayretli çabaları ve de İsrailoğulları’nın da ona olan imanları, İsa’nın çarmıha gerilse bile, Şeytan’dan ayrılışı simgeleyen takdirsel sayının onarımına yönelik Dirilişinin kırk günlük süresi içerisinde, inançlı insanların, Onu karşılayacakları bir bedel şartını bağlılık içerisinde yerine getirmeleri koşulu ile, İsa’nın da bir kez daha gelip, insanlığın kurtarılması çalışmasında yeni bir sayfayı başlatacağının bir ön habercisi oldu.

İsrailoğulları, Musa’nın dağda oruç tuttuğu dönem içinde ona olan imanlarını saklı tutmakla ve de Taşınır Tapınağın inşasına yönelik direktiflere mutlak itaat etmekle, Taşınır Tapınağın oluşumuna yönelik düşmüş tabiatın kaldırılması için gerekli bedel şartını yerine getirmiş oldular. Bu aynı zamanda Taşınır Tapınağın tesisi için gerekli birlik temelinin dolayısı ile de Taşınır Tapınağın oluşturulabilmesine imkan sağladı. Böylece ikinci yılın ilk ayının ilk gününde Taşınır Tapınak tesis edildi. (Çıkış 40:17)

Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi, Kenan’ın onarımına yönelik milletsel seviyede birlik temelinin oluşturulması sürecinin ikinci girişimi, salt Taşınır Tapınağın tesisinden çok daha fazlasını gerekli kılmakta idi. Öyle ki, İsrailoğulları, Kenan’a varıp, Tapınağı inşa edene kadar, Taşınır Tapınağı, kendi canlarından daha fazla gözetip, Mesih’i karşılayabilecekleri zamana dek de aynı iman standardını sürdürmekle yükümlüydüler.

Kenan’a varmaları öncesindeki yolculuklarının ikinci yılının ikinci ayının yirminci gününde, İsrailoğulları, Taşınır Tapınak üzerindeki bulutun kalkması işareti ile birlikte toplu halde Sina çölünden göç ederek yola koyuldular. (Sayılar 10:11-12) Ancak çok geçmeden karşılaştıkları zorlukları bahane ederek Musa’ya yakınmaya başladılar. İsrailoğulları, Tanrı kamp yerlerini ateşi ile yok ettikten sonra bile, tövbe getirmeyip, aç oldukları ve manadan başka bir şey yemedikleri şeklinde yakınmaya devam ettiler. Mısır’da bulundukları dönem içinde arzu ettikleri her yiyeceği yiyebildiklerini söyleyip, kendilerini o topraklardan çıkardığı için sürekli biçimde Musa’ya sitem etmekte idiler. (Sayılar 11:1-6) Bu tutumları, Taşınır Tapınak için gerekli olan ikinci temelin de Şeytan’ın sahiplenmesine geçmesine zemin hazırladı. Böylece, bu temelin yeniden onarımı için gerekli bir üçüncü girişime dek, takdirsel çalışma bir kez daha ertelenmiş oldu.

2.2.2.3.2.3 TAŞINIR TAPINAĞIN OLUŞUMU İÇİN GEREKLİ ÜÇÜNCÜ TEMEL

Şeytan, Taşınır Tapınak için gerekli ikinci temele el koymuş olmakla beraber, Musa’nın Taşınır Tapınağa olan iman ve bağlılığı değişmez kaldığından, Taşınır Tapınak olgusu, bir yandan İsrailoğulları’nın Refidim’deki kayanın suyundan içmeleri temeli diğer yandan da Musa’nın atmış olduğu bu değişmeyen iman temeli üzerinde saklı kalabildi. (Çıkış 17:6) Hatırlanırsa, kaya, Taşınır Tapınağın merkezinde bulunan taş levhaların kökeni idi. İsrailoğulları, bu temel üzerinde, Şeytan’dan ayrılışı sağlayacak yeni bir kırk sayısını esas alan temeli oluşturmaya hak kazandılar. Böylece Taşınır Tapınağa sadakatini halen büyük bir imanla sürdüren Musa’ya itaat etmekle, Tapınak için gerekli temeli bir bedel şartı ile bir üçüncü girişim bünyesinde onarmakla yükümlü kılındılar. Kenan diyarına yapılacak kırk günlük casusluk misyonu işte bu temelin oluşturulmasına yönelik bir şart olarak gündeme geldi.

Tanrı, Musa’dan İsrail’in on iki kavminin her birinden bir lider seçerek bu misyonu yerine getirmeleri için Kenan’a yollamasını istedi. (Sayılar 13:1, 25) Ne var ki dönüşlerinde, Yeşu ve Kaleb’in dışındakilerin verdikleri rapor hiç de iç açıcı değildi: Ancak memlekette oturan kavim kuvvetlidir ve şehirler istihkamlı ve çok büyüktür…Casusluk yaptığımız yer ahalisini yiyen bir memlekettir ve içinde gördüğümüz bütün halk dev cüsseli adamlardır…ve kendi gözümüzde biz çekirgeler gibi kaldık ve onların gözünde öyle idik. (Sayılar 13:28, 32-33) Şeklinde demeye getirdikleri şey, İsrailoğulları’nın Kenan’ın güçlü şehirlerini ele geçirip, oturanlarını yenmelerinin mümkün olmadığı yönünde idi. Bu raporu duyan İsrailoğulları Musa’ya yakınmaya başlamakta gecikmediler ve bir kez daha kendilerini Mısır’a geri götürecek bir lider arayışına girdiler.

Bu noktada bir tek Yeşu ve Kaleb, Kenanlılar’a saldırmaktan çekinilmemesi gerektiğini ve Tanrı’nın emrine uygun olarak saldırmakta fayda olduğunda şu sözleri ile ısrarlı oldular: Rabbe karşı isyan etmeyin. Ve siz memleketin kavminden korkmayın, çünkü onlar bizim ekmeğimizdirler, onları koruyan gölge üzerlerinden sıyrılmıştır ve Rab bizimledir onlardan korkmayın. (Sayılar 14:9) İsrailoğulları, bu sözlere kulak asmayarak Yeşu ve Kaleb’i taşlamaya kalkıştılar. Tam bu esnada Tanrı’nın izzeti tüm halka göründü ve Tanrı Musa’ya: Ne vakte kadar bu kavm beni hor görecek ve aralarında yapmakta olduğum bütün alametlere rağmen ne vakte kadar bana iman etmeyecekler? (Sayılar 14:11) diye sordu ve ekledi: Fakat ganimet olacak dediğiniz çocuklarınızı oraya götüreceğim ve sizin reddettiğiniz diyarı onlar tanıyacaklar. Fakat size gelince sizin leşleriniz bu çölde düşecek. Ve çocuklarınız kırk yıl çölde çoban olacaklar ve leşleriniz çölde telef oluncaya kadar sizin sadakatsizliğinizin yükünü taşıyacaklar. Memleketi çaşıtladığınız günlerin sayısına göre, kırk gün, her gün için bir yıl, kırk yıl fesatlarınızı taşıyacaksınız. Ve yüz çevirdiğimi bileceksiniz. (Sayılar 14:31-34)

İsrailoğullarının böylece bir kez daha imandan sürçmeleri ile birlikte, Taşınır Tapınak için gerekli üçüncü temel oluşturma girişimi de başarısızlıkla son buldu. Bunun sonucu olarak da, İsrailoğulları’nın normalde yirmi bir ayda Kenan’a ulaşmaları öngörülen süreç kırk yıla uzatılmış oldu.

