Prensip çalışması ve uygulaması
Yer imlerim

Henüz yer iminiz yok.

Konu 2. Onarım için Temel Hazırlama Takdirsel Çağı İçerisinde Yer Alan Dönemlerdeki Kuşakların ya da Yılların Sayısı

2.1 Onarım takdiri niçin ve ne şekilde her defasında ertelenmek durumunda kalıyor?

Tanrı’nın insanlığın kurtarılmasına yönelik, Mesih için temel oluşturma, Mesih’i karşılama ve böylelikle onarımın nihai amacına ulaşması yönündeki takdirsel çalışması, Adem zamanından, Nuh, İbrahim, Musa ve en nihayet İsa zamanına dek hep ertelendi. İsa’nın, insanların inançsızlıkları sonucu, gerçekleştirmek durumunda olduklarının tamamını yerine getiremeden öldürülmesi ile birlikte de, onarım takdiri çalışması da, İkinci Gelişe dek bir kez daha yarım kaldı.

Onarım takdiri çalışmasının neden ertelenmek zorunda kaldığına, ancak, kader prensipi anlaşıldığında bir cevap verilebilir. Bu prensipe göre, Tanrı, başlangıçtan belirlemiş olduğu İradesi’ni, mutlak bir şekilde bir gün yerine getirecektir. Ancak, bu İrade’nin belli bir birey tarafından yerine getirilip, getirilmemesi, Tanrı’ya düşen sorumluluk payının yanısıra, o kişinin kendi sorumluluk payı içine girdiği için, yine bu payın o kişi tarafından yerine getirilip, getirilmemesi ile direkt bağlantılıdır. Dolayısı ile, sorumlu olan kişi başarısız olup da bu İrade yerine getirilemediğinde, Tanrı da, bir başka dönemde bir başka kişiyi seçerek, takdirsel çalışmanın ertelenmesi pahasına da olsa mutlak bir sonuca ulaşılıncaya dek çalışmasını sürdürür.

Şimdi gelin, onarım takdiri çalışmasının ne şekilde ertelendiğine bir göz atalım. Yaradılış Prensipi’ne göre, Tanrı, üç sayısını esas alan bir varlıktır. Onun benzeyişinde yaratılan tüm varlıklar da, sahip oldukları varoluş, hareket ve gelişme durumları ile bağlantılı olarak, üç aşamalı bir olgunlaşma süreci çerçevesinde kendilerini ifade ederler. Hangi varlık söz konusu olursa olsun, küresel hareketi içerisinde dörtlü durum temelini tesis ederek yaradılış amacını tamamlayabilmesi için, üç aşamalı kaynak-bölünme-birleşme hareketini aşarak, üç nesne birim ile birlikte ilişki dinamiği oluşturup, üçlü nesnel amaca ulaşması gerekir. Yaradılış amacını onarma yönündeki takdir çalışması, Söz’ü esas alan bir çeşit yeniden yaratma çalışmasıdır. O nedenle de, onarım takdiri çalışmasının ertelenişinin her gündeme gelişinde, üç aşamaya dek ertelenmesi söz konusu olabilir. Bu, Yaradılış Prensipi çerçevesinde, onarımın en fazla üç girişim içerisinde tamamlanmak durumunda olmasına dayanır.

Örneğin, Adem’in ailesinde, Kain, Habil’i öldürerek, somut sunuyu sunmada başarısız olduğunda, aynı takdirsel onarım çalışması, Nuh ve İbrahim’in aileleri bünyesinde tekrarlanmak zorunda kaldı ve üçüncü girişimde tamamlanabildi. İbrahim, sembolik sunuyu sunmada hata yaptığında, takdirsel plan İshak merkez kişi olacak şekilde ertelendi ve üçüncü merkez kişi olan Yakup zamanında tamamlandı. Kenan’ın Musa ve İsa’nın önderlikleri altında onarımı çalışmalarının her biri de, üçer süreç halinde tekrarlandılar. Kral Saul Tapınağı inşada başarısız olduğunda, bu takdirsel çalışma da, daha sonra kral Davut ve Süleyman tarafından yürütülmek üzere ertelenmek durumunda kaldı. Tanrı’nın, Adem tarafından gerçekleştirilemeyen yaradılış idealinin gerçekleşebilmesi için de, ilki İkinci Adem pozisyonundaki İsa, ikincisi de Mesih’in İkinci Gelişi zamanlarında söz konusu olmak üzere üç takdirsel çalışmanın sürdürülmesi söz konusu oldu. Yaygın bir Kore atasözünde ifade bulduğu gibi, “ilk girişimde başarılmazsa, üçüncüde mutlaka başarılır.” söylemi, Prensip’in günlük dile yerleşmiş bu yanını gayet güzel ortaya koymaktadır.

2.2 Dikey bağlamda bedel şartları, bedel ödeme yolu ile yatay bağlamda onarım

Takdirsel tarih içerisinde, takdirsel onarımın gerçekleştirilmesinden öncelikli sorumlu merkez kişi, bu pozisyonu devralabilmek ve kendisinden öncekilerin yarım kalmış misyonlarını tamamlayabilmek için, kısa bir süre içerisinde, yine kendisinden öncekilerin deneyip de yerine getiremedikleri bedel şartlarını yerine getirmek durumundadır. Eğer söz konusu merkez kişi de, bu misyonu sonuca ulaştırmada başarısız olursa, yerine getirmekle yükümlü olduğu tüm bedel şartları, aynı sorumluluğu yüklenecek bir sonraki kişiye geçer. Takdirsel tarih içerisinde, merkez kişilerin sorumluluklarını yerine getirmede başarısız olmalarından ötürü biriken tüm şartlar, dikey bedel şartları olarak adlandırılırlar. Merkez kişinin, tüm bu şartları, kısa bir süre içerisinde tamamlaması söz konusu olan yükümlülük de, bedel yolu ile yatay onarım olarak adlandırılır.

