Prensip çalışması ve uygulaması
Yer imlerim

Henüz yer iminiz yok.

Konu 2. Diriliş Takdiri Çalışması

2.1 Tanrı diriliş takdiri çalışmasını ne şekilde yürütmektedir?

Diriliş, Tanrı merkezlilikten uzaklaşmış insanın, Tanrı tarafından tasarlandığı üzere, asal konumuna onarılması sürecidir. Bu anlamda diriliş süreci bir onarım sürecidir. Onarım süreci, Tanrı’nın yeniden yaratma çalışması olduğuna göre de, diriliş de, bir yeniden yaratma çalışmasıdır. Bu anlamda, diriliş takdiri çalışması, aşağıda anlatılacak prensipler çerçevesinde, Yaradılışın Prensipi’ne uygunluk içerisinde uygulanır.

İlk olarak, diriliş takdiri çalışmasının tarihi içerisinde kendilerine bir misyon verilme güvenine sahip olmuş insanlar, Kutsallığın İradesi’ni yerine getirmek için, büyük bir içtenlik ve iman ile sorumluluklarının gereklerini yerine getirmek için gayret gösterdiler. Bu kişiler, sorumluluklarını bütünü ile yerine getirememiş bile olsalar, misyonlarının gereğini yerine getirmede gösterdikleri bağlılıktan ötürü, kendilerinden sonra gelecek kuşakların, Tanrı ile bir kalp bağını oluşturabilmeleri için gerekli temeli sağlamlaştırdılar. Bu temeli, onarım takdiri sürecinde, çağın sağladığı gelişim ve nimetler olarak adlandırıyoruz. Çağın sağladığı nimetler, peygamberler, bilge ve doğru kişiler tarafından oluşturulan temellerle doğru orantılı olarak bir sonraki dönem insanları için giderek yükselen bir grafik gösterir. O nedenle de, diriliş, çağın sağladığı nimetler temel olacak şekilde yer alır.

Yaradılışın Prensipi’ne göre, diriliş bünyesindeki ikinci işler prensip şudur. İnsanoğlunu yaratmak ve onlara Söz’ünü ulaştırmak, Tanrı’nın sorumluluğu idiyken, bu Söz’e inanıp, yaşayarak mükemmelliğe ulaşmak da insana düşen sorumluluk payı idi. Benzer şekilde, diriliş takdiri çalışması sürecinde de, ilahi iradenin yerine gelmesi için, Söz’ünü ve gerekli rehberliği ulaştırmak Tanrı’nın sorumluluk payı iken, insanlarınki de, bu Söz’e inanıp, onun gereklerini yerine getirmek yönünde olmalıdır.

Diriliş olgusunun üçüncü prensipine, ki bu aynı zamanda Yaradılışın da Prensipi’dir, göre, kişinin ruhu, ancak fizik benlik aracılığı ile mükemmelliğe doğru büyüyebilir. Aynı şekilde, diriliş takdiri sürecinde de, ruhun dirilişi, ancak yeryüzü yaşamı içerisindeyken mümkün olabilir.

Bir dördüncü diriliş prensipi ise, Yaradılışın Prensipi’ne göre, insan, mükemmelliğe, gelişim süreci içerisindeki birbirini izleyen üç farklı aşamadan geçerek ulaşmak durumunda olduğundan, düşmüş insanın diriliş takdirinin de onarım takdiri içerisinde üç çağ olarak ifade bulan birbirini izleyen üç aşama içerisinde tamamlanmak durumunda olmasıdır.

2.2 Yeryüzünde yaşayan insanlara yönelik diriliş takdiri çalışması

2.2.1 Diriliş için temel hazırlama takdiri.

Tanrı, Düşüş’ün hemen ertesinde, takdirsel onarım çalışmasını, kendine merkezlilikten uzaklaşan insanlığı diriltme adına, Adem’in ailesi bünyesinde başlatmış olmasına rağmen, bu takdirsel çalışma, her defasında, Tanrı’nın kendilerine güvenerek İradesi’ni yerine getirmede aracı olarak seçtiği kişilerin kendi sorumluluk paylarını gereği gibi yerine getirememiş olmalarından ötürü ertelenmek durumunda kaldı. Tanrı, Adem’in ailesinden iki bin Kutsal Kitap yılı sonra ise, bu kez İbrahim’i, iman babası olarak seçti ve onun kanalı ile de, İradesi gerçekleştirmiş oldu. Böylece, Adem’den İbrahim’e kadarki iki bin yıllık süre, Tanrı’nın diriliş takdiri çalışmasını daha sonraki dönemde başlatabileceği temelin oluşturulduğu süre oldu. O nedenle söz konusu bu dönemi, dirilişi başlatabilmek için temel oluşturma dönemi diye adlandırıyoruz.

2.2.2 Oluşum aşaması diriliş takdiri

İbrahim’den İsa’ya kadarki iki bin yıllık sürede, Tanrı, insanlarını oluşum aşamasındaki dirilişe ulaştırmaya çalıştı. O nedenle bu dönemi, oluşum aşaması diriliş takdiri dönemi diye adlandırıyoruz. Bu dönem içerisinde yeryüzünde yaşamış tüm insanlar, Tanrı’nın oluşum aşamasında diriliş çalışmasını temel alarak, çağın kazandırdığı lütuflardan yararlanma şansına sahip oldular. Tanrı, bu dönem içerisinde insanlarına, Eski Ahit Yasasını ulaştırdı. Ve insanlar da, bu yasaya inanıp, uygulamakla sorumluluk paylarını yerine getirmeleri oranında Tanrı önünde kabullenirlik gördüler. Dolayısı ile de bu çağ, çalışma ile temize çıkarma, doğrulanma çağı olarak adlandırıldı.