2.2.2.4 Kenan’ın onarımı için milletsel çerçevede aşılması söz konusu ikinci sürecin de başarısızlıkla son bulması

İsrailoğulları’nın iman açmazları, Taşınır Tapınak için gereken temelin, üç girişimin üçünde de Şeytan tarafından sahiplenmesine zemin oluşturdu. O nedenle de, düşmüş tabiatın kaldırılabilmesi için gerekli milletsel seviyedeki bedel şartı, yerine getirilemedi ve de Kenan’ın onarımı için ikinci milletsel seviyedeki girişim için gerekli birlik temeli de oluşturulamadı. Dolayısı ile Kenan’ın milletsel seviyede onarımı için söz konusu olan ikinci girişim de tümü ile başarısızlıkla son buldu ve Tanrı’nın buna yönelik takdirsel çalışması da daha sonra gündeme gelecek bir üçüncü milletsel sürece dek ertelenmiş oldu.

2.2.3 Kenan’ın onarımı için milletsel çerçevede gündeme gelen üçüncü süreç

2.2.3.1 İman temeli

İsrailoğulları’nın, Kenan’a gerekli ön bilgilerin edinilmesi için yollanan casus grubun iç açıcı olmayan raporları ile yeniden iman açmazına düşmeleri ile birlikte, Kenan’ın onarımı için söz konusu olan ikinci milletsel süreç de başarısızlıkla son buldu. Musa’nın Midyan çölünde tam kırk yıl kalarak onardığı iman temeli de böylece Şeytan tarafından sahiplenildi. Varmaları söz konusu olan topraklara yönelik casusluk misyonunun da başarısızlıkla sonuçlanması sonucunda, İsrail halkı, Kadeş-Barnea’ya varmalarına dek, casusluk süresi olan kırk günün her bir günü, bir yıl sayılmak üzere, tam kırk yıllarını çöllerde dolanarak geçirmek zorunda kaldılar. Musa için ise bu kırk yıllık süreç, daha önceki bozulan iman temeline müdahale hakkı doğan Şeytan’dan ayrılma süreci ve de söz konusu olacak üçüncü girişim süreci için gerekli iman temelinin bedel ödenerek onarılma süreci oldu. Musa, çölde geçirilen bu kırk yıllık süre içerisinde, Taşınır Tapınağı, büyük bir iman ve bağlılıkla yüceltti. Kadeş Barnea’ya dönüldüğünde, Kenan’ın onarımı için gerekli üçüncü milletsel süreç için gerekli iman temeli de tamamlanmış ve Musa da, birlik temelini oluşturulması için gerekli Habil’lik pozisyonunu üstlenmeye hak kazanmış oluyordu.

2.2.3.2 Birlik temeli

İkinci süreç için gerekli birlik temelinin, halkın süregelen imansızlığı yüzünden başarısızlıkla son bulması ile birlikte, Şeytan da, Taşınır Tapınak için gerekli temele müdahale hakkına sahip oldu. Ancak Musa’nın devam eden sarsılmaz imanı sayesinde, Taşınır Tapınak için gerekli iman temeli saklı kalmış oldu. İsrail halkı eğer bu temel üzerinde çölde geçirdikleri kırk yıl süresince Musa’yı imanla izlemiş ve böylece Şeytan’dan ayrılmak için gerekli zemini oluşturmuş olsalar idi, Taşınır Tapınak için gerekli birlik temeli de oluşmuş olacak ve dolayısı ile Taşınır Tapınak için gereken temel hazırlanmış olacaktı. İsrailoğulları, Musa’ya gerekli biçimde onurlandırıp, itaat etmiş olsalar idi, Kenan’ın onarımı için gerekli birlik temeli de bu milletsel seviyedeki üçüncü girişim sürecinde tamamlanmış olacaktı.

Kırk yıl boyunca çöllerde dolanmak, Musa için, üçüncü milletsel süreç için gerekli iman temelinin oluşturulması için gerekli bir zaman dilimi, İsrailoğulları için ise Kenan’ın onarılmasına yönelik takdirsel sürecin üçüncüsünün başlatılabilmesi için gerekli şartı yerine getirmek durumunda oldukları bir dönem oldu. İsrailoğulları bunu, ikinci girişim sürecinde Musa’nın önderliği altında ilk kez Taşınır Tapınağı inşa ettikleri dönemde sahip olup, tadını çıkardıkları Tanrı’nın inayetine yeniden kavuşmalarını sağlayacak şekilde Taşınır Tapınak temelini oluşturarak yerine getirmek durumundaydılar.

2.2.3.2.1 Musa’ya merkezli birlik temeli

Taş levhalar, Taşınır Tapınak ve Ahit Sandığı’nın, ikinci süreç içerisinde de gerekliliklerinin devam edişleri, İsrailoğullarının çölde imanlarını yitirmelerine dayanmakta idi. İsrail halkı, Kızıl Deniz’i aşmalarının hemen sonrasında, Tanrı’nın bu yeni takdirsel süreci başlatmak için vermiş olduğu üç işareti tümden unutmuştu. Bu durumu, gerekli bedeli ödeyerek onarmak için, Tanrı, Musa’nın dağda bulunduğu kırk günlük süre içerisinde İsrail halkını denemesi sonrasında taş levhalar, Ahit Sandığı ve Taşınır Tapınağın yer aldığı ilahi lütfunun üç ifadesini onlara ulaştırdı. Tanrı, bunun yanı sıra, Laban’ın Haran’dayken Yakup’u on kez kandırışını onarmak adına da, on tane de felaket gösterdi. Ancak İsrailoğulları tüm bunlara tanık olduktan sonra bile imanlarında sürçtüklerinde, Tanrı, bu kez de on felaket olgusunun, gereken bedelin ödenerek onarımı için On Emri’ni ulaştırdı.

İsrailoğulları bu noktada, ilahi lütfun üç tezahürünü onurlandırıp, On Emir’e uysalar idi eğer, bu mucizelerin gücü eşliğinde Mısır’ı terk ettiklerinde sahip kılındıkları Allah’ın inayetine yeniden ulaşabileceklerdi. Dolayısı ile İsrailoğulları, üçüncü süreçte, çöldeki kırk yıllık bedel ödeme süresini, Musa’yı büyük bir iman ve itaat ile izleyerek tamamlamak ve Kadeş-Barnea’ya döndükten sonra da, Musa ile birlikte, Taşınır Tapınak temeli üzerinde, taş levhaları, Taşınır Tapınağı ve de Ahit Sandığı’nı yüceltmekle yükümlü idiler. Ve bunda başarılı olmaları şartı üzerinde de, ikinci sürecin başlatılması öncesinde, Tanrı’nın Mısırlıları üç işaret ve on felaket ile vurması ile birlikte ilahi takdir çalışmasının tamamına erdiği dönemde sahip oldukları pozisyonunun tadına yeniden varabileceklerdi.

Taş levhalar, Ahit Sandığı’nın, Ahit Sandığı da, Taşınır Tapınağın birer küçük ifadeleri olmaları yönü ile, levhalar da, Taşınır Tapınağın çok daha küçük bir simgesi idiler. Bu anlamda da, Ahit Sandığı ve Taşınır Tapınak, levhalar ya da levhaların ana maddesi olan kaya tarafından temsil edilebilirlerdi. O nedenle, Kenan’ın onarılmasına yönelik üçüncü milletsel süreç, kayayı temel alan ilahi takdir çalışmasının tamamlanması zemini üzerinde Kadeş-Barnea’da başlamak durumunda idi. Bundan böyle, İsrailoğulları, Taşınır Tapınağı iman ve bağlılıkla onurlandırıp, Musa’yı da Kenan’a varıncaya dek inançla izlemeleri koşulu ile, üçüncü milletsel süreçteki birlik temelinin oluşumu için gerekli düşmüş tabiatın onarılmasına yönelik bedel şartını yerine getirmiş olacaklardı.