Örneğin, İbrahim, kendisinden önceki Adem ve Nuh ailelerinin yerine getirmeye çalıştıkları tüm dikey bedel şartlarını, gereken bedeli ödeyerek, yatay anlamda onarmak durumunda idi. Aynı sunak üzerinde üç sunuyu aynı anda sunmakla, İbrahim, ertelenmek durumunda kalınan takdirsel planın üç süreç boyunca birikmiş dikey bedel şartlarını, gereken bedeli ödeyerek yatay anlamda onarmış olacaktı. Söz konusu üç sunu, Adem ve Nuh’un yerine getiremedikleri şartların yanısıra, İbrahim’in yeni merkez kişi pozisyonunda yerine getirmek durumunda olduklarını da simgelemekte idi.

Yakup’a gelince o da kendi misyon yükümlülüğü içinde, Nuh’tan kendisine kadar olan süredeki on iki kuşak boyunca birikmiş bulunan tüm dikey bedel şartlarını gereken bedeli ödeyerek, yatay anlamda çok kısa bir sürede onaracağı belli bir şartı yerine getirmek durumundaydı. Kendisine daha sonra İsrail’in on iki kavmini oluşturacak on iki oğul verilmiş olmasının nedeni buna dayanmaktaydı.

Aynı yöntemi, İsa da, atalarından, peygamberlerden ve krallardan kendisine aktarılan ve yerine getirilmedikleri için birikmiş bulunan dikey bedel şartlarını gereken bedelleri ödeyerek yatay anlamda onarmak için kullandı.

Bu çerçevede, İsa, Yakup’un misyon sürecinde, Tanrı’nın Yakup’un on iki oğlu ve yetmiş akrabası ve Musa döneminde de İsrail’in on iki kavmi ve yetmiş yaşlısı aracılığı ile yürütmeye çalıştığı ancak yerine getirilmeyen sorumluluklardan ötürü birikmiş bulunan tüm dikey bedel şartlarını, kendisine çok kısa sürede on iki öğrenci ve yetmiş izleyen seçerek onarmaya çalıştı. Bunun ötesinde, İsa, ayrıca, iman temelinin tesisi için gerekli Şeytan’dan ayrılışı simgeleyen kırk sayısı esasında tüm dikey şartlarını, yatay anlamda onarmak için de, kırk gün oruç tuttu.

Bu anlamda, onarım takdiri çalışması içerisinde sorumluluk üstlenen merkez kişilerin her biri, yalnızca bireysel çerçevede bir sorumluluk üstlenmemekte fakat kendileri ile aynı misyon çerçevesine sahip, kendilerinden önce gelmiş ataları, peygamberleri, bilge kişileri de temsil ederekten kendi içinde onların çalışmalarının ürünlerini de taşımaktadır.

2.3 Dikey bağlamda sürdürülen, bedel ödeme yolu ile yatay onarım

Yatay onarıma, kimi zaman, pek çok kuşağı da içine alabilecek, dikey bir onarım çalışması sürecinde ulaşılabilir.

İbrahim ailesinde söz konusu olan onarım takdiri çalışması buna verilebilecek güzel bir örnektir. İbrahim, kabul edilebilir bir sembolik sunuyu sunarak, Adem ve Nuh aileleri dönemindeki hatalara bağlı olarak birikmiş bulunan tüm dikey onarım şartlarını, yatay anlamda gereken bedeli ödeyerek onarmak durumundaydı. Ancak sunusunu gereği gibi sunmadaki hatası, takdirsel çalışmanın bir başka başarısızlıkla son buluşuna dolayısı ile de ertelenişine neden oldu.

Yukarıda da açıklandığı üzere, bu, Mesih için gerekli aile temelinin onarımına yönelik üçüncü girişim olduğu için de, Prensip’e göre, Tanrı’nın İradesi’nin hiçbir hataya yer vermeksizin İbrahim ailesi bünyesinde gerçekleştirilmesi söz konusuydu. O nedenle İbrahim’in sunuyu sunmadaki hatasına rağmen, Tanrı, İbrahim’i, sanki hiç böyle bir hata yapmamış diye değerlendirebileceği dolayısı ile takdirsel planda hiçbir ertelenmeye yol açmaksızın tüm dikey bedel şartlarının yatay anlamda onarılmış kabul edilebileceği bir çözüm arayışına girdi. Bu noktada, Tanrı, İradesi bağlamında, İbrahim, İshak ve Yakup üçlüsünü tek bir birey olarak varsayarak, gerekli bedel şartını yerine getirmeleri şeklinde farklı bir takdir çalışması belirledi.