Günlük yaşamlarında Yasa’yı uygulayan bu dönem insanları, ruhen oluşum aşamasına diriltildiler ve böylece oluşum ruhları oldular. Yeryüzünde iken oluşum ruhları seviyesine ulaşabilmiş olanlar, fizik yaşamları sona erip, ruh dünyasına geçiş yaptıklarında oluşum ruh seviyesindeki ruhların yer aldığı sahada yaşamaya başladılar.

2.2.3 Gelişim aşaması diriliş takdiri

İsa’nın çarmıha gerilişi ile birlikte, o dönem için söz konusu olan diriliş takdirinin tamamlanması da, İsa’nın dönüşüne dek ertelenmek zorunda kaldı. O tarihten bugüne kadarki iki bin yıllık dönem, Tanrı’nın, insanlarını, ruhsal kurtuluş yolu ile gelişim aşamasına diriltme takdiri çalışmasını yürüttüğü, bir uzatma dönemi olageldi. O nedenle, bu dönemi, gelişim aşamasında diriliş takdiri dönemi diye adlandırmak mümkün. Bu çağ içerisinde yaşayan insanlar, Tanrı’nın gelişim aşaması diriliş çalışmasını temel aldıkları oranda bir dirilişe hak kazandılar. Bu dönem içerisinde yaşayan insanlardan Tanrı’nın ulaştırmış olduğu Yeni Ahit Söz’üne inanmaları ve böylelikle takdirsel onarım çalışmasında sorumluluklarını yerine getirerek Tanrı önünde onaylanmaları beklendiğinden, bu çağı, iman ile onaylanma çağı olarak adlandırıyoruz.

Bu dönem içinde yaşamış insanlar, yeryüzü yaşamları içerisinde iken kendilerine ulaştırılan Sevindirici Haber’e inanmakla ruhta dirilme şansına sahip oldular. Gelişim aşamasına dirilişleri ile de, yaşam ruhları olma özelliğine ulaştıklarından, öldüklerinde, ruh dünyasının yaşam ruhlarının yer aldığı sahası olan Cennet’te yaşamaya başladılar.

2.2.4 Tamamlanma aşaması diriliş takdiri

İnsanların, Mesih’in dönüşü ile, ruhsal ve fiziksel olarak diriltilerek, diriliş takdirinin tamamına ulaştırılacağı dönem, tamamlanma aşaması diriliş takdiri çağı diye adlandırılır. Bu dönem içerisinde yaşayan insanlar, Tanrı’nın tamamlanma aşaması diriliş çalışması temelinde, ulaşılan çağın nimetlerine sahip olmak durumundadırlar. Mesih, İkinci Gelişi’nde, hem Eski hem de Yeni Ahit Sözlerinin yerine geleceği yeni bir gerçeği ulaştıracağı için, ulaştıracağı gerçek Tamamlanmış Ahit olarak adlandırılabilir (Eskatoloji 5.1). İnsanlar, bu gerçeğe inanarak, henüz yeryüzünde iken Mesih’i izlemek ve onun rehberliğinde gerekli çalışmaları yapmak ve böylece de, takdir için gerekli sorumluluklarını yerine getirerek Tanrı önünde onaylanmak durumundadırlar.

O nedenle de bu çağ, bağlılık ile onaylanma çağı olarak adlandırılır. Bu dönem insanları, Mesih’e inanıp, hizmet ederek ve onun çalışmalarına kendilerini adayarak, ilahi ruhlar olabilecekleri bir seviyeye ulaşabilecekleri şekilde hem ruhsal hem fiziksel anlamlarda tam olarak diriltilmek ve de yeryüzündeki Kutsallığın Egemenliği Sahası’nın bireyleri olarak yaşamak durumundadırlar. Fizik bedenlerinden sıyrılıp, ruh dünyasına geçtiklerinde bu ruh seviyesindeki insanların ruhları, ruh dünyasının ilahi ruhlar sahası olan Kutsallığın Egemenliği Sahası’nda (Göklerin Krallığı) yaşamaya başlayacaktır.

2.2.5 Kutsallığın egemenlik sahası (Göklerin Krallığı) ve Cennet

Bazı Hıristiyanlar, Göklerin Krallığı ve Cennet kavramlarını, Prensip’in içeriğinden habersiz oldukları için, gereği gibi değerlendirememektedirler. İsa, yeryüzünde iken Mesih olarak misyonunu tamamlayabilse idi, Göklerin Krallığı da o dönem içerisinde yeryüzünde tesis edilmiş olabilecekti. Dolayısı ile yeryüzü yaşamlarını tamamlamış ve ilahi ruh seviyesine ulaşarak ruh dünyasına geçiş yapmış o dönem insanları, bu kez de ruh dünyasındaki Göklerin Krallığı sahasında ilahi ruhlar olarak yaşamlarını sonsuza dek sürdürebileceklerdi. Ancak, İsa çarmıh üzerinde ölmek zorunda kaldığı için, yeryüzünde Göklerin Krallığı’nın tesisi mümkün olmadı. Dolayısı ile de, dünya, ilahi ruh seviyesine ulaşmış hiç kimseyi görmedi. Ve yine hiç kimse, ilahi ruhların barınacağı saha olarak yaratılan ruh dünyasındaki Göklerin Krallığı Sahası’nın bireyleri olamadı. O nedenle, söz konusu bu saha, henüz boş ve tamamlanmamış olarak beklemektedir.