Bu durumda Tanrı, kayayı temel alan ilahi çalışmasını ne şekilde yürütme niyetinde idi? İsrailoğulları, çölde geçirdikleri kırk yıl süresinde yeniden inançsızlığa sürüklenerek şikayete başlamakta gecikmediler. Onları bu durumdan kurtarabilmek için, Tanrı, Musa’ya değneğini kayaya vurmasını böylece kayadan fışkıracak sudan halkına içirmesini emretti. (Sayılar 20:4-5-8)

Buna göre, Musa, kayaya bir kez vurmalı ve bunun sonucunda da huşu içerisindeki İsrailoğulları, Musa ile bütünleşerek Taşınır Tapınak için gerekli birlik temelini oluşturmalıydılar. Böylece, kayayı merkez alan ilahi takdir çalışması da başlatılmış olacaktı.

Ne var ki, Musa, halkının, su bulamamaktan ötürü kendisine yönelttikleri şikayetlere tanık olduğunda öfkesine hakim olamayarak kayaya bir kez yerine hiddetle iki kez vurdu. Bunun üzerine Tanrı ona: İsrailoğullarının gözü önünde beni takdis etmek için bana iman etmediğinizden bu halkı, kendilerine verdiğim diyara götürmeyeceksiniz. (Sayılar 20:12) dedi.

Kayaya bir yerine iki kez vurmakla, kayayı merkez alarak başlatılacak takdirsel çalışmayı göz ardı ettiği için de Musa’nın vaat edilmiş topraklara girmesine izin verilmedi. Ve Musa, onca özlemle varmayı umut ettiği bu topraklara yaşamının sonunda ancak uzaktan şöyle bir bakabilmekle yetinmek zorunda kaldı. (Sayılar 27:12-14)

Şimdi gelin, Musa’nın kayaya neden bir kez vurması gerektiğini ve iki kez vurmasının ne gibi bir günah oluşturduğunu görelim.

Kaya, Mesih İsa’yı sembolize etmektedir. (1.Korintoslular 10:4, Vahiy 2:17) Mesih, yaşam ağacı olarak geldiği için (Vahiy 22:14, Düşüş 1.1.1) kaya aynı zamanda yaşam ağacı olarak da değerlendirilebilir. Yaşam ağacı, Aden Bahçesi’ndeki mükemmel Adem’i simgelediği için, kaya da, mükemmelliğe ulaşmış Adem’i simgeler.

Adem, Aden Bahçesi’nde, kaya tarafından simgelenen ideale ulaşacak biçimde olgunlaşmak durumunda idi. Ancak Şeytan onu vurup, düşüşüne neden olduğunda, Adem de yaşam ağacı, ya da soyunun devamında geleceklere sonsuz yaşam suyunu aktaracak kaya olamadı. Dolayısı ile, Musa’nın değneği ile bir kez vurmasından önceki susuz kaya, düşmüş Adem’i simgelemekte idi. Şeytan’ın, yaşam suyu verecek kaya olmasını önleyecek şekilde Adem’i vurması olgusunu onarmak için, Tanrı, Musa’nın kayaya değneği ile bir kez vurmasını istedi. Kayaya bir kez vurup su çıkması ile de Musa, su veren kaya olacak Adem’in onarımı için gerekli bedel şartını yerine getirmiş oluyordu.

Bir kez vurulan kaya gelişinde tüm insanlığa yeniden yaşam suyunu kazandıracak İsa’yı sembolize etmekte idi. İsa bu yüzden şöyle demekte idi: Benim vereceğim sudan her kim içerse sonsuza dek susamayacaktır. Vereceğim su, sonsuz yaşam sağlamak için onun iç varlığında kaynaklanan bir pınar olacaktır. (Yuhanna 4:14)

Böylece Tanrı, düşmüş Adem’in, ikinci, mükemmel Adem-İsa, olmaya onarılabileceği bir bedel şartının oluşabilmesi adına, Musa’dan kayaya bir kez vurmasını istedi. Ancak Musa’nın bir kez vurduktan sonra, kayadan su çıkmasına rağmen bir ikinci kez daha kayaya vurmuş olması, geldiğinde İsa’nın vurulması olasılığını gündeme getirecek bir zemin oluşturdu. Başka bir deyişle, Musa’nın kayaya, İsrailoğulları’nın imansızlıklarına duyduğu öfke tepkisi ile iki kez vurmuş olması, İsa geldiği zaman, İsrail halkının imanlarını yitirmeleri olasılığında, Şeytan’ın, kayanın tamamlanışı pozisyonundaki İsa’yı hedef alacağı bir temelin oluşmasına zemin hazırlamakta idi. O nedenle de Musa’nın bu davranışı, takdirsel önemde bir günah oluşturdu.

Musa’nın daha önceki, taş levhaları kırma eylemi onarılabilirken, kayaya ikinci kez vurma hatasını onarmanın bir yolu yoktu.

Bunun nedenine gelince, onarım takdiri çalışması içeriğinde, taş levhalar ve kaya, dışsal ve içsellik ilişkisi içerisinde yer almakta idiler. Üzerlerinde On Emir’in yer aldığı taş levhalar, Musa Yasalarının temelini ve de Eski Ahit’in merkezini oluşturmakta idi. İsrailoğulları, Eski Ahit Çağı çerçevesi kadarki kurtuluş şansına, taş levhalardaki ideallere sıkı sıkıya tutunarak ulaşma şansına sahiptiler. Bu anlamda taş levhalar, gelişi beklenen İsa’nın birer dışsal ifadeleri idiler.

Öte yandan taş levhaların kaynağı olaraktan kaya, yalnızca Mesih’i değil, Mesih’in orijini olan Tanrı’yı da simgelemekte idi. Taş levhalar dışsalı simgelerken, kaya içseli simgelemekte idi. Taş levhaları bedene benzetirsek, kaya akla eş koşulabilirken, levhaları kutsal yere benzettiğimizde ise, kaya, en kutsal yere eşdeğer gösterilebilir. Yine taş levhaları yeryüzüne benzettiğimizde, kaya da göğe benzemektedir. Kısacası, Mesih’in içsel bir simgesi olaraktan kaya, taş levhalardan daha üstün bir değere sahip bulunmakta idi.

Taş levhalar, İsa’nın dışsal bir simgesi olaraktan aynı zamanda Harun’u da simgelemekte idiler. Harun, Tanrı’nın temsilcisi konumundaki Musa karşısında, İsa’nın dışsal bir temsilcisi konumunda yer almakta idi. (Çıkış 4:16, 7:1) İsrailoğulları altından bir buzağı yapmak için Harun’a baskıda bulunduklarında (Çıkış 32:4), Harun’un kendisinin de imanını yitirmesi, taş levhaların kırılması zeminini hazırlamış oldu. Ancak Harun, halen Refidim’deki kayanın suyundan içme temeli üzerindeyken tövbe ettiği için, yeniden diriltilebildi. (Çıkış 17:6) Harun’un bu şekilde davranması ile, Harun’u simgeleyen taş levhalar da, kayadan çıkan suyun içsel temeli üzerinde yeniden düzenlenip, onarılabildi. Ancak, taş levhaların kaynağı olan kaya, yalnızca İsa’yı değil fakat Onun orijini Tanrı’yı da simgelediği için, kayaya iki kez vurmuş olmak es geçilemez bir durum oluşturdu.

Kayaya iki kez vurmanın ne tip sonuçlar doğurduğuna gelince, Musa’nın kayaya ikinci kez vuruşu, halkının imansızlığına duyduğu öfkenin kontrol edilmemiş bir dışa vurumu idi. (Mezmurlar 106:32-33) Musa’nın bu davranışı, Şeytan’ın etkisini ve hatta Şeytan’ın ekmeğine yağ sürecek bir kontrolsüz tepkiyi ortaya koymakta idi. Bu durum sonucunda, Tanrı’nın, kayayı merkez alarak başlatmayı düşündüğü takdirsel onarım çalışması Şeytan’ın müdahalesine maruz kalmış oldu.

