Konu 2. İlya’nın İkinci Gelişi ve Vaftizci Yahya
Eski Ahit’te, Peygamber Malaki, İlya peygamberin yeniden geleceğini şöyle haber vermekte idi: “İşte Rabbin büyük ve korkunç günü gelmeden önce, ben size peygamber İlya’yı göndereceğim.” (Malaki 4:5). İsa’nın kendisi de, Mesih’in ortaya çıkışı öncesinde kutsal yazılarda yeniden geleceğinden söz edilen İlya’nın, Vaftizci Yahya’dan başkası olmadığını ifade etmekte idi. Gerçi İlya gelmiş bulunuyor. Ama size derim ki, onu tanımadılar. Tersine ona gönüllerinin dilediğini yaptılar…Bunun üzerine öğrenciler kendilerine Vaftizci Yahya’dan söz ettiğini anladılar. (Matta 17:12-13) Buna rağmen gerek Vaftizci Yahya, gerekse de Yahudi halkı, bu gerçeği anlamaktan nedense uzak oldular (Yuhanna 1:21). Yahya’nın bu konudaki duyarsızlığı, onun İsa hakkında duyduğu kuşkuların zaman içerisinde daha da gelişmesine zemin oluşturdu. (Matta 11:3). Dolayısı ile kendisine büyük saygı ve güven besleyen ve yaklaşımının onlar için büyük değer taşıdığı ve yönlendirici olabileceği Yahudi halkının İsa’ya olan güvenlerinin büsbütün sarsılmasında da büyük pay sahibi oldu. Bu anlamda, Yahya’nın bu konudaki vurdumduymazlığı, İsa’nın pozisyonunun toplum içerisinde kabullenilmeyişi sonucu haç üzerinde ölmek zorunda kalışının gerisindeki temel nedeni oluşturdu.
2.1 İlya’nın dönüşüne yönelik Yahudi inancı
Birleşik krallık döneminde, Tanrı’nın kendisi adına Kutsal bir Tapınağın oluşturulmasına yönelik iradesi, Kral Süleyman’ın, işlediği günahlarla Şeytan’ın müdahalesine imkan sağlamasından ötürü gerçekleşemedi (Tarihteki Paralellikler 3). Tapınağı onarmak ve Tanrı’nın onda barınacağı canlı bir tapınak olarak gelecek Mesih için gerekli temelleri hazırlamak için, Tanrı, İsrail halkına, onları, tüm şeytani etkilerden arındırma çalışmalarını üstlenecek dört büyük ve on iki küçük çaplı peygamber yolladı. Bu peygamberlerin yanı sıra, Tanrı, İlya peygamberi de, Karmel Dağı’na kendini Tanrıya koşut tutan Baal’in peygamberlerini yok etmesi üzere yolladı. İlya da onları yenerek sunaklarını darmadağın etti. Ancak İlya misyonunu tamamlayamadan, kasırga içerisinde bir ateş arabası ile göğe alındı (2.Krallar 2:11). Şeytan’ın gücü de yeniden canlanarak Tanrı’nın takdirsel çalışmasına sekte vurmaya devam etti. Öyle ki, Şeytan’ın etkisi ortadan kaldırılıncaya dek Mesih’in yollanabilmesi için gerekli temeller oluşturulamadı. O nedenle de, İsa’nın canlı bir Tapınak olma idealini gerçekleştireceği zamana kadar, bir başka peygamberin, İlya’nın yarım kalmış, insanların Şeytan ile bağlarını koparma misyonunu devralarak tamamlaması gereği söz konusu oldu. Peygamber Malaki, bu takdirsel gereklilikten ötürü, İlya’nın tekrar geleceğini önceden haber verdi (Malaki 4:5).
Kutsal Yazılara sıkı sıkıya bağlı olan Yahudi halkı Mesih’in gelişini ne kadar sabırsızlıkla bekliyor idiyse, İlya peygamberin, onun öncesinde ortaya çıkışını da bir o kadar sabırsızlıkla gözlemekte idi. Bunun nedeni de, Tanrı’nın Malaki peygamber aracılığı ile, çok net bir şekilde, Mesih’i yollamasının öncesinde İlya’yı, onun yolunu hazırlamak üzere göndereceğine ilişkin vaadi idi. İlya, İsa’nın doğuşundan 850 yıl önce ruh dünyasına alınmış ve orada varlığını sürdürmekte idi. İlya’nın Transfigürasyon Dağı’nda, Musa ile birlikte, İsa’nın öğrencilerine ruhsal anlamda göründüğünü biliyoruz (Luka 9:28-36). Yahudilerin çoğunluğu, İlya’nın ikinci gelişinin de onun göğe alınışı gibi gökten olacağı düşüncesinde idi. Tıpkı bugün bazı Hristiyanların İsa’nın ikinci gelişinin edebi anlamda bulutlar üzerinde olacağı beklentisi ile gözlerini gökyüzünden alamamaları gibi, Yahudilerin büyük bir kesimi de o dönem içerisinde İlya’nın ikinci gelişini benzer şekilde, onun göğe alınışı gibi yine gökten bir ateş arabası ile ineceği şeklinde sabırsızlıkla beklemekte idi.