Durum böyleyken, İsa’nın, kendisine her inananın, Göklerin Krallığı’na girebileceğinden söz etmiş olmasının nedeni ne olabilir? Gerçekte, İsa’nın yeryüzüne geliş nedeni, Kutsallığın Egemenliği’ni tesis etmek idi. Ancak, insanların kendisine olan inançsızlıkları sonucu, İsa, bu idealini gerçekleştirme imkanı bulamadan çarmıh üzerinde ölmek zorunda kaldı. Dikkat edilirse, İsa, kendi sağında çarmıha gerilmiş olan bir hırsıza, o gün kendisi ile birlikte cennete gireceği sözünü verdi. (Luka 23:43). Çünkü bu hırsız herkeslerin İsa’yı terk ettiği bir zamanda, sonuna kadar ona inancını sürdürmeyi başaran yegane insan idi.

İsa, Mesihlik misyonundan beklentileri umudunu henüz tam olarak taşıdığı dönemlerde, insanlara, Göklerin Krallığı Sahası’na girebilecekleri şeklinde vaaz etmekte idi. Ancak çarmıh üzerinde son nefesini verme noktasında iken, dikkat edilirse kendisinin yanı başında çarmıha gerilmiş olan hırsıza ancak cennete girebileceği sözünü verebildi. Cennet, yeryüzü yaşamları içerisinde iken İsa’nın Mesihliğine inanarak yaşam ruh seviyesine çıkmış insanların, ruh dünyasına geçtiklerinde yaşayacakları yaşam sahasına verilen addır. Bu ruhlar, Göklerin Krallığı’nın açılabileceği şartlar oluşuncaya dek, cennette yaşamayı sürdüreceklerdir.

2.2.6 Son Günler’de yer alacak ruhsal fenomenler

Adem ve Havva, gelişim aşamasının üst basamağına eriştiklerinde düştüler. İnsanlık, şimdilerde, onarım takdiri kanalı ile, Eski ve Yeni Ahit Çağlarını aşarak, gelişim aşamasının bu basamağına ruhen onarılmak süreci içerisindedir. Son Günler, insanların, insanlığın ilk atalarının düşüşün hemen öncesinde ulaşmış oldukları ruhsal seviyeye ulaşma dönemidir. Adem ve Havva, Düşüş öncesinde Tanrı ile iletişim içerisinde olup, Onunla dolaysız konuşabilmiş olmaları gibi, bugün de pek çokları, ruh dünyası ile iletişim içerisine girebilmekteler. Son Günler’de “Ruhumdan sağanak gibi tüm insanlığa dökeceğim. Oğullarınızla kızlarınız peygamberlik edecekler, gençleriniz görümler, yaşlılarınız rüyalar görecekler.” şeklinde ifade edilen peygamberlik sözleri (Elçilerin İşleri 2.17), Prensip’te yer alan bu anlayış çerçevesinde açıklanabilir.

Son Günler’de pek çok kişi, “Rab sensin” şeklinde bir esin alabilir. Bu insanlar, ne yazık ki çoğu kez, kendilerini Mesih’in İkinci Gelişi gibi görme yanılgısına düşüp, izlemeleri gereken doğru yoldan sapabilirler. Bunun nedeni nedir?

Tanrı, insanları yarattıktan sonra, onlara, evren üzerinde egemen olma hakkını da verdi (Tekvin 1:28). Ancak düşüş nedeni ile insanlar bu kutsamayı yerine getiremediler. Tanrı merkezlilikten uzaklaşan insanlık, onarım takdiri çalışması ile gelişim sürecinin üst seviyesine ruhsal olarak onarıldığında, Adem ve Havva’nın Düşüş öncesinde sahip olduğu kalp seviyesinin benzerine de ulaşmış olacaktır. İşte tam bu noktada, Tanrı, bir takım insanlara, bir zamanlar insanları evren üzerinde egemen olacakları şekilde kutsadığı olgunluk seviyesine ulaşmış olmaları adına, Rab (Üstat) oldukları esinini verebilir.

Son Günler’de “Rab” ünvanını sadık inançları ile almaya hak kazanan inananlar, Vaftizci Yahya’nınkine benzer bir konum içersinde olacaklar ve Vaftizci Yahya’nın İsa’nın yolunu düzlemek (Yuhanna 1:23) gibi bir misyona sahip oluşu gibi, Mesih’in İkinci Gelişi’nin gerek duyacağı zeminlerin oluşumu için kendi belli sorumluluk alanlarında gereken hazırlıkları yapmakla yükümlü kılınacaklardır. Bu insanlar söz sahibi oldukları alanlarda, Rabbin temsilcileri olarak davranmak durumunda olacakları için, Tanrı, onlara da, Rab oldukları esinini verebilir.

Ruhsal iletişim kurma kutsamasına sahip olarak kendisinin Rab olduğu yönünde esin alan kişi, bu fenomeni, Prensip’in öğretisi çerçevesinde anlamaya çalışmalı ve yanlış değerlendirme yaparak kendini Mesih’in İkinci Gelişi gibi görme yanılgısına düşmemelidir. Aksi halde, kolaylıkla Mesih karşıtı (Anti-Christ) rolü içerisine girmesi işten bile değildir. Bu olasılık söz konusu olduğu için, Kutsal Kitap’ta, Son Günler’de, pek çok Mesih karşıtının ortaya çıkacağı yönünde peygamberliklerde bulunulmuştur (1. Yuhanna 2:18).