Dolayısı ile de, takdirsel çalışma, üç kuşak boyunca dikey anlamda ertelenmiş olmasına rağmen, Yakup’un ve İshak’ın başarıları, sanki İbrahim’in kuşağında hiçbir gecikme olmamışçasına İbrahim’in de başarısı olarak addedildi. (Temel 3.1.2.3, Temel 3.3) Bu üç kuşağın birliği, Tanrı’nın Kendisini “ İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı, Yakup’un Tanrısı” (Çıkış 3:6) olarak ifade edişinde anlam bulmaktadır.

Böylece, Tanrı, İbrahim’in kendi kuşağında yerine getirmede başarısız olduğu yatay bedel şartlarını, İshak ve Yakup kuşakları boyunca dikey olarak tamamlatarak, İbrahim’i bu şartları kendi kuşağında yerine getirmiş sayabildi. Bu tür onarıma, dikey bağlamda yerine getirilen bedel ödeme yolu ile yatay bağlamda onarım denir.

2.4 İman temelinin onarımı için sayısal bedel ödeme dönemleri

İman temelini onarabilmesi için, merkez kişinin, bir ya da daha fazla sayıda belli bir sayısal bedel ödeme dönemini tamamlaması gerekir.

(Onarım 1.2.1) Tanrı’nın kendisi de, sayısal bir yönü olan kendi Prensipi çerçevesinde vardır. Merkezinde insanoğlu olmak üzere evren de, çiftlilik özelliklerine sahip görünmez Tanrı’nın somut nesne birimi olacak şekilde, temelinde belli sayısal prensipler yer alacak şekilde yaratıldı. Evrene egemen olan dışsal yasaları keşfetmeye yönelik bilimin gelişiminin, matematik yardımı ile yürütülen araştırmalarla gelişme göstermesinin nedeni de buna dayanır. İnsanlığın ilk ebeveynleri, belli sayılarla karakterize edilen bir olgunlaşma sürecini aşıp, böylece iman temelini oluşturarak mükemmelliğe ulaşmak ve mükemmellik halleri içerisinde de, bu sayıların niteliğini barındırmak durumundaydılar.

Bu konuları irdeleme nedenimiz, iman temelinin onarımının yalnızca, Şeytan’ın sahiplenmesi altındaki evren birimlerini simgelemekte olan belli bir şart nesnesinin sunumuna dayanmayıp, bizlerin de, Şeytan tarafından kirletilen sayıları belli bir sayısal bedel ödeme dönemini aşarak onarmamız gerektiği gerçeğini gösterebilmektir.

Şimdi insanlığın ilk atalarının, Düşüş öncesinde, hangi sayılar çerçevesinde iman temelini oluşturmakla yükümlü olduklarına ve mükemmelliğe ulaşmaları halinde de, hangi sayıları cisimlendirme, barındırma durumunda olduklarına bir göz atalım.

Yaradılış Prensipi’ne göre, hiçbir varlığın, öncelikle dörtlü durum temeli oluşturmadan, varlığını sürdürüp, gelişemeyeceğini öğrendik. Dolayısı ile, henüz mükemmelliğe ulaşmamış halleri içerisinde, varlıklarını sürdürebilmeleri için Adem ve Havva’nın her birinin dörtlü durum temelini oluşturmaları söz konusuydu. Dörtlü durum temeli içerisindeki her pozisyon, toplam on iki sayısını oluşturacak şekilde, gelişim sürecinin üç aşamasını aşmak durumundadır. Bunun ötesinde, dörtlü durum temeli içerisinde yer alan her pozisyon, yine, toplam on iki nesne birim oluşturup, on iki nesnel amacı tamamlayacak şekilde üç nesne birim alarak, üçlü nesnel amacı da tamamlar.

Dolayısı ile, Adem’in iman temelini oluşturmakla yükümlü olduğu gelişim süreci, on iki sayısının da tamamlanmak durumunda olduğu bir süreç idi. Henüz mükemmel olmadıkları süre içerisinde, insanlığın ilk ebeveynleri, iman temelini on iki sayısını esas alacak şekilde oluşturmak, mükemmelliğe ulaşma halleri içerisinde de, on iki sayısının niteliğini barındıracak şekilde, on iki nesnel amaca ulaşmak durumundaydılar. Ancak Düşüş’ün gündeme gelişi ile birlikte, Şeytan, bu sayıyı sahiplendi. O nedenle, onarım takdiri süreci içerisinde merkezi sorumluluk üstlenen kişinin (merkez kişi) iman temelini atarken, on iki sayısını onarabileceği bir bedel ödeme sürecini aşması gerekli oldu. Merkez kişi, bu temel üzerinde ancak, on iki sayısının niteliğini mükemmel bir biçimde barındırabilecek şekilde onarabileceği birlik temelini oluşturabilir.

On iki sayısının onarılmak durumunda olunduğu bedel ödeme dönemlerine ait verilecek ilk akla gelen örneklerden bazıları şunlardır: Nuh’un gemiyi inşa etmek için geçirmek zorunda kaldığı 120 yıl, Musa’nın önderliği altında, Kenan’ın onarılmasına yönelik geçen 120 yıllık takdirsel onarım süresi, yine, İbrahim’in Tanrı tarafından göreve çağrıldığı zamandan, Yakup’un ekmek ve mercimek karşılığında kardeşi Esav’dan ilk doğum hakkını elde ettiği zamana kadar geçen 120 yıllık süre vb. Daha sonra ele alacağımız gibi, bu son dönem, Eski Ahit Çağı içerisinde yer alan 120 yıl süren Birleşik Krallık ve Yeni Ahit Çağı içerisinde buna karşılık Şarlmayn ve oğullarının yönetimi altında yer alacak yine 120 yıl süren Hıristiyan İmparatorluğu tarafından onarılmak durumundaydı.