Ne ki, daha henüz Malaki’nin peygamberlik sözlerini doğrulayacak İlya’nın gelişi hakkında hiçbir şey duyulmadan, İsa adında biri bir anda ortaya çıkarak Mesih olduğunu iddia etmeye başladı. İsa’nın bu yöndeki iddiasının Kudüs halkında büyük bir çelişki yaratmasına şaşmamak gerek. Çünkü İsa’nın Mesihliğine tanıklık etmek üzere insanlara ulaşmaya çalışan öğrencilerinin ilk etapta karşılaştıkları soru, İsa’dan önce ortaya çıkacağı peygamberlik sözleri ile belirtilmiş İlya’nın nerede olduğu şeklinde idi. Yeterli bir teolojik bilgi dayanakları olmadığı için bir cevap vermekte zorlanan öğrencileri de, şaşkınlık içerisinde İsa’ya sormakta idiler: “Kutsal Yazılar acaba neden ilkin İlya’nın gelmesi gerekir diyorlar?” (Matta 17:10) İsa ise onlara cevaben, Vaftizci Yahya’nın, beklenen İlya peygamber olduğunu ifade etmekte idi. (Matta 17:12-13).
İsa’nın bu sözlerine inanmak, Mesihliğine zaten inanmış olan öğrencileri için güç değildi. Ancak Onun gerçek kimliğini anlama temeli oluşmamış büyük çoğunluğun, bu gerçeği kolaylıkla kabul edemeyeceğini iyi bilen İsa, bu yüzden, “Eğer kabul etmek isterseniz gelmesi beklenen İlya odur.” (Matta 11:14) demekle yetinmiş idi.
O noktada, Yahudi halkının İsa’yı kabullenmesini daha da güçleştiren asıl şey, halkın daha önce, İsa’nın Mesihliği için gerekli arka planı araştırırken, Yahya’nın kendisinin Mesih’in öncesinde ortaya çıkması peygamberlik sözleri ile vaat edilmiş İlya olup, olmadığı yönündeki sorusuna Yahya’nın bizzat kendisinin hayır karşılığını vermesi ve böylelikle (Yuhanna 1:21), İsa’nın güvenilirliğine set çekişi oldu.
2.2 Yahudi halkının tercih yönü
Öyle ki, bir yanda Vaftizci Yahya’nın, halkın sabırsızlıkla Mesih’in öncesinde ortaya çıkışını sabırsızlıkla beklediği İlya olduğunu öne süren İsa, diğer yanda, bunu inkar eden Yahya arasında kalan Yahudi halkı açısından kime inanılacağına karar vermedeki en önemli ölçüt, bu ikisinden hangisinin, o zamanın halkı için daha inanılır ve daha saygın bir pozisyonda yer almakta olduğu idi kuşkusuz.
Bu şartlar altında, İsa’nın o dönem Yahudi halkı tarafından nasıl değerlendirildiğine bir göz atmakta fayda var.
Yoksul bir ailenin çocuğu olarak toplumun alt tabakasından sayılabilecek bir marangoz evinde büyümüş, eğitimsiz bir genç adam olarak, ansızın bir gün ortaya çıkarak, Yahudilerin büyük bir saygı ile gözettikleri (Matta 12:1-8) Şabat gününü tutmayan bir davranış sergileyen ve bu da yetmezmiş gibi kendisini, “Şabat gününün efendisi” olarak da ilan eden İsa, bu davranışları ile, Yahudilerin gözünde, Yahudiler için kurtuluşun temeli olarak var sayılan Yasa’yı ihlal etmeye çalışan bir asi görünümü çizmekte idi. (Matta 5:17). Yasa’yı bu şekilde karşısına alan birisi için, Yahudi toplumunun liderleri, İsa’ya yönelik eziyetlerine hız vermekte gecikmediler. Bu kesim tarafından bir kez dışlandığında, İsa için de, öğrencilerini basit balıkçılar arasından seçmekten ve yine toplum tarafından iyi gözle bakılmayan vergi toplayıcıları, fahişeler ve diğer günahkarlarla bir arada olup, onların sofralarında yer alıp, birlikte yiyip, içmekten (Matta 11:19) başka bir seçenek kalmamakta idi. Yahudi liderler açısından bardağı taşıran asıl damla ise, İsa’nın, vergi toplayıcıları ile fahişelerin bile bu liderlerden önce Tanrı’nın hükümranlığına girmeye hak kazanacakları yönündeki çarpıcı sözleri oldu (Matta 21:31).