Ruhsal medyumlar, ruh dünyasının farklı seviyeleri ile iletişim içersine girmelerinden ötürü, aldıkları esinlerin farklılık göstermesi sonucu çoğu kez çelişkiye düşerek kendi aralarında çatışmalar yaşarlar (1. Korintoslular 15:41). Ruhsal olarak açık olan insanların, aynı ruh dünyası ile iletişim içerisinde olmakla beraber, içinde yaşadıkları şartlar ve konumlar farklılık gösterdiği ve de karakter, entelekt ve ruhsallıkları değişik seviyelerde bulunduğu için, ruh dünyası gerçeklerini de farklı şekillerde algılamaları gayet doğaldır. Aralarındaki çatışmalara yol açan da işte bu farklılıklardır.

Onarım takdiri çalışmasına katkıda bulunanlar, genelde, bu takdirsel planın yalnızca belli bir bölümünden sorumludurlar. Bu kişiler, yalnızca Tanrı ile olan dikey ilişkilerini göz önüne aldıklarında, ruhsal anlamda açık olan diğer insanlarla olan yatay ilişkilerinde aynı duyarlılığı gösteremeyebilirler. Bunun sonucu olarak da her biri, hizmet etmekte olduğu Tanrı İradesi’nin, diğer insanlarınkinden farklı olduğu gibi bir yanlış anlayışa yönelebileceğinden, bu durum, kendi aralarında çatışmalara yol açabilir. Dahası kendilerinin seçilmiş kişi olduğu yönünde aldıkları esinlere dayanmaları ile de bu yöndeki saldırganlıkları daha ileri boyutlara da taşabilir. Oysa ki Tanrı’nın onları, bu şekilde teşvik etmesinin nedeni, genel takdir planının tam başarıya ulaşması açısından, her birinin, yükümlü kılındıkları belli misyonları en iyi şekilde yerine getirmeleri için gerekli ruhsal ateşi oluşturma adınadır. Tanrı’nın bu yönde esinler vermesinin bir diğer nedeni de, her birisinin, söz konusu misyon için, gerçekte, en uygun kişiler olmalarıdır.

Bunun yanısıra, inanç sahibi insanlar, ruhsal duyularında açılıp, Adem ve Havva’nın düşüşleri öncesindeki kalp seviyesine ulaştıklarında, Adem ve Havva’nın üstesinden gelmeyi başaramadıkları sınavın benzerine yakın durumlarla karşı karşıya da kalabilirler. Gereği gibi dikkatli davranmadıklarında, bu kişilerin tıpkı Adem ve Havva gibi Düşüş yaşamaları işten bile değildir. Ancak Prensip’in derinliğini anlamadan böylesi bir sınamanın üstesinden gelebilmek son derece de güçtür. Nitekim, değerli pek çok inanç adamının, yıllar süren bağlılık ve uygulamalar ile oluşturdukları ruhsal başarı zeminlerini bir anda sıfırlayacak bu tip bir ilişki zemini içerisine girerek bu sınanmadan ne yazık ki başarısız çıktıklarına sıklıkla tanık olmaktayız.

Ruhsal olarak ödüllendirilmiş insanların bu tip sorunların üstesinden gelebilmeleri nasıl mümkün olabilir? Tanrı, onarım takdiri çalışmasını en kısa sürede sonuca ulaştırmak için, sayısız bireye farklı farklı misyonlar vererek her biri ile bağımsız bir şekilde iletişim içersine girer. Bu anlamda, ruhsal anlamda açık olan bu kişiler arasında çatışmaların ortaya çıkması neredeyse kaçınılmazdır. Ne var ki, tarihin sonunda, Tanrı, yeni gerçeğini esinleyerek, farklı arka planlardan gelen ve her biri kendi bünyesinde kendine özgü misyonlara sahip olan tüm bu kişilerin, sonuçta bütünün ortak yararına hizmet etmek ve de Tanrı’nın yegane amacının yerine gelmesinde aracı olmak üzere güvenildikleri anlayışına ulaşmalarına yardımcı olacaktır. Bu yeni gerçek, insanların, birbirleri ile işbirliği içerisine girmelerine ve onarım takdiri çalışmasını sonuca ulaştırma gibi daha büyük bir amaç adına uyum içersinde bir arada çalışmalarına önayak olacaktır.

Bu dönem içerisinde, ruhsal anlamda ödüllü tüm bu insanlar, yalnızca kendilerinin Tanrı İradesi’ne hizmet ettikleri gibi inatçı yaklaşımlardan sıyrılmalı ve sahip oldukları pozisyonu ve takdirsel misyonlarının gerçek tabiatını daha iyi anlamalarına yardımcı olacak gerçeğin, daha kapsamlı ve anlaşılır sözlerini arayıp, bulmalıdırlar. Ancak o noktada, geçmişteki yatay ilişki zeminlerinde ortaya çıkan çatışmalardan çıkış bulan çelişkinin üstesinden gelmeleri mümkün olabilir. Ve yine ancak o zaman, her biri, bireysel iman yaşamlarını sonuca ulaştırıp, emeklerinin karşılığını alabilecekleri gerçek sonuçlara ulaşabilir.

2.2.7 İlk Diriliş

Kutsal Kitap’ta, “ilk diriliş” olarak sözü edilen olay, takdirsel tarih içerisinde onarımın ilk kez olacak şekilde tamamlanmasına işaret etmektedir. Bu, Mesih’in İkinci Gelişi’nde yerine gelecek bir olgudur. Mesih pozisyonunda gelecek kişi, oluşan temeller üzerinde, insanların asal günahlarından arınarak, her birinin yaradılış amaçlarını yerine getirebilecekleri şekilde gerçek asal benliklerine ulaşmalarında yardımcı olacaktır.