Musa’nın kayaya iki kez vurmuş olması olgusu, dışsal anlamda şeytana prim kazandırır bir eylem olmakla beraber, derin, içsel anlamında Musa, kayadan fışkıran sudan halkına içirmekle onların hayatını kurtarmış olmakta idi. Bu durum, Tanrı’nın daha önce vermiş olduğu, Mısır’ı terk ettikten sonra, yetişkin olan dışsal İsrailoğullarından, Kaleb ve Yeşu’nun haricinde, hiç birisinin, vaat edilmiş Kenan’a giremeyecekleri yönündeki peygamberlik sözlerini teyit etmekte idi. (Sayılar 14:28-34) Öyle ki, Musa bile, tüm yaşamı boyunca yaşamayı arzuladığı bu topraklara giremeden ölme durumunda kalacaktı. (Tesniye 34:4-5) Öte yandan, Mısır’dan çıkış döneminde henüz çocuk olan ya da çölde geçirilen sürede kayanın suyundan içerek Taşınır Tapınağın yüceltildiği dönem içerisinde doğmuş olan içsel pozisyona sahip İsrailoğulları, Musa’nın görevini devralan Yeşu’nun önderliği altında (Sayılar 27:18-20), Kenan diyarına girmeye hak kazandılar. (Sayılar 32:11-12)

Musa’nın kayaya iki kez vurmuş olmasının Şeytan’ın müdahalesine zemin hazırladığı düşünülürse, bu durumda kayadan suyun nasıl fışkırmış olabileceği sorusu gelebilir akla. Hatırlanırsa, Musa, Kenan’ın onarımı için aşılması gereken ikinci milletsel süreçte, Refidim’deki kayadan su çıkarmıştı. Bu olay, kayadan su çıkarılabilmesi için gerekli temeli de oluşturmuş bulunmakta idi. Bu temel üzerinde oluşan Taş levhalar, Taşınır Tapınak ve Ahit Sandığı, üçüncü milletsel sürece geçildiğinde de, halkın imansızlığına rağmen, Musa’nın sarsılmaz imanı sayesinde devam etme özelliklerini korudular. Musa, kırk günlük orucu süresinde atmış olduğu Taşınır Tapınak için gerekli iman temelini sıkı sıkıya saklı tuttu. Dolayısı ile Musa’nın imanı, öfke anında bir an çözülür gibi olsa da, Tanrı’ya karşı olan kalp yaklaşımı hep aynı idi. Bunun dışında, Yeşu da, kırk günlük casusluk gezisi sırasındaki mutlak imanı ile Taşınır Tapınak için gerekli temeli oluşturmanın yanı sıra, taş levhalar, Taşınır Tapınak ve de Ahit Sandığı için olan duyarlılığını da o zamandan sonra hep korumuş idi. Dolayısı ile, kayadan su çıkarmak için, Refidim’de oluşturulmuş bulunan temel, Yeşu’ya merkezli olmak üzere, bozulmamış olarak kaldı.

Özetle, kayaya merkezli ikinci takdirsel çalışma, Musa’nın dışsal anlamdaki iman sarsıntısına dayalı davranışı yüzünden Şeytan’ın yine dışsal anlamda müdahalesine maruz kalmasına rağmen, içsel anlamda saklı kalabildi. Ve de Musa ve Yeşu’nun sarsılamaz iman ve bağlılıkları ile besli içsel tutumları sayesinde de, kayadan, halkın içebilmesi için su fışkırması temeli oluştu.

Musa’nın kayaya ikinci kez vurması, gerçekte, sanki Şeytan’ın pozisyonundan vuruşu yerine geçmekte idi. O nedenle de Şeytan, taşı sahiplenme hakkını edindi. Dolayısı ile İsa gelip de misyonuna başladığında ve halk Ona inanmadığında, kayanın mükemmel tezahürü olarak İsa, kişisel olarak çölde inzivaya çekildi ve bu durumu (kayayı) onardı. Bu dönem içerisinde Şeytan’ın İsa’ya yönelik üç ayartmasından ilkindeki, taşı ekmeğe çevirmesini isteme ayartma çabasının ardındaki neden işte buna dayanmakta idi.

İsrailoğulları’nın tekrarlana gelen imansızlıkları karşısında Musa, öfkeye kapılarak kayaya iki kez vurdu. Bu davranışı, Şeytan’ın Musa’nın bedeni üzerinde hak iddia etmesine de zemin hazırladı ve Musa, vaat edilen toprakların eşiğine ulaşıldıktan sonra oraya giremeden ölmek durumunda kaldı. Bununla beraber, sarsılamaz imanı ile kayadan su çıkarmış olduğu için, ruhu, Kenan’a girmeye hak kazandı. Tüm bu gelişmeler, kayanın mükemmel tezahürü olarak gelecek olan İsa’nın başına da neler gelebileceğinin birer ön habercileri idiler. Öyle ki İsa geldiğinde, Yahudi halkının Ona imanda sürçmesi olasılığında, İsa’nın bedeninin de, çarmıha gerilmek gibi en kötü ihtimal de dahil olacak şekilde Şeytan’ın saldırısına muhatap olması ve Kenan’ın dünya çağındaki onarımını tamamlayamadan ölmesi söz konusu olabilecekti. Fakat öte yandan böyle bir son ihtimal gerçekleşse bile, İsa, dirilişi ile birlikte, onarımın ruhsal boyutunu tamamlama zeminine sahip olacaktı.

Bu olaydan kısa bir süre sonra, İsrailoğulları yeniden şikayete başlayınca Tanrı halkın arasına, onlardan pek çoğunu ısırıp, öldüren yakıcı yılanlar yolladı. İsrail halkı bir kez daha tövbe etti. Ve Musa da Tanrı’nın isteği doğrultusunda, ona her bakanın kurtuluş hakkına sahip olabileceği sırık üzerinde duran bronzdan bir yılan yaptı. (Sayılar 21:6-9) Yakıcı yılanlar, Havva’nın düşüşüne yol açan “eski yılan” (Vahiy 12:9) Şeytan’ı simgelerken sırık üzerinde yer alan bronz yılan ise göksel yılan olan İsa’yı simgelemekte idi.

Bu olay, yine İsa zamanında İsa’nın kendisinin de, “Tıpkı Musa’nın çölde yılanı yükselttiği gibi, İnsanoğlu’nun da yükselmesi gerekir.” (Yuhanna 3:14) şeklinde ifade etmiş olduğu gibi neler olabileceğinin bir ön habercisi idi. Tanrı, İsrailoğulları imanda sarsıldıklarında, Şeytan’ın avı olmalarına müdahalede bulunmamakla beraber, tövbe edip, inançlarını yenilediklerinde de, bronzdan yılan simgesi ile onların hayatını bağışladı. Aynı şekilde İsa zamanında da, insanlar eğer yeterince inanç sergilemezlerse, Tanrı, onların Şeytan’a hedef oluşturmalarına seyirci kalmak ve İsa da insanlığı kurtarmakla yükümlü göksel yılan olarak, imansızlığından ötürü her tövbe eden ve de haçın kefaretine her inanan kurtulabilsin diye, çarmıh üzerinde yaşamını vermek durumunda kalacaktı. Yakıcı yılanlar olgusu, gerçekte, ruhsal kurtuluş yolunu açabilmek için gerekli olan İsa’nın çarmıha gerilmeye dek varan zorlu misyonunun bir ön nedeni idi.