Adem ve Havva’nın, iman temellerini oluşturmaya çalıştıkları olgunlaşma süreçleri, aynı zamanda dört sayısının da tamamlanabileceği bir dönemi gerekli kılmakta idi. Adem ve Havva, bu prensip çerçevesinde, olgunlaşma sürecinin üç aşamasından geçip, dördüncü aşama olan, Tanrı’nın dolaysız egemenlik sahasına ulaşmak durumundaydılar. Dörtlü durum temelini ulaşacakları o noktada tamamlanmış olacaklar ve böylece dört sayısını tamamlamış olmakla da, Tanrı’nın onlarda sürekli barınıp, somut anlamda ifade bulabileceği mükemmel nesneler olarak insanlığın ilk gerçek ebeveynleri olabileceklerdi. Ancak bu sayı, Düşüş nedeni ile Şeytan tarafından sahiplenildiği için, onarım takdiri süreci içerisinde yer alan merkez kişiler, iman temelini atarlarken, dört sayısının onarılabileceği belli bir bedel ödeme sürecini tamamlamak durumunda kaldılar. Merkez kişiler, oluşturulacak bu temel üzerinde ancak, dört sayısının niteliğinin mükemmel biçimde barındırılıp onarılabileceği birlik temelini oluşturabilirler.

İman temelinin onarımı için, dört sayısının onarılacağı belli bir bedel ödeme sürecinin gerekliliği konusuna daha önce değindik. Buna yönelik verilebilecek belli başlı örnekler: Kırk gün süren Nuh tufanı, Musa’nın kırk günlük orucu, Kenan diyarına yönelik kırk günlük casusluk süreci, İsa’nın kırk günlük orucu ve yine İsa’nın, dirilişi sonrasında, yeryüzündeki kırk günlük çalışmasıdır.

Mükemmelliğe ulaşma yolundaki gelişim süreci, aynı zamanda, yirmi bir sayısının da tamamlanacağı bir süreçtir. İnsanlığın ilk ebeveynleri, yirmi bir sayısını temel alan bir dönem içerisinde iman temelini tesis ederek yirmi bir sayısını mükemmelen barındıran varlıklar olmak ve böylelikle yaradılış amacını tamamlamak durumundaydılar. Ancak Düşüş nedeni ile bu sayı da Şeytan tarafından sahiplenildi ve onarım takdiri çalışması süresince de yer alan merkez kişilerin, iman temelini oluşturabilmede, yirmi bir sayısını onarabilecekleri bir bedel ödeme dönemini tamamlamaları söz konusu oldu. Öyle ki, yirmi bir sayısının niteliğini mükemmel anlamda barındırabilmeleri için gerekli birlik temelinin tesisi ancak bu temel üzerinde mümkün olabilecekti.

Yirmi bir sayısının içerdiği anlamı kavrayabilmek için, öncelikle, Prensip bünyesinde yer alan üç, dört ve yedi sayılarının içerdikleri anlamları kavramakta fayda var. Çiftlilik özellikleri, bünyesinde, mükemmel bir uyum ve birlik içerisinde yer alan Tanrı, üç sayısını esas alan bir Varlıktır. Yaradılış (yaradılış bünyesinde yer alan varlıklar), dörtlü durum temeli içerisinde, Tanrı ile bir bütünlük oluşturduğunda mükemmelliğe ulaşır. Dolayısı ile bireyin mükemmel olabilmesi demek, kendi içinde, bünyesinde, akıl ve bedeninin, merkezi Tanrı olacak ve böylece bir üçlülük oluşturacak şekilde dörtlü durum temelini oluşturması demektir. Erkek ve kadının, mükemmel bir koca ve karı olabilmeleri için, Tanrı merkezli bir üçlü birlik oluşturacak şekilde dörtlü durum temelini tesis etmeleri gerekir. Evrenin mükemmelliğe ulaşması için de, insanların ve tabiat birimlerinin, merkezlerinde Tanrı yer alacak şekilde bir üçlü birlik oluşturarak, dörtlü durum temelini tesisleri şarttır. Bunun dışında, yaratılan tüm varlıkların, Tanrı’ya merkezli biçimde birlik oluşturarak, dörtlü durum temelini tesis edebilmeleri için, öncelikle, olgunlaşma sürecinin üç aşamasından geçip, üçlü nesnel amacı tamamlamaları gerekir. Tüm bu nedenlerden ötürü, üç sayısı göğün sayısı ya da mükemmellik sayısıdır.

Özne ve nesne birimler, Tanrı merkezlerinde olacak şekilde bir bütünlük sağlayıp, üçlü birliği oluşturduklarında, ortaya çıkan birlik, dörtlü durum temelini tamamlayan, gerçeğin bireysel bütünlüğüdür. Söz konusu bu bütünlük, Tanrı’nın yarattığı bir varlık olma statüsünü böylece pekiştirdiğinde, kuzey, güney, doğu , batı olmak üzere dört yönde pozisyon ve uzantı esnekliğine de sahip olur. Dört sayısı bu anlamda, yeryüzünün sayısıdır.