Mesih’e inananların tümünün amacı, ilk dirilişten pay almak olmakla beraber, bunu almaya gerçekten hak kazanacak olanlar, Mesih’in İkinci Gelişi’ne inanıp, Onu izleyenler ve dünya çapında bedel şartlarının oluşmasında ve de onarım takdiri çalışmasının sonuca ulaştırılmasında katkıda bulunanlar olacaktır. Bu süreç içersinde, ilk olarak bu kişiler asal günahtan arındırılacaklar ve ilahi ruh seviyesine ulaşarak yaradılış amaçlarını tamamlayacaklardır.

İkinci olarak, Kutsal Kitap’ta sözü edilen 144.000 kişinin ne anlama geldiğine bir göz atalım. (Vahiy 14:1-4, 7:4).

Onarım takdiri çalışmasının sonuca ulaştırılabilmesi için, İkinci Gelişi’nde, Mesih’in, geçmiş zamanlardaki merkezi figürlerin, Tanrı’nın iradesini yerine getirme yönündeki tüm çabalarına karşın, sorumluluklarını gereği gibi yerine getirmediklerinde Şeytan’ın müdahalesine maruz kalmaları olgusunu, gereken bedelleri ödeyerek onarıp, yarım kalan misyonları tamamlayacak belli sayıda insanı bulması gerekmektedir. Mesih, kendi yaşam süresi içerisinde bu insanları bulup, Şeytan’ın dünyası üzerinde zafer kazanacağı temeli oluşturmak durumundadır. Mesih’in, İkinci Gelişi’nde, bu görevi yerine getirmek üzere ilk etapta oluşturması gereken bu kutsal insanların sayısı 144.000’dir.

Tanrı, onarım takdiri süreci içerisinde, Yakup’u, on iki çocuğu ile birlikte aile seviyesinde onarımı gerçekleştirmek üzere görevlendirdi. Musa’ya gelince, o da, yön verdiği on iki kavim çerçevesinde millet seviyesindeki onarımdan sorumlu oldu. Eğer bu on iki kavim, kendileri ölçü olmak üzere çoğalmak durumunda olsalar idi, toplam sayıları 144 olacaktı. Dünya seviyesinde onarımı sağlama misyonu ile gelen İsa, 144 sayısını, gerekli bedelleri ödeyerek hem ruhsal hem fiziksel anlamlarda onarmak için, on iki havarisini (öğrenci) seçti. Ancak, çarmıha gerilmesi yüzünden, bu temel yalnızca ruhsal anlamda onarılmış oldu. Yakup, Şeytan tarafından sahiplenen Nuh’tan sonraki on iki neslin dikey anlamdaki misyon sürecini kendi yaşam süresi içersinde gereken bedelleri ödeyerek onarma adına on iki oğul sahibi oldu (Dönemler 2.2). Aynı şekilde, Mesih de, İkinci Gelişi’nde, 144 kavmin ruhsal standardını yerleştiren Mesih’in İlk Gelişi’nden bu yanaki uzun takdirsel süreci, kendi yaşam süresi içerisinde, ruhsal ve fiziksel anlamlarda gereken bedelleri ödeyerek onarmakla yükümlüdür. Bunu başarmak için ise, 144 sayısına eşdeğer gerekli inanan sayısına ulaşması gerekmektedir.

2.3 Ruhların diriliş takdiri

2.3.1 Dönüşümlü dirilişin amacı ve yöntemi

Yaradılışın Prensipi’ne göre, insan ruhunun gelişimi için iki yönlü beslenmeye ihtiyaç vardır. Tanrı’dan alınan yaşam unsurları ile fiziksel benlik bünyesinde yer alan verme-alma hareketleri (ön koşulsuz paylaşım) ile kazanılan canlılık unsurları. Ruhların, fiziksel benlikleri olmadan ne gelişmeleri ne de dirilişleri söz konusu olabilir. Dolayısı ile, yeryüzü yaşamları süresince mükemmelliğe ulaşmadan ölen kişilerin ruhlarının dirilişleri, ancak, yeryüzüne geri dönüp, halen yeryüzünde yaşamlarını sürdüren kişiler ile işbirliği içersine girerek yarım kalmış sorumluluklarını tamamlamaları yolu ile mümkündür. Ruhlar, yeryüzünde fizik yaşamlarını sürdüren inançlı insanların yaşam misyonlarını tamamlamalarına yardımcı olmakla kendi misyonlarını da yerine getirmiş olurlar. Son Günler’de Rabbin, “ kutsal on binleriyle” (Yahuda 14) geleceğinin anlamına bu anlayış içerisinde varabilmek mümkün. Bu süreci, dönüşümlü diriliş diye adlandırıyoruz.

Ruhların, yeryüzündeki insanların, Tanrı’nın İradesi’ni yerine getirmelerine katkıları şu şekilde olmaktadır: İnsanlar, dua veya diğer ruhsal pratikler kanalı ile ruhları algılayabilecek frekansa ulaştıklarında, ruhlar, bu kişilerin ruh benlikleri ile ortak bir zemin oluşturmak üzere onlarla iletişim içersine girip, birlikte çalışmaya başlarlar. Ruhların bu çalışmaları değişik şekillerde yer alabilir. Örneğin, fizik yaşamları içerisindeki insanların ruhlarını ateşleyerek, hastalıkları iyileştirme gücünü kazandırabilirler. Ya da insanların trans durumuna geçerek ruh dünyası gerçeklerine aşina olmalarına imkan sağlayabilirler. Yine insanlara çeşitli esinler verme ve gelecek hakkında peygamberlikler yapabilme ve de ruha çok derin ilhamlar edinme yeteneğini kazandırabilirler. Ruhlar, bu ve buna benzer şekillerde, Kutsal Ruh adına çalışarak, yeryüzünde yaşayan insanların, Tanrı’nın İradesi’ni tamamlamalarında yönlendirici olurlar.