İsrailoğulları’nın imandan dönmesi sonucu Musa’nın öfkeyle kayaya iki kez vurması sonucu Tanrı, Musa’nın Kenan diyarına girmesine izin verilemeyeceğini ifade etti. (Sayılar 20:12) Bunu öğrenen Musa, çaresizlik içerisinde dua edip, Tanrı’ya Kenan diyarına girmek için yalvarmasına karşın (Tesniye 3:25), bu isteği yine de kabul görmedi ve Musa, Kenan’ın hemen sınırları eşiğinde iken yaşama gözlerini kapadı. Ölümünden sonra cesedi, hiç kimsenin yerini bilemediği, Moab vadisinde bir yerlerde gömüldü. (Tesniye 34:6) Bu olayda da, daha sonra İsa’nın aşmak durumunda kalacağı zorlukları görmekteyiz: Öyle ki gelişinde halkın kendisini kabul etmemesi halinde, İsa’nın çarmıha gerilmesi istenecek ve bu durum gündeme geldiğinde de İsa, bu yazgının, Göklerin Krallığı olgusunun gerçekleşebilmesi adına bertaraf edilmesi için umutsuzca dua bile edecek olsa, –ki sonraları Getsemani Bahçesi’nde “bu kase benden geçsin” şeklindeki duasında gerçekten de bunu arzuladı, yine de bu amacı tamamlayamadan ölmek durumunda kalacaktı. Üstelik, ölümünden sonra bedeninin nerede olduğu da yine aynı şekilde kimseler tarafından bilinemeyecekti.

2.2.3.2.2 Yeşu’ya merkezli birlik temeli

Musa’nın, Kadeş-barnea’da kayaya iki kez vurmasından ötürü, kaya merkez olmak üzere gerçekleşmesi söz konusu olan Kenan’a yolculuğu başlatmaya yönelik takdirsel plan da yürürlüğe giremedi. Şeytan’ın dışsal anlamda müdahalesine rağmen, Musa’nın, Refidim’deki kayadan su çıkarması ile içsel anlamda oluşturmuş olduğu temel bozulmadan saklı kaldığı için, Musa Kadeş-barnea’da halkın içmesi için kayadan su çıkartabildi. Bu durum, daha sonra izleyecek olaylar için de bir model oluşturdu. Çöl yolculukları sırasında imanlarını yitiren Mısır’da doğmuş olan dışsal İsrailoğullarının Kenan diyarına kırk günlük casusluk gezisi için gidildiğinde sarsılmaz iman gösteren Kaleb ve Yeşu dışında kalanlarının tümü telef oldular. (Sayılar 32:11-12) Öte yandan, halk kayanın suyundan içtikten sonra, çölde doğup, büyüyen ve Taşınır Tapınağı yücelten genç neslin temsil ettiği içsel İsrailoğulları, Yeşu’nun önderliği altında Kenan diyarına girmeye hak kazandılar.

Tanrı Musa’dan, görevini Yeşu’ya aktarmasını istedi: Kendisinde Ruh olan adamı, Nun oğlu Yeşu’yu yanına al ve elini onun üzerine koyacaksın ve onu kahin Eleazarın önünde ve bütün cemaatin önünde durduracaksın ve onların gözleri önünde ona talimat vereceksin. Ve İsrailoğullarının bütün cemaati ona itaat etsinler diye onun üzerine kendi şerefinden koyacaksın. (Sayılar 27:18-20)

İsrail halkı, Kenan’a önden yollanan casus grubun getirdiği ön raporlardan endişe duyup korkuya düştüğünde, Musa’nın Taşınır Tapınak temelinde atmış olduğu iman temelinin üzerinde bir tek, Yeşu ve Kaleb sıkı sıkıya sarsılmadan bağlı kaldılar. Onların mutlak iman ve bağlılıkları sayesinde Taşınır Tapınak için gerekli temel atılmış oldu ve her ikisi de sonuna kadar bunu devam ettirdiler. Daha sonra Musa’nın imanında sarsılma olmasına rağmen, taş levhalar, Ahit Sandığı ve Taşınır Tapınağın tümü de, Yeşu’nun oluşturmuş olduğu temel üzerinde bozulmadan saklı kalabildi. O yüzden de, Tanrı, takdirsel planını, bu kez, kayadan çıkan suyu baz alarak, ve Musa’nın yerine Yeşu’yu koyup, içsel İsrailoğullarını Taşınır Tapınak temeli üzerinde ona merkezli kıldığı yeni bir süreci yürürlüğe koydu. Bu temel üzerinde İsrailoğulları, düşmüş tabiatı ortadan kaldıracakları milletsel bedel şartını yerine getirecekleri Kenan’a girmeye hak kazandılar. Tanrı, bu şekilde, üçüncü milletsel süreç içerisinde, Yeşu’ya merkezli birlik temelinin oluşturulmasını amaçlamakta idi. (Tesniye 3:28)

Musa, Midyan çölünde kırk yıllık süreyi başarı ile tamamladığında, Tanrı ona görünerek İsrailoğullarını süt ve bal akan Kenan diyarına götürmesini istedi. (Çıkış 3:8-10) Benzer şekilde, Yeşu da, çöllerde geçen kırk yıllık sürede iman ve bağlılığını korumayı başardığında, Tanrı onu çağırarak, Musa’nın pozisyonunda hizmetini sürdürmesini istedi: Kulum Musa öldü ve şimdi kalk sen ve bütün bu kavm onlara, İsrailoğullarına vermekte olduğum diyara bu Erden’den geçin….Nasıl Musa ile beraber oldumsa, seninle de öyle beraber olacağım, seni boşa çıkarmam ve seni bırakmam. Kuvvetli ol ve yürekli ol, çünkü kendilerine vermek için onların atalarına ettiğim diyarı, miras olarak bu kavme sen böleceksin. (Yeşu 1:2, 5-6)

Tanrı’dan bu direktifi aldıktan sonra, Yeşu, halkının reislerini toplayarak onlara Tanrı’nın isteklerini iletti. (Yeşu 1:10) Onlar da cevap olarak: Bize emrettiğin her şeyi yapacağız ve bizi her nereye gönderirsen gideceğiz….Ona emrettiğin her şeyde kim senin emrine isyan eder ve senin sözlerini dinlemezse öldürülecektir ancak sen kuvvetli ol ve yürekli ol. (Yeşu 1:16-18) dediler. Ve Yeşu’yu hayatları pahasına izleyeceklerine dair ant içtiler. Kenan’ın onarımı için Musa’nın misyonunu devralan Yeşu’nun pozisyonu, İsa’nın yarım kalan misyonunu tamamlamak üzere gelecek Mesih’in İkinci Gelişi’nin, bir ön modelini oluşturmakta idi. Yeşu’nun görevi, nasıl Musa’nın misyon sürecindeki eksik kalan yönleri gerekli bedelleri ödeyerek onarmak idiyse, Mesih de, İkinci Gelişi’nde, İsa’nın sürdürmekte olduğu ruhsal onarım sürecini, yine gerekli bedelleri ödeyerek, hem fiziksel, hem ruhsal anlamlarda onarmak durumundadır.

Milletsel seviyedeki ikinci onarım sürecinde, Musa, Kenan’a on iki öncü casus gönderdi. (Sayılar 13:1-2) Bu on iki kişiden ikisinin inanç içerisinde görevlerini yerine getirmeleri temeli üzerinde de, Yeşu, iki kişiyi güçlü Eriha şehrine gizlice bilgi getirmeleri üzere gönderdi. (Yeşu 2:1) Eriha’dan dönen iki casus, “RAB gerçekten bütün ülkeyi elimize teslim etti; ülkede yaşayanların hepsi bizden ötürü yüreklerini yitirdiler” diyerek imanla dolu bir rapor verdiler. (Yeşu 2:24) Çölde büyümüş olan İsrailoğullarının genç neslinin tümünün casusların getirmiş oldukları raporun doğruluğuna inanmaları, ebeveynlerinin yükümlü olduğu ve gereğince yerine getiremedikleri kırk günlük casusluk misyonundaki günahlarının onarılması için gerekli zemini oluşturdu.