Yaratılan varlık, gelişim sürecinin üç aşamasından geçip, dörtlü durum temelini tesis edişi ile birlikte, zaman ve mekanın niteliksel boyutluluğu içerisinde, mükemmel bir biçimde yerleşiklik kazanır. Böylece, her varlık, gök ve yerin sayılarının toplamı olan yedi sayısını mükemmelen barındıran bir varlığa dönüşür. Kutsal kitaplarda, yerin ve göğün yaradılışının yedi gün sürdüğü şeklinde yer alan ifade işte bu gerçeği yansıtmaktadır. Yaratma döneminin yedi sayısı tamamlanacak şekilde ifade bulmuş olması gibi, tamamlanmaya yönelik her hangi bir dönem de, yedi sayısının tamamlanması gereken bir dönem olarak anlaşılmalıdır. Olgunlaşma sürecinin üç aşamasına bu şekilde yaklaşıldığında, oluşum aşamasının tamamlanacağı dönem, gelişim aşamasının tamamlanacağı dönem ve de tamamlanma aşamasının tamamlanacağı dönemlerin her biri, yedi sayısının tamamlanacağı dönemlerdirler. Bu anlamda, olgunlaşma sürecinin tümü, toplamda, yirmi bir sayısının tamamlanacağı bir dönem olarak da değerlendirilebilir.

Yirmi bir sayısını esas alan bedel ödeme süreçlerine verilebilecek örneklerden bazıları şunlardır: Tufanın hemen ertesinde Tanrı, üç aşamada tamamlanacak şekilde planladığı ilerdeki onarım takdiri çalışması hakkında ipuçları verecek şekilde, Nuh’un, gemiden dışarı, üç kez güvercin yollamasına önayak oldu. Güvercin, yedişer gün aralıklarla, dolayısı ile toplamda yirmi bir günü tamamlayacak şekilde üç kez gemi dışına salındı. (Tekvin 7:4, 8:10, 12) Yakup döneminde ise, Yakup, Kenan’ın aile seviyesindeki onarımına yönelik misyonu çerçevesinde, Kenan diyarına dönüşü öncesinde Haran’da sürgünde geçirdiği her biri yedişer yıldan olmak üzere toplamda yine yirmi bir yılı oluşturan dönem içerisinde, sürgün hayatı yaşamak durumunda kaldı. Yine Eski Ahit döneminde, İsrailoğullarının da, Yakup’un açmış olduğu yirmi bir yıllık dönemi, gereken bedeli ödeyerek onarmaya yönelik Babil’deki tutsaklıklarını ve İsrail’e geri dönüşlerini kapsayan 210 yıllık bir dönemleri söz konusu oldu. Yeni Ahit Çağı’na gelindiğinde ise, Yakup’un yirmi bir yıllık bedel ödeme dönemini gereken bedeli ödeyerek onarmaya yönelik, Papalığın Avinyon’daki tutsaklığından Reform haraketi arifesine dek süren, yine 210 yıllık dönem gündeme geldi.

Mükemmelliğe doğru büyürken aşılması gereken olgunlaşma süreci, aynı zamanda kırk sayısının da tamamlanması gereken bir süreçtir. İnsanlığın ilk ebeveynleri, kırk sayısını esas alan bir iman temelini oluşturarak, kırk sayısının niteliğini mükemmel bir biçimde barındırmak ve böylece yaradılış amacını tamamlamak durumundaydılar. Ne var ki Şeytan’ın Düşüş olayı ile birlikte gündeme gelen müdahale ve sahiplenmesi ile birlikte, bu sayı da kirlenmiş dolayısı ile Şeytan tarafından sahiplenilmiş oldu. O nedenle, onarım takdiri çalışması içerisinde yer alan merkez kişiler, iman temelini oluştururlarken, kırk sayısının onarılabileceği bir bedel ödeme dönemini de aşmakla yükümlüdürler. Kırk sayısının niteliğini mükemmel anlamda barındırabilecekleri onarımın sağlanacağı birlik temelini oluşturabilmeleri, ancak bu temel üzerinde mümkün olabilir.

Gelişim süreci içerisinde, kırk sayısının ne şekilde tamamlandığını anlayabilmemiz için öncelikle, on sayısının anlam ve önemini incelemekte fayda var.

Gelişim süreci içerisinde yer alan üç aşamanın her birini, üç alt aşamaya ayırdığımızda, toplam dokuz seviyeye ulaşmış oluruz. İşte Prensip bünyesinde yer alan dokuz sayısının anlamı burada yatmaktadır. Görünmez Tanrı’nın, çiftlilik özelliklerinin sayısal bir açılımı olarak, Tanrı’nın yaratmış olduğu her bir varlık, olgunlaşma sürecinin dokuz seviyesinden geçer. Bu varlıkların her biri yine, onuncu seviye olan Tanrı’nın dolaysız egemenlik sahasına ulaşarak Onunla bir bütün oluşturduklarında, yaradılış amacını tamamlar. O nedenle on sayısını, birlik sayısı olarak adlandırıyoruz. Tanrı, on sayısının onarılabileceği bedel ödeme sürecini tamamlamak için, Nuh’a görev vermeden önce, Adem’den sonra on kuşağın geçmesini bekledi. Bu şartı yerine getirmekle Tanrı, Adem tarafından yarım bırakılan İradesi’nin, Nuh tarafından yerine getirilmesini ve daha sonra da Nuh’un, Kendisi ile bütünleşmesini arzuladı.