Bir keresinde, bir fahişe, ağlayarak İsa’ya gelip, gözyaşları ile ayaklarını yıkayıp, saçları ile de kuruttu ve onları öperek, yanında getirmiş olduğu güzel kokulu yağ ile ovdu (Luka 7:37-38). Zina yapan kadınların taşa tutularak öldürülmelerinin caiz olduğu katı ahlaki değerlerin geçerli olduğu bir toplum yapısı içerisinde, bugün bile kolay kolay kabul görmeyecek bu davranış, kuşkusuz o dönem Yahudi halkı için asla hoş görülemeyecek bir skandal niteliğinde idi. Buna rağmen, İsa, yalnızca bu davranışı onaylamakla kalmayıp, üstüne üstlük yanındakiler kadına tepki verdiklerinde onları azarlayarak, kadını yücelterek kutsamaktan da kaçınmadı. (Luka 7:44-50).
Tüm bunlar yetmezmiş gibi, İsa, kendini Tanrı ile aynı konuma koyarak (Yuhanna 14:9) hiç kimsenin kendi aracılığı olmaksızın Tanrı’nın Krallığı’na giremeyeceğini de ileri sürdü (Yuhanna 14:6). İnsanlara, kendisini, anne babalarından, kardeşlerinden, eşlerinden ve hatta çocuklarından bile daha fazla sevmeleri gerektiğini öğütledi (Matta 10:37, Luka 14:26). Böylece, tüm söyledikleri ve yaptıkları ile, İsa, Yahudilerin gözünde, Yasa’yı ihlale çalışan sıra dışı bir kafir görünümünü layıkıyla çizmeyi başardı. Yahudi liderler, onu en ufak bir şekilde ciddiye almadıkları gibi onunla alay ederek, gerçekleştirdiği mucizeleri de cinlerin başı Beelzebub’un etkisi altında yapmış olduğunu öne sürdüler. (Matta 12:24). Buraya kadar anlatılanlar ışığında, İsa’nın, yaşadığı dönem halkının gözünde, hiç de güven telkin eden bir imaja sahip olamadığını anlamak zor olmasa gerek.
Diğer yanda, Vaftizci Yahya’ya gelince, o, seçkin bir aile bünyesinde, saygın bir din adamı olan Zekeriya’nın oğlu olarak dünyaya geldi. Yahya’nın ana rahmine düşüşü bile, bütün Yahuda halkınca bilinen mucize ve göksel işaretlerle örülü idi. Bir gün, Zekeriya, Tapınak’ta buhur sunarken, Rabbin meleği ona görünerek, yaşlı ve doğurganlığı olmayan karısının yakında bir oğul dölü taşıyacağı müjdesini verdi. Bu sözlerin doğruluğuna inanmakta güçlük çeken Zekeriya’nın dili, ancak çocuğun doğumunda açılana dek, tutulu kaldı (Luka 1:9-66). Yahya, büyüdüğünde çölde inzivaya çekilerek sürdürdüğü örnek yaşamı ve disiplinli davranışları ile de, Yahudilerin büyük bir kesiminin, kendisinin Mesih olup olmadığını bile düşünür oldukları hatta ve hatta, din adamlarından ve Levililerden oluşan bir grubun, bizzat kendisine gelip, beklenen kişi olup, olmadığını bile sordukları bir prestije sahip oldu. (Luka 3:15, Yuhanna 1:20).