Böylece, içsel İsrailoğullarını temsil eden ikinci kuşak, Taşınır Tapınak temeli üzerinde başarı ile duran Yeşu’ya yaşamları pahasına itaat etmeye yemin etmekle, onunla birlikte aynı temel üzerinde durabilme hakkına da sahip oldular. Kayadan çıkan su temeli üzerinde başlayan takdirsel planın uygulanabilirliğini onarmakla, bu kuşak İsrailoğulları, Musa’nın önderliği altında, Tanrı’nın üç işaret ve on felaketi sağlayarak Mısır’dan ayrılış takdirsel çalışmasını başlattığı, ebeveynlerinin sahip olduğu aynı pozisyonu da üstlenmiş oldular. İsrailoğullarının Musa’nın yönetimi altında, Kızıldeniz’i geçmelerinden önce aşmak durumunda kaldıkları üç günlük süreçte olduğu gibi, Yeşu’nun önderliği altındaki yeni kuşak İsrailoğulları da, Ürdün nehrini geçmeleri öncesinde benzeri bir üç günlük süreci aştılar. (Yeşu 3:2)

Üç günlük süre sona erdiğinde başlayan ikinci milletsel süreçte, bir bulut ve ateş sütunu İsrailoğullarına Kızıldeniz’i aşmalarında önayak oldu. Benzer şekilde ikinci kuşak İsrailoğulları, Yeşu’nun yönetimi altında üç günlük süreci tamamladıklarında, Ahit Sandığı, onları Ürdün Nehri’ne yönlendirdi. (Yeşu 3:3-6) Bu iki örnekteki, Ahit Sandığı’nın ortasında yer alan iki taş levha ile bulut ve ateş sütunu, İsa ve Gelini pozisyonundaki kişiyi simgelemekte idiler.

Musa’nın, değneğini, yön göstermek ve Kızıldeniz’i ikiye bölmek üzere kullanmış olması gibi, Yeşu da, Ahit Sandığı’nı halkın önüne koyarak onlara yol göstermesini sağladı. Ahit Sandığı’nı taşıyan kahinler, Ürdün nehri’ne girdiklerinde sular, kendilerini izleyen halkın geçebilmesi için ikiye ayrıldı. (Yeşu 3:16-17) Musa’nın değneğinin İsa’yı simgelemesi gibi, taş levhaları barındıran Ahit Sandığı, manna ve Harun’un asası da İsa’yı ve Gelini olacak kişiyi simgelemekte idiler. O nedenle de, Ürdün Nehri’nin sularının, Ahit Sandığı’nın önünde ikiye ayrılarak insanların geçebileceği nehir yatağını açığa çıkarması ve böylece İsrailoğullarının güven içerisinde Kenan diyarına ulaşmalarına imkan sağlaması, İsa ve Gelini geldiğinde neler olabileceğinin bir ön habercisi idiler, öyle ki, su ile sembolize edilen günahkar insanlık, (Vahiy 17:15) doğruluk yolunda olanlarla, bu yoldan sapmışlar olarak ikiye ayrılacak ve böylece yargılanacaktı. Bu yargılama sonunda ayakta kalabilen gerçek inananlar da böylece dünya çapında Kenan’ın onarımını tamamlayacaklardı.

Ürdün Nehri’ne vardıklarında, Tanrı Yeşu’ya şöyle emretti: Kendiniz için halktan on iki adamı, her kavimden bir adam alın ve onlara emredip diyin: Buradan Erden’in (Ürdün) ortasından, kahinlerin ayak pekiştirip durdukları yerden kendiniz için on iki taş kaldırın ve onları sizinle birlikte götürün ve onları bu geceyi geçireceğiniz konakta yere koyun. (Yeşu 4:2-3) Ve halk söylenenleri aynen yerine getirdi. Ve halk, birinci ayın onuncu gününde Erden’den çıktılar ve Eriha’nın şark sınırında Gilgalda kondular. Ve Yeşu Erden’den almış oldukları on iki taşı Gilgalda dikti. (Yeşu 4:19-20)

Bu durum neyi simgelemekte idi? Daha önce de belirtildiği gibi, taş, İsa’yı simgelemekte idi. Dolayısı ile, on iki kavmi temsil eden on iki liderin her birinin, Ahit Sandığı’nın geçişi için Ürdün nehrinin sularının ikiye ayrılmasından sonra, nehrin yatağının orta yerinden birer taş taşımaları, İsa’nın gelişinde, on iki kavmi temsil edecek olan on iki havarinin de, İsa’yı destekleyerek, Onun Söz’ünün bu günahkar dünyayı yargılayarak, iyinin ve kötünün ayırımını simgelemekte idi.

İsrail’in ileri gelenlerinin on iki taşı alıp, Gilgal’daki konaklamalarında dikmelerinden sonra, Yeşu onlara şöyle hitap etti: “Ta ki dünyanın bütün kavimleri Rabbin eli kudretli olduğunu bilsinler , ta ki, bütün günler Allahınız Rabden korkasınız.” (Yeşu 4:24) Bu söylem de, İsa’nın gelişinde, sahip olacağı on iki havarinin Onunla bir bütün oluşturduktan sonra ancak, Kenan’ın dünya çapında onarımını tamamlayabileceklerine ve de dünyadaki tüm insanların Tanrı’nın gücünü sonsuza dek yüceltmeleri gerektiğine işaret etmekteydi.

Yakup’un her gittiği yerde taştan bir sunak inşa etmiş olması gibi, Yakup’un on iki oğlunun soyunun devamında gelen on iki kavmin temsilcileri de, on iki taşı biraraya toplayarak Tanrı’yı yüceltmek için sonraları inşa edilecek Tapınağa bir ön alternatif oluşturacak şekilde bir sunak oluşturdular. Bu davranış, da, yine, İsa’nın on iki havarisinin bir bütünlük içerisinde Söz’ün gerçek ifadesi olan İsa’yı Tapınak gibi yüceltmeleri gerekeceğinin bir ön işareti idi. Bu gerçekten ötürüdür ki, havarileri bir türlü gereken birliği sağlayamadıklarında, İsa, “ Bu tapınağı yıkın, üç gün içinde onu yeniden yükselteceğim” (Yuhanna 2:19) şeklinde konuşmak zorunda kaldı. Ancak havariler arasında gerçek anlamda bir bütünlük sağlanamadığı gibi üstelik içlerinden Yahuda İskariyot da İsa’yı düşmanlarına satmaktan çekinmedi. İsa’ya gelince, her biri bir tarafa dağılmış havarilerini yeniden bir araya getirebilmesi, çarmıh üzerinde büyük acılar çekerek ölümü ve üç gün içerisinde dirilişi sonrasında mümkün olabildi. Havariler ancak o noktada, diriltilmiş olan İsa’yı, ruhsal bir Tapınak olarak yüceltme anlayışına erişebildiler. Böylece de, Mesih’in Tanrı’nın kendisinde yaşayacağı canlı bir Tapınak olarak kabullenilip, yüceltileceği dönem de, ancak İkinci Gelişi’nde söz konusu olabilecek şekilde ertelenmiş oldu.