Adem ve Havva’nın oluşturmak durumunda oldukları dörtlü durum temeli içerisinde yer alan pozisyonlarda yer alacak her birim, toplamda kırk sayısını tamamlayacak şekilde, tam olgunluğa ulaşacakları on seviyeyi aşmak durumundaydı. Öyle ki, olgunlaşma süreçleri, kırk sayısının tamamlanacağı bir süreç, dörtlü durum temelleri de, kırk sayısının mükemmelen vücut bulmuş hali olacaktı.

Bu temelin onarımı için gerekli kırk sayısını esas alan bedel ödeme süreçlerine verilecek örneklerden bazıları şunlardır: Nuh’un gemisinin karaya oturuşundan Nuh’un güvercini gemi dışına yollayışına kadarki kırk gün, Musa’nın Firavun’un sarayında geçirdiği kırk yıl, yine Musa’nın Midyan çölünde geçirmek durumunda kaldığı kırk yıl ve de Kenan’ın onarımına yönelik milletsel seviyedeki süreçte çölde geçirilmek zorunda kalınan kırk yıl vb.

Tüm bu anlatılardan, onarım takdiri çalışması içerisinde, kırk sayısına yönelik iki tip dönem olduğu sonucunu çıkartmaktayız. Birincisi, dört sayısının onarımına yönelik, bedel ödeme dönemi ki, onarımda, birlik sayısı olan on sayısı ile çarpılarak, kırk sayısını oluşturmaktadır, ikincisi ise, az önce tanımlandığı gibi, Adem’in, Düşüş öncesinde tamamlamakla yükümlü olduğu, kırk sayısının kendisinin onarılabileceği bedel ödeme dönemidir.

Kenan’ın milletsel seviyede onarımına yönelik olarak çölde geçirilen kırk yıl, bu iki tip kırk sayısını esas alan dönemin, bir defada onarımı için gündeme geldi. Çölde geçirilen kırk yıllık bu dönemde, dört sayısının onarımına yönelik, daha önceki kırk günlük casusluk misyonu dönemi ile Musa’nın kırk günlük oruç dönemi de gereken bedelin ödenmesine imkan sağlayacak onarım da gerçekleşti. Bu dönem içerisinde ayrıca, kırk sayısının onarılmaya çalışıldığı dönemler olan Musa’nın, Firavun’un sarayında geçirdiği kırk yıl ile, Midyan çölünde geçirdiği kırk yıl da, gereken bedel ödenerek onarılmış oldu. Bu tip bir durum, iman temelini onaracak merkez kişi, takdirsel tarih içerisindeki tüm dikey bedel şartlarını gereken bedeli ödeyerek yatay anlamda onarmakla yükümlü olduğunda gündeme gelir.

Kırk sayısını esas alan dönemlerin bu şekilde yatay anlamda onarımları için sürdürülen takdir yeniden ertelendiğinde, bedel ödeme süresi olarak belirlenen dönemin, onla çarpma esasına dayanarak, ilerdeki dönemde, on sayısının katları esas alınacak şekilde bir bedel ödeme süresi ile onarılması yönüne gidilir. Böylece, kırk yıllık bir dönem olarak öngörülen bir bedel ödeme süresi, bir sonraki süreçte, dört yüz yıla hatta ve hatta dört bin yıla uzayacak şekilde gündeme gelebilir. Nuh’tan İbrahim’e kadarki dört yüz yıllık dönem, Mısır’da geçirilen dört yüz yıllık tutsaklık dönemi ve Adem’den İsa’ya kadarki dört bin kutsal kitap yılı, bu örneklerden bazılarıdır.

Takdirsel onarım çalışması içerisinde, merkez rolü olan kişinin, iman temelini onarmak için yerine getirmekle yükümlü olduğu sayısal bedel ödeme dönemlerini kısaca ele alalım: İnsanlığın ilk ebeveynleri düşmemiş olsalar idi, on iki, dört, yirmi bir, ve kırk sayılarını esas alacak şekilde iman temelini atacaklar ve sonrasında da yaradılış amacını yerine getirmeleri ile birlikte, bu sayıların niteliklerini mükemmel anlamda barındıracak varlıklar olabileceklerdi. Ne var ki, düşüşleri sonucu, tüm bu sayılar da Şeytan tarafından sahiplenildiler. O nedenle de, takdirsel onarım tarihi içerisinde yer alan merkez kişilerin, iman temelini oluşturmaları öncesinde, on iki, dört, yirmi bir ve kırk sayılarını onarabilmek için, sayısal nitelikli bedel ödeme dönemlerinden aşmaları söz konusudur. Merkez kişiler ancak bu temel üzerinde, bu sayıların niteliğini mükemmelen barındırabilecek şekilde onarılabilecekleri birlik temelini atabilirler.

2.5 Kuşakların sayılarına göre belirlenen birbirine paralel dönemler

Kutsal Kitap’a göre, Tanrı, Nuh’u, Adem’den, on kuşak ve bin altı yüz yıl sonra, takdirsel onarım çalışmasının yükünü taşıyacak merkez kişi olarak seçti. Şimdi gelin, bin altı yüz yıl ve on kuşak boyunca, hangi özellikli sayıların onarıldıklarını ele alalım.