2.3.2 (takdirsel anlamda aynı merkezi misyona sahip olmaları yönü ile) İsrailoğulları ve Hıristiyanların ruhlarının dönüşümlü dirilişi

2.3.2.1 Gelişim aşamasındaki dönüşümlü diriliş

Musa Yasalarını gözeten ve Eski Ahit döneminde yeryüzünde yaşarken Tanrı’ya samimiyetle tapan insanların ruhları, ruh dünyasındaki yaşamlarına oluşum ruh seviyesinde başladılar. Söz konusu bu ruhlar, İsa’nın gelişi sonrasında, yeryüzüne dönerek inançlı insanların Tanrı’nın iradesi yönünde hareket etmelerine önayak oldular. İnsanlara, yaşam ruh seviyesine ulaşmaları yönünde bu şekilde yardımcı olmakla, bu ruhların kendileri de yaşam ruhları olma ayrıcalığına kavuşup Cennete girmeye hak kazandılar. Bu takdirsel gelişmeyi, gelişim aşamasında dönüşümlü diriliş diye adlandırıyoruz.

Bu konuyla ilgili birkaç Kutsal Kitap örneğine göz atmakta fayda var: İlya peygamberin ruhunun, İsa ve öğrencilerine görünmesi, (Matta 17:3), İlya’nın ruh dünyasında yaşamaya devam ettiğinin açık bir kanıtı idi. Bununla beraber, İsa’nın, halen yeryüzünde yaşıyor olan Vaftizci Yahya’yı İlya diye tanımlaması, Yahya’nın, bedeni aracılığı ile, ortak misyonları çerçevesinde, İlya’nın yarım kalmış misyonunu tamamlamasına aracı olması durumuna dayanmakta idi. (Matta 17:12-13). Bu, İlya’nın dönüşümlü dirilişi idi.

Kutsal Kitap’ta, İsa çarmıh üzerinde öldüğünde, pek çok kutsalın bedenlerinin mezarlarından çıktığı ifadesi yer alır (Matta 27:52). Kuşkusuz, söz konusu olan, bu kutsal yaşamlıların çürümüş fizik bedenlerinin yeniden eski hallerine dönüşerek fizik anlamda dirilişleri değildi. Burada anlatılmak istenen, tam da dönüşümlü diriliş prensipine uygun bir ruhsal fenomenin gerçekleşişi idi. Olay, inançlı Yahudi kutsallarının, ruh dünyasının oluşum ruh seviyesinde yer alan ruhlarının yeryüzüne inerek, İsa’nın çarmıh üzerinde ödemiş olduğu bedelden yararlanmak için, inançlı insanları İsa’ya yönlendirmeye ve böylelikle o kişilerin yaşam ruh seviyesine geçmeye hak kazanmalarına yardımcı olmaları idi. Yeryüzünde yaşayan insanları buna yöneltmekle, oluşum ruh seviyesinde bulunan bu ruhların kendileri de, yaşam ruhu seviyesine yükselme şansına sahip olacaklardı.

Kaldı ki, sözü edilen kutsalların bedenleri gerçekten de fizik anlamda mezarlarından çıkmış olsalar idi, İsa’nın Mesih olduğuna açık bir şekilde tanıklık edeceklerinden insanların da, çok iyi bildikleri ve güvendikleri bu kutsalların tanıklıkları ile İsa’ya inanmamaya devam etmeleri diye bir şey asla söz konusu olabilir miydi? Dahası bu kutsalların tanıklıkları ve yaptıkları işlere Kutsal Kitap kayıtlarında yer verilmez miydi? Oysa ki, söz konusu edilen yalnızca bu kutsalların mezarlarından dirildiği yönündeki çok genel bir ifadedir. Dönüşümlü diriliş prensipini anlayan kişi için, bu olay, yalnızca ruhsal duyuları açık olan belli sayıda inançlı kişi tarafından algılanabilen bir ruhsal fenomenin gerçekleşişi idi.

Öte yandan, İsa’nın haç bedeline inanma şartı ile açık olan Cennet ile kıyaslandığında, Eski Ahit kutsallarının kalmakta oldukları ruh dünyasındaki seviye, nispeten karanlık ve daha az iyi şartlara sahip olduğu için de, “mezar” diye adlandırılmış idi.

2.3.2.2 Dönüşümlü dirilişin tamamlanma aşaması

Yeni Ahit Dönemi’nde, yeryüzünde yaşıyorlar iken İsa’ya inanan kişilerin ruhları, yaşam ruh seviyesine ulaşıp, ölümleri sonrasında Cennet’e girmeye hak kazandılar. Mesih’in İkinci Gelişi‘nde, bu ruhlar, yeryüzüne dönerek, inançlı insanların, Mesih’i kabullenmelerine yardımcı olmak üzere ruhsal yönlendirmelerini yerine getireceklerdir. Yeryüzünde yaşayan insanların ilahi ruh seviyesine çıkmalarına yardımcı olmakla, bu ruhların kendileri de, aynı ayrıcalığa sahip olup, ilahi ruh seviyesine ulaşabileceklerdir. Öyle ki, yeryüzünde yaşamları sona eren bu yeryüzü kutsallarının ruh dünyasına geçiş yapıp, Tanrı’nın Kutsal Egemenlik Sahası’nda (Göklerin Krallığı) yaşamaya başlamaları ile birlikte de, onların o noktaya ulaşmalarında katkısı olan yaşam ruhu seviyesindeki ruhlar da, ruhen dirilerek, aynı saha içerisinde yaşamlarını sürdürmeye hak kazanacaklardır.