Tüm bu durumlar göz önüne alındığında, Yahudi halkının bakış açısından İsa ve Yahya arasında bir karşılaştırma yapma söz konusu olduğunda kuşkusuz, Yahya’nın söyleyecekleri çok daha inanılırlık taşımakta idi. Dolayısı ile, İsrailliler için, saygın bir aileden gelen ve inanılırlığını defalarca kanıtlamış Yahya’nın, kendisinin İlya olmadığına dair sözlerine inanmak, İsa’nın, Yahya’nın İlya olduğunu ima eden sözlerine inanmaktan çok daha kolay idi. Yahudilerin gözünde, İsa, kendi konumunu pekiştirmek adına yalan yere böylesi bir iddiayı üretmiş bir sahtekardan öte bir anlam taşımamakta idi.
İsa, bu yöndeki inanılırlık zeminini Yahya’nın inkarı yüzünden bir kez yitirdikten sonra, insanlar da konuştuğu söz ve yaptığı davranışlara daha bir kuşkuyla yaklaşır oldular. O noktada Yahudilerin tek düşünebildikleri, İlya henüz ortaya çıkmadığına göre, Mesih olduğunu iddia eden birinin sözlerine inanmanın akılcı olmayacağı yönünde idi.
Kutsal Yazılara sıkı sıkıya bağlı İsrail halkı için, Malaki’nin peygamberlik sözlerine inanmak demek, İlya henüz ortalarda görünmediği için, Mesihlik iddiası ile ortaya çıkan İsa’nın reddedilmesini gerektirmekte idi. Öyle ya İsa’ya inanmaları demek, Mesih’in ancak İlya ortaya çıktıktan sonra geleceğini haber veren peygamberlik sözlerini inkar etmek olacağına ve de dindar Yahudiler için Kutsal Yazılardaki peygamberlik sözlerini inkar etmek konu bile edilemeyeceğine göre, bu toplum insanlarının İsa’ya inanmamaktan başka bir çıkar yolları adeta bulunmamakta idi.
2.3 Vaftizci Yahya’nın inançsızlığı
Vaftizci Yahya’nın Yahudi liderleri ve İsa dönemi halkı arasındaki saygınlığı o denli fazla idi ki, daha önce de ifade ettiğimiz gibi, pek çokları beklenen Mesih’in o olup olmadığını bile sorabilmekte idiler. Bu denli inanılırlığı olan bir konuma sahip bir kişinin, İsa’nın ima ettiği gibi, İlya misyonu ile geldiğini kabul etmesi demek, Mesih’i onca zaman sabırsızlıkla bekleyen halkın, Yahya’nın tanıklığına güvenerek İsa’ya yönelmesi için gereken temeli oluşturması demekti. Ancak Yahya’nın Tanrı’nın takdirsel planının gereğini görmezden gelerek, İlya olduğu gerçeğini yok saymadaki ısrarlı tutumu, Yahudi halkının da İsa’yı ciddiye almamasının ardındaki temel faktör oldu.
Oysa ki Yahya, başlangıçta, Ürdün Nehri’nde, İsa’ya şu sözlerle tanıklık etmiş idi: Günahtan dönesiniz diye ben sizi suyla vaftiz ediyorum. Ama benden sonra gelen benden güçlüdür. Ben onun çarıklarını bile taşımaya layık değilim. O sizleri Kutsal Ruh ve ateşle vaftiz edecek. (Matta 3:11) Bu kişinin kimliğini bilmiyordum. Ama suyla vaftiz etmek için beni gönderenin kendisi, “Ruhun kimin üzerine inip, durduğunu görürsen, Kutsal Ruhla vaftiz eden odur dedi.” Ben de görüp, Tanrı’nın Oğlu budur diye tanıklık ettim. (Yuhanna 1:33-34) Bu sözlerden de anlaşılacağı üzere, Yahya, Tanrı’nın kendisine İsa’nın Mesih olduğunu direkt bir şekilde ifşa ettiğini ve kendisinin de bunun tanıklığını yaptığını açıkça belirtmekte idi. Üstelik, “Ben “Rabbin yolunu düzleyin” diye çölden yükselen bir sesim.” (Yuhanna 1:23) ve “Ben Mesih değilim, fakat onun öncüsü olarak gönderildim.” (Yuhanna 3:28) diyen de yine kendisi idi.