On sayısı, Tanrı ile birlik, bütünlük sayısıdır. Olgunlaşmaya giden gelişme süreçleri, Adem ve Havva’nın, on sayısının niteliklerini mükemmelen barındıracakları, on sayısının tamamlanması gereken bir dönemin aşılmasını gerektirmekte idi. Ancak bu sayı, düşüşleri nedeni ile Şeytan tarafından sahiplenildiğinde, Tanrı, bu sayıyı onarabilecek bir merkez kişi arayışına girdi ve bu kişi aracılığı ile de, insanların kendisi ile bütünleşebilecek şekilde on sayısının niteliklerini mükemmel şekilde barındırabilecekleri konuma onarılmaları için çalışmasını sürdürdü. Tanrı, bu amaçla, söz konusu merkez kişinin, on sayısını onarabileceği bir bedel ödeme sürecini aşmasını şart koştu. İşte, Nuh’u, Adem’den, tam tamına on kuşak sonra göreve çağırması bu nedenledir.

Daha önce, insanlığın ilk ebeveynlerinin, kırk sayısının tamamlanacağı bir olgunlaşma sürecini aşıp, böylece kırk sayısının niteliğini mükemmel barındıran varlıklar olma durumunda olduklarına değinmiştik. Düşmüş insanlık adına, kırk sayısını mükemmel barındıran varlıklar olunabilmesi için gerekli yolu açmaları için görevlendirilen merkez kişilerin, öncelikle, onarım için gerekli dörtlü durum temelini onarmaları daha sonra da, kırk sayısının onarılabileceği bir bedel ödeme sürecini aşmaları gerekir. Dörtlü durum temeli içerisinde yer alan her pozisyon, kırk sayısının onarılabilmesi için gerekli bedel ödeme sürecinden geçmek durumunda olduğundan, bu da, toplamda, 160 sayısının onarılmasını gerektiren bir bedel ödeme sürecinin aşılması gerektiği anlamına gelir. Bunun ötesinde, düşmüş insanlığın, bu sayıyı, Tanrı ile bütünleşme sayısı on olduğu için, on kuşak süresince tamamlaması söz konusu olduğundan aşmaları gereken bedel ödeme süresi de bin altı yüz yıl olur. Kutsal kitap hesaplarına göre, Adem’den Nuh’a kadarki dönemin bin altı yüz yıl olması bu takdirsel gerekliliğe dayanır.

Nuh’un ailesi bünyesindeki onarım takdiri çalışmasının sekteye uğramasından sonra, Tanrı, bu kez de, İbrahim’i, onarım takdiri çalışmasının birincil yükünü taşımak üzere göreve çağırmadan önce, arada on kuşağın yer aldığı, dört yüz yılın geçmesini beklemek zorunda kaldı. Kuşaklar sayısı ölçü olmak üzere, Nuh’tan İbrahim’e kadarki dönem, Adem’den Nuh’a kadarki dönem ile paralellik çizer ve de daha önceki dönemi, gereken bedeli ödeyerek onarmakla yükümlüdür.

Daha önce bu sürecin neden dört yüz yıl olması gerektiğine değinilmişti. (Temel 3.1.1) Tanrı, onarım takdiri çalışmasının amacının tamamlanabilmesi yönünde, Nuh’un, kırk günlük bir tufandan aşması için gerekli zeminlerin oluşması için tam on kuşak ve bin altı yüz yıl beklemek zorunda kaldı. Ancak kırk günlük tufan yargısı sonunda da, oluşturulan temelin bu kez de Nuh’un oğlu Ham’ın hatası yüzünden Şeytan tarafından sahiplenilmesi ile birlikte, Tanrı, bu hatanın onarımı için, bu kez bir başka merkez kişi aracılığı ile çalışma yoluna gitti. Adem’den Nuh’a kadar olan dönem içerisinde yer alan on kuşağın her birinde, Tanrı, 160 sayısını onarmak için gereken bedel ödeme döneminin aşılması için uğraş verdi. Nuh’tan İbrahim’e kadarki on kuşaklık paralel (benzer) dönem içerisinde de, Tufan olgusundan beklenen sonucun alınamaması ile birlikte, Tanrı, her bir kuşağı, kırk sayısının onarımı için gereken bedel ödeme dönemi olarak hazırladı.

Tufan yargısı sonunda gündeme gelen hata dolayısı ile kırk sayısının onarımının gerektiği bir dönemin aşılması söz konusu idi. Ancak Tufan sonrasında yer alan her bir kuşağın onarımı, kendi süresini doldurmak durumunda olduğundan, yalnızca kırk gün içerisinde tamamlanması söz konusu olamazdı doğal olarak. O nedenle de Tanrı, her bir kuşak tarafından yerine getirilmesi gereken bedel ödeme dönemini kırk yıl olarak belirledi. Böylece Tufan’ın her bir günü, bir yıl olacak şekilde onarılmış olacaktı. (Tıpkı Musa döneminde, Kenan’a yollanan kırk günlük casusluk misyonunun başarısız olması nedeni ile İsrailoğullarının kırk gün süresinde ulaşacakları Kenan’a gidişlerinin çölde geçirilecek kırk yıl sonrasına ertelenmesi gibi. –Sayılar 14:34) Böylece, her bir kuşak bünyesinde aşılması gereken bedel ödeme süresi, on kuşak boyunca sürecek şekilde, her bir kuşak için kırk yıl olarak belirlendiği için, bedel ödeme döneminin toplam süresi de dört yüz yıl oldu.