Bu plan içerisinde, yalnızca ruhlar, yeryüzündeki insanlara yardımcı olmuyor, yeryüzünde yaşayan insanlar da, işlevleri ile bu ruhların dirilişlerine katkıda bulunabiliyorlar.

Gelin şimdi aşağıdaki ayete bu anlayış temelinde açıklık kazandırmaya çalışalım: Ve onların hepsi (Eski Ahit Dönemi kutsalları), iman vasıtası ile tanıklık olunduğu halde, vaade nail olmadılar (Göklerin Krallığı’na girmelerine izin verilmedi). Çünkü biz olmadan onlar (ruhlar), kemale ermesinler (Göklerin Krallığı’nın sakinleri olmasınlar) diye, Allah bizim hakkımızda daha iyi bir şey hazırlamıştır (Göklerin Krallığı). (İbranilere 11:39-40) Bu sözlerde, tam da sözünü ettiğimiz dönüşümlü diriliş kuralına uygun prensipin işlerliğine tanık olmaktayız. Ruh dünyasına henüz mükemmel olmadan geçiş yapmış olan ruhların, yeryüzündeki insanlar ile işbirliğine girmeden mükemmelliğe ulaşmaları mümkün değildir. “Doğrusu size derim ki, yeryüzünde her ne bağlarsanız, gökyüzünde de bağlanmış olacak, yeryüzünde her ne çözerseniz, gökyüzünde de çözülmüş olacaktır.” (Matta 18.18) sözlerinden de anlaşılacağı gibi, yeryüzünde yaşayan inananlar, öncelikle bağlı olanı çözmedikçe, ruhların da kendilerinde bağlı olanı çözmeleri söz konusu olamaz.

Ruhların dirilişleri ancak, yeryüzünde yaşamlarını sürdüren inananları yönlendirecek şekilde bir işbirliğine girmeleri ile mümkün olacağı için, İsa, bu prensipin işlerliğine istinaden, yeryüzünde yaşayan inananları temsilen Petrus’a Göklerin Krallığı’nın anahtarlarını, yeryüzündeki Göklerin Krallığı’nın kapılarını açması üzere verdi (Matta 16:19).

2.3.3 Cennet dışında yaşayan ruhların dönüşümlü dirilişleri

Her birinin dönüşümlü diriliş hakkına sahip olma yolları saklı olmak üzere Cennet dışında yaşayan farklı farklı ruh grupları yer almaktadır. İlk olarak, yeryüzü yaşamları içerisinde iken, takdirsel onarım planı içerisinde merkezi öneme sahip Hıristiyanlıktan başka dinlere inanan ruhların dönüşümlü diriliş olaylarını ele alalım. İki insan, belli bir amaç uğruna işbirliğine girmeden önce, nasıl birbirleri ile ortak bir zemin oluşturmak durumunda iseler, yeryüzünde yaşayan insanlar ile ruhların da, takdirsel çerçevede bir amaca ulaşabilmeleri için, öncelikle, ortak bir zemin oluşturmaları gerekir. O nedenle, dirilişi için yeryüzüne dönüş yapmak isteyen ruh da, yeryüzünde, fizik yaşamı içerisinde iken inandığı inanç birimini paylaşan bir partner bulma arayışına girer. Böylece, ruh, seçmiş olduğu kişinin ruh birimi ile iletişime geçerek onu söz konusu amaca doğru yönlendirmeye başlar. Aracı aldığı kişi, onarım takdiri amacını ruhun yönlendirmesi ile yerine getirdiğinde, hem ruh, hem de birlikte çalıştığı yeryüzünde yaşayan kişi aynı haklara sahip olmuş olurlar.

İkinci olarak, yeryüzü yaşamları içerisinde iken, hiçbir din birimine bağlı olmamakla beraber, vicdanlı bir yaşam sürdürmeyi başarmış kişilerin ruhlarının dönüşümlü diriliş olayının nasıl yer aldığına bir göz atalım. Düşmüş insanlık bünyesinde, asal günah olgusunu kökünden atabilmiş kimse olmadığı için, mükemmel iyilik olgusunu barındırabilen tek bir kişi bile söz konusu değildir. Dolayısı ile, bir ruhu iyi diye tanımladığımızda, kötü bir ruhla kıyaslandığında nispeten daha iyi olan bir ruh oluşunu kast etmekteyiz. Söz konusu bu iyi ruhlar, yeryüzündeki iyi insanlarla iletişim ve işbirliği içerisine girerek Tanrı’nın onarım takdiri çalışmasının tamamlanmasında katkıda bulunurlar. Bu süreç içerisinde, ruhlar da, yardımcı oldukları insanlarla aynı haklara sahip olmuş olurlar.

Üçüncü olarak, kötü ruhların dönüşümlü diriliş olgularının nasıl yer aldığına bir göz atalım. Kutsal Kitap’ta, “lanetlilerin”, sonsuz ateşe mahkum İblis ve meleklerinin yanına gideceği şeklinde bir ifade yer alır. (Matta 25:41). “Melekleri” ifadesi, burada, Şeytan’ın otoritesi altında yaşayıp, çalışan kötü ruhlara işaret etmektedir. Özellikleri ve kimlikleri tam bir açıklığa kavuşmamış ve hayalet olarak adlandırılan varlıklar, düşük seviyeli ruhlardan başkası değildirler. Bununla beraber, kötü ruhlar diye adlandırdığımız bu düşük seviyeli ruhların bile, yeryüzüne dönerek, içinde yaşanılan çağın sağlamış olduğu ruhsal temellerin nimetlerinden yararlanma yolları açıktır.