İsrailoğulları, Mısır’ı terk etmeleri sonrasında, Kenan’a gidiş yolları üzerinde, birinci ayın on dördüncü günü Fısıh bayramını kutladılar. (Çıkış 12:17-18) Benzer şekilde Yeşu’nun önderliği altındaki İsrailoğulları da, Gilgal’deki konaklamalarında, o yılın ilk ayının on dördüncü günü Fısıh bayramını kutladıktan sonra Erihaya doğru yola çıktılar. Üstünde yaşadıkları toprakların ürününden yemeye başlamaları ile birlikte de, Tanrı, kırk yıl süresince onların karınlarını doyurmaları için sağlamış olduğu manayı kesti. Artık o noktada, İsrailoğullarından beklenen yaşamlarını kendi alın terleri ile yürütmeleri ve de Şeytanın sahiplendiği her bir şehri alt etmelerine dek de, kendi paylarına düşen sorumluluğu en üst düzeyde yerine getirmek için mücadele etmeleri idi. Eriha şehrinin sınırlarına yaklaştıktan sonra, İsrailoğulları, Tanrı’nın emretmiş olduğu şekilde, arkalarında yedi kahinin trampetler çalarak ilerlediği kırk bin askeri ön cepheye sürdüler. Onların arkasından da, Levili kahinlerce taşınan Ahit Sandığı ve onların da gerisinde İsrail ordusunun geri kalanları yürüdüler.

İsrailoğulları bu düzen içerisinde güçlü bir şekilde takviye edilmiş şehrin etrafında, günde bir kez olmak üzere tam altı gün boyunca yürümelerine rağmen durumda bir değişiklik olmadı. Ancak, İsrail halkı, bu süre içerisinde sabır ve itaatlerini sürdürerek gereken bedel şartını ödemekle, Şeytan tarafından müdahale edilmiş bulunan yaradılışın altı gün diye ifade edilen süreci onarmakta idiler. Altı gün süresinde imanlarına sıkı sıkıya bağlı kalmaları sonunda, yedinci günde, yedi boru çalan yedi kahin, şehrin duvarlarını yedi kez döndüler ve Yeşu halkına: ” Bağırın, çünkü Rab şehri size verdi.” (Yeşu 6:16) diye seslendi. Ve halk yüksek sesle bağırdığında da şehrin duvarları çöktü.

Eriha’nın bu şekildeki fethi (Yeşu 6), Mesih geldiğinde Onun gücü ve Onu izleyeceklerin çalışmaları ile birlikte, Gök ve yer arasındaki şeytani engellerin alt üst olacağının ve bir kez bu sağlandıktan sonra ise böylesi bir engel duvarının bir daha asla oluşmayacağının bir ön habercisi idi. Yeşu bu gerçeği şu şekilde ilan etti: Bu şehri Erihayı kalkıp bina eden adam Rabbin önünde lanetli olsun. İlk oğlu pahasına onun temelini koyacak ve küçük oğlu pahasına onun kapılarını takacaktır. (Yeşu 6:26)

Yeşu daha sonra düşmanın üzerine karşı konulamaz bir biçimde saldırarak toplam otuz bir kralı alt etti. (Yeşu 12:9-24) Bu da yine, Mesih’in, gelişinde, tüm inançsız yeryüzü yöneticilerini mutlak bir şekilde dize getirip, halklarının da gönüllerini kazanarak, Krallar kralı olarak yeryüzünde birleşik bir göksel egemenlik sistemi oluşturacağının bir ön habercisi idi.

2.2.3.3 Mesih’i karşılama temeli

Daha önce, İsrailoğullarının, Şeytan’dan bir ayrılma şartı olarak, kırk günlük casusluk misyonunu başarı ile tamamlayamamalarından ötürü Kenan’ın onarılmasına yönelik ikinci milletsel süreçte başarısız olduklarını öğrendik. Bu hatanın bedelinin ödenebilmesi için de, İsrailoğulları, üçüncü milletsel süreçte, kırk yıllarını çölde geçirmek durumunda kaldılar.

Bu süre içerisinde, Musa, üçüncü sürecin başlatılabilmesi için gerekli iman temelini oluşturdu ve İsrailoğulları da Taşınır Tapınak temeli üzerinde durdular. Ancak, Şeytan, insanların inançsızlıkları ve de Musa’nın kayaya iki kez vurma hatası yüzünden her iki temeli de sahiplendi. Bunun sonucunda İsrailoğullarının Yeşu ve Kaleb dışında kalan yaşlı kuşağı, çölde telef oldu. Yeşu ve Kaleb’e gelince, onlar, Musa’nın Taşınır Tapınak için oluşturmuş olduğu iman temeli ve de ikinci sürecin başlatılması için gerekli iman temeli üzerinde, büyük bir imanla kırk günlük casusluk misyonunu tamamladılar ve böylelikle de, Taşınır Tapınak için gerekli temeli oluşturdular. Böylece İsrailoğullarının genç kuşağına dahil olanlar, Musa’nın misyonunu devralan Yeşu’nun önderliği altında, büyük bir imanla Ahit Sandığı’nı da taşıyor olaraktan Ürdün nehrini aştılar. Daha sonra ise güçlü Eriha şehrini yok ederek atalarına vaat edilmiş topraklar olan Kenan’a girmeyi başardılar.

Bu zaferlerinin temelinde, üçüncü milletsel süreçte, birlik temelini başarı ile oluşturmakla da, Mesih’i karşılama temelini, her ne kadar halk olarak belli bir egemenlik gücüne sahip olmamakla beraber, atmış oldular. Mesih için gerekli aile temeli, hatırlanacağı gibi, İbrahim zamanında oluşturulmuş idi. İbrahim’in soyunun devamındakiler, Kenan’a girip, orada Mesih için gerekli milletsel temeli tamamlamadan önce, Mısır’da, dört yüz yıllık bir bedel ödeme sürecini köleler olarak aşmak durumunda kaldılar.

Ancak bu süreç içerisinde, daha önce detayları ile de açıklandığı üzere (Temel 3:3) şeytani tarafı simgeleyen ve Tanrı’nın onarım takdiri çalışmasına engel oluşturan günahkar insanlık, şeytani yöneticilerin egemenliği altında Mısır gibi, çok güçlü devletler oluşturmuş olduğu için, oluşturulacak temel, yalnızca Kenan’a girilip, oranın fethedilmesinin ötesinde bir takım şartların yerine getirilmesini gerektirecek bir çerçeveye genişlemiş durumdaydı. O nedenle de, Mesih için gerekli temel, Yeşu’nun önderliği altında atılmış olmasına rağmen, Mesih’in gelişinde, dünyanın şeytani yönetimleri ile baş edebilmesi için gerekli bir egemen krallığın oluşturulması gerekmekte idi. Ancak, İsrailoğullarının genç kuşağına dahil olanların da bir kez Kenan’a girdikten sonra imanlarında zayıflamalarından ötürü, Tanrı’nın onarım takdiri çalışması bir kez daha ertelenmek ve de İsa’nın geleceği zamana dek sürekli tekrarlanacak aksiliklerin yükünü taşımak durumunda kaldı.

2.3 Musa’nın misyon sürecinden çıkarılacak bazı dersler

İnanan insanlar, tarih boyunca, Musa döneminde gündeme gelmiş olayları göz önüne aldıklarında, bunların yalnızca, Musa’nın yaşamı ve İsrail tarihi ile ilgili aktarılmış bilgiler olduklarını düşünegeldiler. Ve bugüne dek hiç kimse de, Tanrı’nın, bu anlatılanlar ışığında, tüm insanlığın onarım takdiri çalışmasına yönelik bir takım gizleri açıklamaya çalışmış olduğu gerçeğini tam olarak algılayamadı. Yalnız bir keresinde İsa, “Oğul kendiliğinden hiçbir şey yapamaz. Ancak Baba’nın yapmış olduklarını görerek onları yapar.” (Yuhanna 5:19) şeklinde ipucu verecek bir imada bulunmuş olmasına rağmen, ne yazık ki zamansız ölümü, daha etraflı açıklamalar yapabilme (Yuhanna 16:12) ve de Musa örneğinin gerçek önemini açığa vurma zeminlerini de ortadan kaldırdı.