2.6 Dikey anlamda üstlenilen bedel ödeme yolu ile yatay onarımın gerçekleştiği takdirsel dönemler

Daha önce ele alındığı gibi, takdirsel çalışma içerisinde yer alacak merkez kişilerin her biri, kendi dönemine gelininceye dek birikmiş bulunan tüm dikey bedel ödeme şartlarını yatay çerçevede onarmak üzere göreve çağrılır. O nedenle de, takdirsel onarım tarihinin ertelenişi ne kadar uzarsa, sonraki kuşaklarda, görev alacak merkez kişilerin yatay anlamda onarmakla yükümlü olacakları bedel şartları da bir o kadar ağır olacaktır.

İlk olarak Adem’in aile bünyesinde başlatılan onarım takdiri çalışması içerisinde, onarım henüz başlamış olduğu için, dikey anlamda bedel ödeme şartları henüz söz konusu değildi. O yüzden de, Mesih için gerekli temeli oluşturmak, Kabil ve Habil’in sembolik ve somut sunularını gereği gibi sunmaları ile çok kolay bir biçimde yer alabilecekti. O noktada bütün yapılması gereken Habil’in, sunusunu Tanrı’nın kabul edebileceği bir şekilde sunması ve daha sonra da, Kabil’in, düşmüş tabiatın onarımına yönelik olarak yerine getirmesi gereken bedel şartı çerçevesinde kardeşi Habil’e itaat edip, onu izlemesi idi. İman temelini oluşturmak için gerekli sayısal bedel ödeme dönemleri ile karşılaştırıldığında, bu, yalnızca sembolik ve somut sunuların hazırlanması için gerekli çok kısa bir zaman içerisinde tamamlanabilecek bir durumdu.

Ancak, takdirsel onarım çalışması Adem ailesi bünyesindeki hatalar yüzünden ertelenmek durumunda kaldığında, dikey bedel ödeme şartları da, belli sayısal bedel ödeme dönemleri şeklinde birikmeye başladı. O nedenle de, Adem’den sonra gelen tüm merkez kişiler, iman temelini oluşturabilmek için, on iki, dört, yirmi bir ve kırk gibi sayıların onarımı için, belli sayısal bedel ödeme dönemlerini tamamlamak zorunda kaldılar. Nuh, kendi zamanı içerisinde, tüm bu söz konusu aktarılmış dikey bedel ödeme şartlarını onarmakla yükümlü idi. İman temelini onarmak için örneğin, gemiyi inşa için 120 yıl, kırk günlük Tufan yargısı, güvercini yedişer gün aralıklarla gemi dışına üç kez yolladığı yirmi bir gün ve de geminin Ağrı dağı üzerinde karaya oturmasından, güvercini dışarı salışına kadarki kırk günlük süre örnekleri olmak üzere, bir dolu sayısal bedel ödeme dönemlerini aşmak zorunda kaldı.

Nuh, söz konusu tüm bu bedel ödeme dönemlerini büyük bir iman içerisinde aşmasına rağmen, oğlu Ham’ın hatası yüzünden bütün bu onarılan durumlar bir kez daha Şeytan tarafından sahiplenildi. Bunun sonucunda da, dikey bedel şartları daha sonraki kuşaklardaki merkez kişilere aktarılmak durumunda kaldı. İbrahim, sunması istenilen sembolik sunusu ile, bu şartların tümünü bir defada onarmak fırsatına sahip oldu. Ancak, bu sunuyu sunmada yapmış olduğu hata ile birlikte, bedel ödeme dönemleri yatay anlamda onarılamadı ve de buna yönelik İrade, İshak ve Yakup tarafından dikey anlamda onarılıncaya dek bir kez daha ertelenmek durumunda kaldı. Ve Tanrı, birbirini izleyen bedel ödeme dönemleri ile on iki, dört, yirmi bir ve kırk sayılarının onarımı için aralıksız biçimde çalışmalarını sürdürdü.

İbrahim’in ailesini merkez alan takdirsel onarım çalışması süresince, iman temelini onarmak için normalde yatay anlamda yerine getirilmesi gereken aşağıda sıralanacak söz konusu olan bedel ödeme dönemleri, birbirini izleyecek şekilde dikey anlamda yerine getirildiler: İbrahim’in Harran’ı terk edişinden, Yakup’un ekmek ve mercimek karşılığında kardeşi Esav’dan ilk doğum hakkını elde ettiği zamana kadarki 120 yıl, o zamandan Yakup’a babası İshak tarafından verilen ilk oğul kutsamasına ve Haran yolu üzerinde eriştiği Tanrı’nın kutsamasına kadarki kırk yıllık süre (Tekvin 27:1-29, 28.10-14), yine o zamandan Harran’daki sıkıntı döneminin son bulup, Kenan’a ailesi ve olanca serveti ile döndüğü zamana kadar geçen yirmi bir yıl (Tekvin 31:41) ve yine Yakup’un, Kenan’a döndüğü tarihten, ailesinin Yusuf’un daveti üzerine Mısır’a gittiği zamana kadar geçirmiş olduğu kırk yıl. Sıralamış olduğumuz bu sayısal bazlı bedel ödeme dönemleri ile birlikte, daha önceleri yatay çerçevede onarılamamış tüm bedel şartları, belirlenmiş süreler eşliğinde dikey anlamda yerine getirilmiş oldular.