Tüm bu ruhsal fenomenlerle beslenen Yahya’nın, bu noktada, bilgeliğini kullanarak İlya’nın ikinci gelişi olduğunun ayırdına varması, hadi bu gerçeği algılayamamış olsa bile, Tanrı tarafından Mesih olduğu onaylanmış bir kişinin, kendisinin İlya olduğu hakkındaki tanıklığını en azından onaylaması ve Onu izlemesi gerekirdi. Ancak Yahya, yalnızca İsa’nın kendisi ile ilgili tanıklığını inkarla kalmayıp, zaman içerisinde Onunla olan bağlarını da tümden kopararak kendi yoluna gitti. Olaylar bu beklenmedik yöne dönüştüğünde, İsa’nın içine düştüğü hayal kırıklığının ve kederin büyüklüğünü tahmin etmek çok zor olmasa gerek. Biricik oğlunun onca uzun hazırlık dönemi sonrasında karşı karşıya kaldığı bu güçlükler yumağını, (insana düşen sorumluluk payına müdahalede bulunmamak adına) elinden fazlaca bir şey gelmeksizin seyreden Tanrı’nın kalp acısı ise kuşkusuz tahminlerin ötesinde olsa gerekti.
Gerçekte, Vaftizci Yahya’nın İsa’ya tanıklık misyonu, İsa’yı vaftiz edip, ona tanıklık etmesi ile son bulmuş idi. O noktadan sonra, Yahya’ya düşen görev ne idi peki?
Yahya’nın doğumu zamanında, Kutsal Ruh’la dolan babası Zekeriya, oğlunun misyonunun Mesih’e hizmet etmek olacağına dair bir peygamberlik sözü etmiş idi. (Luka 1:74-75). Tüm bu olan bitenin ışığında, Vaftizci Yahya, İsa’nın Mesihliğine tanıklık etmesi sonrasında, herkeslerden daha bağlı bir şekilde İsa’nın misyonunu yerine getirmesinde ona yardımcı olmak, ve yaşamının geri kalan bölümünde onun en sadık bir öğrencisi olarak yükünü hafifletmek sorumluluğunu yerine getirmekle yükümlü idi. Ne var ki, Yahya’nın, bir noktadan sonra, İsa’dan ayrılıp, kendi öğrenci çevresini oluşturarak, İsa’dan bağımsız bir şekilde insanları vaftiz etmeyi sürdürdüğünü görmekteyiz. Bu yaklaşımı ile Yahya, doğal olarak insanların (Luka 3:15), ve din liderlerinin kafalarında (Yuhanna 1:19-20) beklenen Mesih’in kendisi olup olmadığı kuşkularının oluşmasına da zemin hazırlamakta idi. İnsanların kafaları o dönem içerisinde o denli karıştı ki, adeta farklı kamplara ayrıldılar. Hatta bir keresinde, İsa’yı izleyen bir Yahudi ile Yahya’nın öğrencileri arasında, kimin efendisinin daha fazla kişiyi vaftiz ettiği gibi bir abes tartışmanın bile gündeme geldiğini görmekteyiz.
Bu arada, Yahya’nın ”O yükselmeli, ben ise alçalmalıyım. (Yuhanna 3:30) şeklindeki sözleri, Yahya’nın kalben İsa ile aynı kaderi paylaşma eğiliminde olmadığını göstermesi bakımından da ayrıca dikkate değer bir ifadedir. Öyle ya, eğer Yahya, İsa ile tam bir birlik oluşturmuş ve onunla omuz omuza aynı acıları aynı sevinçleri paylaşmayı kabullenmiş olsa idi, İsa yükselirken kendisinin alçalması diye bir şey söz konusu olabilir miydi? Yahya, İsa’nın baş öğrencisi olarak, İsa’nın sözlerini insanlara ulaştırmada merkezi öncelikli kişi olmalı iken ne yazık ki, bir noktadan sonra gözleri gerçeğe kapanınca, bu yöndeki misyonunu gereği gibi yerine getiremedi ve İsa uğruna yaşanması söz konusu olan çok değerli yaşamı da, maalesef kendisinin misyonu ile yakından uzaktan ilgisi olmayan bir zina olayına müdahalesi sonrasında zamansız bir biçimde son bulmak zorunda kaldı. (Mark 6:14-29).