Bu sayfalarda, Musa’nın, onarım takdiri çalışmasına yön veren dinamikler içerisinde, nasıl örnek model oluşturacak bir yön izlediğini açıkladık. Okur, bu ve bundan sonraki bölüm arasında bir kıyaslama yaptığında, Tanrı’nın Musa örneği ile İsa’nın izlemesi gerektiği yol hakkında ipucu oluşturacak verileri ne şekilde vermiş olduğunu çok daha net bir şekilde anlayacaktır. Bununla beraber, yalnızca Musa’ya merkezli takdirsel çalışmanın etütü bile, bizleri, Tanrı’nın var olduğu ve de insanlık tarihini belli bir doğrultuda, tek bir mutlak amacın gerçekleşmesine doğru yönlendirdiği gerçeğine inandırmaya yetmektedir.

Musa’nın misyon örneği aynı zamanda, bireyin yaşamında yer alan gelişmelerin, yine bireyin Tanrı’nın o kişi için belirlemiş olduğu plan ne olursa olsun, kendi sorumluluk payını yerine getirip, getirmemesi ile doğrudan bağlantılı olduğu gerçeğini de göstermektedir. Tanrı’nın belirlemiş olduğu İradeye de, eğer Tanrı’nın bu iradenin yerine getirilmesinde güvenmiş olduğu kişi, kendi sorumluluk payını tam anlamı ile yerine getirmezse ulaşılamaz. Bir örnek vermek gerekirse, Tanrı, Musa’ya, halkını, süt ve bal diyarı Kenan’a götürmesi için yol göstereceğini ve bu görevi üstlenmesini söylemiş olmasına rağmen, Musa ve halkı, üzerlerine düşen sorumluluk payını gereği gibi yerine getirmediklerinde, bu kuşak içerisinden yalnızca Yeşu ve Kaleb Kenan’a girmeye hak kazandılar, geri kalanlar ise yaşamlarını çölde bitirmek zorunda kaldılar.

Bunun da ötesinde, Tanrı, insanın sorumluluk payına asla müdahalede bulunmaz ancak, bu payın yerine getirilmesi temeli üzerinde, kendi iradesini işlerliğe koyar. Tanrı, zaman zaman insanları gösterdiği şaşırtıcı işaret ve mucizelerle yönlendirmeye çalışmış olmakla beraber, örneğin Musa’nın dağda meditasyonda bulunduğu süre içerisinde İsrail halkının altından buzağıya tapma eylemlerine bir müdahalede bulunmadı. Yine Musa, kayaya iki kez vurduğunda onu engelleyebilecek bir tepki de vermedi. Çünkü tüm bu davranışlar sadece ve sadece o kişilerin kendi paylarına düşen sorumluluk alanının içerisinde yer almakta idiler. Tanrı, yalnızca, söz konusu o sorumluluk paylarının yerine getirilip, getirilmemesi temelinin sonucunu göz önüne alacak şekilde hareket etti.

Musa’nın misyon örneği, Tanrı’nın belirlenmiş İradesi’nin mutlaklığını da ortaya koymaktadır. Tanrı, İradesi’nin yerine getirilmesini mutlak bir şekilde önceden belirler ve bunun yerine getirilebileceği zamana dek de aralıksız biçimde girişimlerini sürdürür. Örneğin, Tanrı, İradesinin, Musa kanalı ile belirlemiş olduğu sonuca ulaşamayacağını anladığında onun yerini alabilecek nitelik ve temele sahip olan Yeşu’yu görevlendirdi ve onun aracılığı ile İradesinin gereklerinin yerine getirilmesi için uğraş verdi. Genelde, Tanrı’nın seçmiş olduğu Habillik pozisyonundaki kişi, kendisine verilen görevi tamamlayamadığında, o kişiye göre Kainlik pozisyonunda yer alan ve Habil-Kain birliği oluşturmada üstün bir bağlılık göstererek başarılı olmuş kişi, Habil pozisyonunu devralarak misyonu sonuca ulaştırmakla görevlendirilir. İsa, “Vaftizci Yahya’nın günlerinden bu yana göklerin hükümranlığı zorlanıyor ve zorlu olanlar onu ele geçiriyor” (Matta 11:12, Mesih 2:3) dediğinde işte böylesi benzeri bir durumu dile getirmekte idi.

Musa’nın misyon örneği, kişinin misyonunun büyüklüğü ile doğru orantılı olarak, karşı karşıya kalınacak güçlüklerin ve üstesinden gelinecek denemelerin de arttığını göstermesi açısından kayda değer. İnsanlığın ilk ataları, Tanrı Sözü’ne inanmayarak düştükleri ve Ondan uzaklaştıkları için iman temelinin onarılması adına görevlendirilen merkezi kişilerin de, Tanrı’nın onları kendi inisiyatifleri ile baş başa bırakacağı bir sınanma sürecini aşmaları gerekmektedir. Musa örneğinde örneğin, Musa, İsrail halkının lideri olarak yükselmeden önce, Tanrı’nın kendisini öldürmeye kalktığı bir sınamayı aşmak durumunda kaldı. (Çıkış 4:24)

Şeytan, tüm insanlığı, Düşüşle oluşan temeli baz alarak kendisi ile sürekli bir ilişki bağı içerisinde bulunmaya mahkum kıldı. O nedenle Tanrı da, Şeytan’ın insanlar üzerinde daha fazla sahiplenme hakkı iddia edebileceği bir zemine imkan tanımamak adına belli bir gerekli şart oluşturulmadıkça insanlara lütfunu bol keseden dağıtmamaya özen göstermektedir. Dolayısı ile, Tanrı’nın bir insana lütfunu göstermeye karar verdiği bir noktada, Şeytan’ın suçlamalarının önünü almak için, vereceği lütfun ya öncesi ya da sonrasında söz konusu kişiyi, aşmakla yükümlü olduğu bir deneme sürecinden geçirmesi söz konusu oldu.

Musa’nın misyon süreci, bu prensipin işlerliği açısından bir dolu örnek sergilemektedir. Tanrı, Musa’ya, Firavun’un sarayında kırk yıl yaşama denemesini başarması temeli üzerinde ancak Mısır’dan çıkması için gerekli ilk süreci ve yine Midyan çölünde kırk yıl yaşamayı başarmasından sonra Mısır’dan çıkacağı ikinci süreci başlatabilme lütfunu tanıdı. Ve Tanrı, kendisini öldürme girişimi (Çıkış 4:25) sınamasından başarı ile sıyrılmasından sonra Musa’ya, Mısırlıları iknada kullanabileceği üç alamet ve on felaket olgusunu (Çıkış 7:10) , üç günlük bir sınama süreci sonrasında da (Çıkış 10:22) , yol gösterici bulut ve ateş direğini gösterdi. (Çıkış 13:21) Yine Tanrı, Kızıl Deniz’i geçme sınamasını aşmaları sonrasında, (Çıkış 14:21-22) İsrailoğulları’na mana ve bıldırcın lütfunu bahşetti. (Çıkış 16:13) Ve yine Amalek’le cenk etme sınamasını aşmaları ertesinde (Çıkış 17:10), Tanrı, taş levhalar, Taşınır Tapınak ve Ahit Sandığı lütuflarını halkına bağışladı. (Çıkış 31:18) Kayadan su çıkması lütfu da (Sayılar 20:9) yine, çölde geçirilmek durumunda kalınan kırk yıllık bir zorlu sınama sürecinin ertesinde mümkün olabildi. Ve de Tanrı’nın sokucu yılanları yolladığında, Tanrı’nın tunçtan yılan lütfunu bağışlaması, insanların tövbeye gelmeleri temeli üzerinde oluştu. (Sayılar 21:6-9)

Tüm bu yukarıda sıralananlar, Musa’nın misyon süreci örneğinden aldığımız derslerdir.