Aklının Tanrı’ya odaklandığı dönemde, Yahya, İsa’nın Mesihliğine gayet güzel tanıklık yapmış idi. Ancak zaman içerisinde ilk esinin sıcaklığı geçip, dünyevi ruh haline geri döndüğünde içine düştüğü ruhsal bilgisizlik hali, zaman içerisinde inancını da eritip, köreltti. Kendisinin İlya’nın ikinci gelişi olduğu gerçeğine gözünü kapaması, özellikle de tutuklanması sonrasında, İsa’yı, diğer Yahudilerin gördükleri aynı inançsız yaklaşımla değerlendirmesine yol açtı. Öyle ki, İsa’nın söylediği her söz ve yaptığı her iş, onun gözüne tuhaf ve şaşırtıcı görünmeye başladı. Hatta bir keresinde, yaşadığı çelişkili ruh hali ve şaşkınlığı içerisinde, kuşkularına bir son verebilmek adına, öğrencilerini İsa’ya gönderip, “Gelecek olan sen misin, yoksa başka birisini beklemeli miyiz?” (Matta 11:3) gibi İsa’yı gerçekten de çok üzen ama bir o kadar da öfkelendirip, hayal kırıklığına uğratan bir soru sorma gafletinde bile bulundu. İsa’nın bu soruya verdiği karşılık oldukça sitemli ve tembihkar idi: Gidin işittiklerinizi, gördüklerinizi Yahya’ya bildirin. Körler görüyor, kötürümler yürüyor, cüzamlılar paklanıyor, sağırlar duyuyor, ölüler diriliyor ve yoksullar sevindirici haberi duyuyor. Benimle ilgili sorunlarda çelişkiye düşmeyene ne mutlu.” (Matta 11:4-6)
Vaftizci Yahya, daha henüz ana rahmindeyken, İsa’ya misyonu süresince eşlik edip, destek olması için seçilmiş bir kişi idi. Bu bağlamda da, içinde yaşadığı rahat yaşamı bir kenara bırakarak, gelecek olan Mesih’in yolunu hazırlamak üzere gerekli temelleri atmak için çölde uzun bir inziva dönemi geçirmiş idi. İsa kamu misyonuna başladığında, Tanrı herkesten önce Yahya’ya, onun kimliğini açıkladı ve Yahya’yı, İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğu konusunda esinledi. Ne var ki, Yahya, zaman içerisinde, kendisine bahşedilmiş bu yüce lütfun önem ve gerçekliği konusundaki kuşkularının üstesinden gelemeyerek kendisinden beklenenden farklı doğrultuda hareket etmeye başladı. Yahya’nın kuşku dolu sorusuna muhatap kaldığında İsa, o nedenle, açık bir şekilde Mesih olduğunu söylemeyi gereksiz bularak, dolaylı yoldan cevap vermeyi ve Yahya’yı, kendisinin gerçek kimliğinin ne olduğuna uyandırmak umudu ile, yaptığı işleri hatırlatmayı tercih etti.
İsa, “yoksullar sevindirici haberi duyuyor ” derken, gerçekte, gerek Yahya, gerekse de Yahudi liderleri için duyduğu sınırsız keder ve hayal kırıklığını dile getirmekte idi. Hazırlanmış İsrail halkı ve özellikle de Vaftizci Yahya, Tanrı’nın sevgisi ile sınırsızca beslenmiş “varlıklı” kişiler idi. Ne var ki, İsa’nın konumunu kabullenmek istemedikleri ve onu reddettikleri için, İsa, Galile kıyılarında ve Samiriye bölgesinde, vereceği sevindirici haberi dinleyecek birilerini hiç olmazsa “yoksulların” arasında bulmayı ümit ederek dolaştı ve her hangi bir eğitimi olmayan balıkçıları, vergi toplayıcılarını ve günahkarları ardı sıra topladı.
Hiç kuşku yok ki, İsa’nın misyonunun başarıya ulaşmasında yardımlarına ihtiyaç duyduğu ve ilk etapta tercih edeceği kişiler bunlar değildi. Yeryüzüne geliş nedeni, yeryüzünde Kutsallığın Egemenliği’ni kurmak olan biri için, binleri arkasından sürükleyecek güç ve yeterlilikte bir lider, bir liderin arkasından giden binlerden çok daha önem taşımakta idi kuşkusuz. Hatırlanırsa, İsa, hazırlanmış ve yeterli anlayışa sahip bir çevre yaratabilmek arayışı ile, Sevindirici Haber’i (Müjde) ilk kez, Tapınak’taki din adamları ve liderlerine vaaz etmiş idi.
Ne var ki, İsa, verdiği bir meselde de ifade ettiği gibi, ziyafete asıl çağrılı olanlar gelmedikleri için, yoksulları, sakatları, körleri ve kötürümleri çağırmak için sokak sokak dolaşmak zorunda kaldı (Luka 14:16-24). Ziyafetinin zenginliklerini, toplumun sıra dışı davetsiz kişilerine sunmak gibi beklenmedik bir durumla karşılaşan İsa, bu hayal kırıklığı ve acısını, “ Ne mutlu benimle ilgili konularda çelişkiye düşmeyene” (Matta 11:6) şeklindeki yargılayıcı sözleri ile ifade etti.
Yahya konusunda ise, döneminin gerçekten de hayranlık duyulan bir kişisi olmasına rağmen, İsa, dolaylı olarak ona atıfta bulunarak, kendisine cephe alan kişinin ne kadar büyük addedilirse addedilsin kutsanamayacağını belirtti.
Gerçekten de Yahya, İsa’yla bütünleşecek yerde onu karşısına aldığı noktada, misyonunda başarılı olma zeminini de yitirmiş bulunmakta idi.
İsa, bu gerçeğe, Vaftizci Yahya’nın öğrencilerinin kendisini sorgulamaya gelip, yanından ayrılmaları sonrasında, Yahya’nın gelmiş geçmiş peygamberler arasında en üstünü olmasına rağmen, Tanrı’nın ondan yerine getirmesini beklediği misyonda başarısızlığa düştüğü şeklindeki şu sözleri ile işaret etti: Doğrusu size derim ki kadınlardan doğanlar içinde, Vaftizci Yahya’dan üstünü çıkmamıştır. Ama göklerin hükümranlığında en küçük olan ondan daha üstündür. (Matta 11:11) Normalde insan, kadından doğanlar arasında en yüce olan Yahya’nın, göklerin krallığında da en yüce yere sahip olması gerektiğini düşünecek olmakla beraber, gelin görün ki İsa, en düşük olanın bile Yahya’dan daha üstün olacağı gibi ağır bir yargıda bulunmakta idi.
Geçmişte, sayısız peygamber Mesih için dolaylı bir biçimde Tanrı sözlerini gündeme getirmiş idi. Yahya’yı onlardan üstün kılan, Mesih’e direkt olarak tanıklık etme gibi ayrıcalıklı bir misyona sahip oluşu idi. Eğer Mesih’e tanıklık etmek peygamberlerin birincil sorumluluğu idiyse, o zaman Yahya, gerçekten de peygamberlerin en yücesi idi. Gelin görün ki, bu denli ayrıcalıklı bir misyonla yüklü bu kişi, Mesih’e bağlılık ve onu izlemek açısından, diğerlerinden daha geri konuma düşebildi. Oysa ki, Yahya’nın misyonunu gereği gibi yerine getirmesi, İsa’nın misyonunun başarıya ulaşması açısından hayati önem taşımakta idi. Çünkü İsrailliler için saygın bir aileden gelen ve inanılırlığını defalarca kanıtlamış Yahya’ya inanmak, fakir bir marangozun evlilik bağı dışında doğmuş, sıra dışı davranışlara sahip oğlu gibi görülen İsa’ya inanmaktan çok daha kolay idi (İlya’nın Mesih’ten önce ortaya çıkması konusunda). Ancak Yahya’nın yardım ve desteği olmaksızın İsrail’in geleceğine yön verebilecek liderler ile bir diyalog zemini oluşturması çok zor olan İsa için, sözlerini teyit etmeyen ve gereken desteği sonuna kadar sürdürmeyen Yahya’dan ötürü, pozisyonunu ancak sahip oldukları bilgi anlayışı seviyesinde değerlendirebilen ve kendisini ülkenin geri kalanına tanıtma imkanı olmayan halktan insanlarla çalışmaktan başka bir yol kalmamakta idi maalesef. Göklerin Krallığında yer alan herkes, ne denli önemsiz misyona sahip olurlarsa olsunlar, İsa’nın Mesihliğini bilip, sadakat ile ona hizmet ettiler. Ancak Mesih’e herkesten daha yakın olmak ve hizmet etmek gibi bir görevi olan Yahya, İsa’dan ayrılarak kendi yoluna gittiği için, Göklerin Krallığında yer alan en düşük kişiden bile daha küçük olduğu şeklinde değerlendirildi.
İsa, bu yöndeki hayal kırıklığını şu sözler ile dile getirmeye devam etti: “Vaftizci Yahya’nın günlerinden bu yana, göklerin hükümranlığı zorlanıyor ve zorlu olanlar onu ele geçiriyor.” (Matta 11:12) Yahya, daha henüz doğmadan Tanrı tarafından seçilip, büyüdüğünde sahip olduğu esinin gücü ile dünyevi işlerden elini eteğini çekerek çölde zorlu bir hayat yaşayarak asal misyonuna hazırlandı. Eğer İsa’ya gereği gibi samimi bir kalp ile bağlanabilse ve hizmet edebilse idi, kuşkusuz, İsa’nın baş öğrencisi olma ayrıcalığı da ona ait olacaktı. Ancak, bunu başaramadığında, bu pozisyon “zorlu olan” Petrus tarafından ele geçirildi. “Vaftizci Yahya’nın günlerinden bu yana” deyiminden sonra yer alan ayette (Matta 11.16-19) de İsa’nın insanların geneline değil de Vaftizci Yahya’ya atıfta bulunarak konuştuğunu, ve “bilgelik doğurduğu sonuçlarla doğrulandı” (Matta 11:19) diyerek son noktayı koyduğunu görüyoruz.
Eğer Yahya, bilgelikle hareket edebilse idi, İsa’yı asla yalnız bırakmaz, yaptığı işler de tüm zamanlarda doğruluk olarak anımsanırdı. Ne yazık ki böyle davranamadığı için, hem Yahudi halkının İsa’ya gelme yolunu, hem kendi yolunu tıkadı ve bu hatası ile de İsa’nın çarmıh üzerinde ölmek zorunda kalmasının ardındaki temel faktörlerin oluşumundaki birincil sorumluluğa sahip oldu.
2.4 Vaftizci Yahya, hangi anlamda İlya olarak değerlendirilmeli idi?
Daha önce, Vaftizci Yahya’nın, İlya’nın yarım kalan misyonunu devralarak, yeryüzünde iken tamamlamak durumunda olduğunu belirttik. Kutsal Kitap’ta “ Onun önünde ruh ve güç bakımından İlya peygamber gibi yürüyecek, babaların yüreklerini çocuklara, söz dinlemezleri doğru kişilerin anlayışına döndürmek, Rabbe hazırlanmış bir halk yetiştirmek için.” (Luka 1:17) şeklinde yer aldığı gibi, Yahya, Rabbin yolunu hazırlamak misyonu ile doğan bir kişi idi. Bu anlamda da, Yahya, İlya’nın ikinci gelişi idi.
Dahası, daha sonra ayrıntıları ile ele alınacağı gibi (Diriliş), gerçekte, İlya, ruhta yeryüzüne geri dönerek, kendi yeryüzü yaşamı içerisinde iken tamamlayamadığı misyonu, Vaftizci Yahya kanalı ile tamamlamaya çalıştı. Dolayısı ile Vaftizci Yahya’nın bedeni, aynı zamanda misyonunu onun aracılığı ile tamamlamaya çalışan İlya için de bir araç idi. Bu açıdan değerlendirildiğinde, aynı ortak misyona sahip kişiler olarak, Yahya, İlya ile aynı kişi gibi algılanmaktadırlar.
2.5 Kutsal Kitaplara yönelik tutumumuz
Vaftizci Yahya’nın Tanrı’nın iradesine olan kapalılığı sonucu İsa’ya olan inançsızlığının, İsa’nın çarmıh üzerinde ölmesine yol açacak Yahudi halkının inançsızlığını da beraberinde getirdiğini gördük. Bugüne dek hiç kimse bu göksel gize bir açıklık kazandırabilmiş değildi. Çünkü Kutsal Kitap, Yahya’nın kayıtsız şartsız çok büyük bir peygamber olduğu yönündeki sorgusuz sualsiz bir inanç ile okunmakta idi.
Ancak bu konuda sahip olunan yeni görüş açısı ile, geleneksel inanç ve doktrinleri sorgulamaktan korkar olan muhafazakar tutumları değiştirmekte fayda olacağı noktasına gelmiş bulunuyoruz. Görevini gerçekten başarmış bir Yahya’yı başarısız diye tanımlamak ne denli hatalı ise, misyonunda başarılı olamamış bir Yahya’yı başarılı olarak değerlendirmek de bir o kadar yanlış olur.
Bizler gerçek inanca, her zaman, hem ruhta hem de gerçekte sürekli arayışımızı sürdürerek ulaşmak durumundayız. Bizlerin Vaftizci Yahya’ya yönelik araştırmamız Kutsal Kitap’ı baz almakla birlikte, ruhsal olarak iletişim kurabilme yeterliliğine sahip olanlar, Yahya hakkında dile getirilenlerin doğruluk ve gerçekliğini bizzat onun ruh dünyasındaki konumuna tanıklık ederek teyit edebilirler.