Ancak, kötü ruhların çalışmaları, dönüşümlü dirilişin sağlayacağı faydalar açısından her zaman beklenen sonucu getirmeyebilir. Böylesi bir faydaya sahip olabilmeleri için, bu ruhların, yeryüzünde yaşamakta olan insanları, güç durumlar içerisine itip, geçmişte yapmış oldukları hataların bedellerinin ödenebileceği şartları oluşturarak Tanrı’nın onları günahlarından arındırma yönünde yaşamış olduğu hayal kırıklıklarını da onaracak şekilde çalışmaları gerekir. Bu noktada sorulacak soru, kötü ruhların, hangi çerçevede kutsallığın tesisi adına yargılayıcı rolde bulunabileceklerine açıklık kazandırmaktır.

Şöyle bir örnekle konuya açıklık kazandıralım: Farzedin ki, yeryüzünde, çağın sağladığı gelişim ve nimetler temeli üzerinde, içinde bulunduğu ruh seviyesi sahasından daha yüksek bir diriliş sahasına geçiş yapmak üzere olan bir insan yaşamakta. Bu insanın böyle bir geçişi yapabilmesi, ancak geçmişin günahlarının bedelinin ödenebileceği bedel ödeme şartlarını yerine getirmesinden sonra mümkün olabilir. Diyelim ki, kişi, aile seviyesinden klan seviyesine geçiş yapacak, bu durumda da kişi, hem kendi hem de bağlı bulunduğu klanın atalarının günahları adına sorumluluk üstlenerek, günahların bedelini ödemek durumundadır. O noktada, göksel prensipler, düşük seviyeli ruhların, söz konusu kişiye eziyet etmelerine göz yumarak, geçmişin günahlarının bedelinin bu şekilde ödenmesine önayak olurlar. Eğer kişi, düşük seviyeli ruhların neden olduğu acılara dayanıp, oluşabilecek negatif duygularının üstesinden gelmeyi başarırsa, bir bedel şartı olarak kabul edilen bunu yerine getirmekle, geçmişin günahlarının bedelini başarıyla ödemiş olur ve böylelikle, bir üst nitelikli ruh seviyesi olan klan seviyesine geçişini yapar. Bu başarı noktasına ulaşmasında dolaylı da olsa katkıları olan düşük seviyeli ruhlar da böylece, belli bir ruhsal dirilişe ulaşmaya hak kazanırlar. Çağın sağladığı gelişim ve ruhsal nimetler temelinde, onarım takdiri çalışması da, etki ve fayda sahasını aile seviyesinden klan, millet ve dünya seviyelerine genişletir. İnsanlığın daha yüksek bir ruhsal anlayış seviyesine her yükselme dönemi öncesinde, bu konudaki ilahi takdirin gerçekleşmesinde merkezi rol üstlenen kişinin, kendisinin veya atalarının işlemiş oldukları günahları telafi edecek bir bedel şartını yerine getirmesi gerekir.

Düşük seviyeli ruhlar iki şekilde, yeryüzünde yaşayan insanın günahının bedelini ödeyebilmesinde yardımcı olurlar: İlkinde ruh, söz konusu insan için, direkt etkisi olacak şekilde belli bir sorun yaratır.

İkincisinde ise, düşük seviyeli ruh, bedel ödemesi söz konusu olan insanın yükümlü olduğu suçun benzerini işlemek üzere olan ve yine yeryüzünde yaşıyor olan bir başka kişinin ruh benliğini etki altına alıp, bu kişi kanalı ile diğerine tacizde bulunur.

Bu her iki durumda da, yeryüzünde yaşayan ve bu tacizlere muhatap olan insan, düşük seviyeli ruhların yol açtığı zararları teşekkür ile karşılayıp, her şeye rağmen isyan etmeksizin söz konusu zorluk ya da acılara dayanmayı başardığında, kendisinin ve atalarının günah yükünden arınacağı bedel şartını da oluşturmuş olur. Yükümlü olduğu günahlardan bir kez arındığında, yeni dönem içerisinde mümkün olan ve kendisinin yararına olacak bir üst seviyeye geçiş yapar. Düşük seviyeli ruhların çalışmaları bu şekilde, Kutsallık adına, kişinin günahları açısından yargı görevini yerine getirirler. Bu çalışmaları sonunda, bu ruhların kendileri de, muhatap aldıkları yeryüzündeki insanların elde ettikleri başarı oranında bir yükselme göstererek, bir üst seviyeli yarar sahasına geçiş yaparlar.

2.4 Dönüşümlü diriliş prensipi ışığı altında reenkarnasyon teorisinin incelenmesi

Tanrı, onarım takdiri çalışmasını tamamına erdirme sürecinde, pek çok insana ulaşarak her birini kendi koşullarına uygun değişik misyonlar çerçevesinde görevlendirir. Bu bireyler, tarihin uzun akışı içerisinde, kendileri için belirlenmiş belli misyonları, benzer karakter ve şartlara sahip diğer bireylere, söz konusu misyonun her bir dönem için söz konusu gerekliliklerini yerine getirip, sonuca ulaştıracak şekilde, aşamalı bir şekilde aktarırlar.

Onarım takdiri çalışması, bireyden başlayıp, aile, millet ve dünya seviyelerine dek genişleyerek en sonunda göğün ve yerin onarımının sağlanmasına yöneliktir. Her bir birey için söz konusu olan misyon, büyük bütünün küçük bir parçası olabilmekle beraber, açılımı da aynı yönteme göre olur. Her misyon, birey seviyesinde başlayıp, çerçevesini, aile, millet ve dünya seviyelerine genişletir. Kutsal Kitap’tan bir örnek vermek gerekirse, birey ve aile seviyelerini onarmak üzere İbrahim ile başlayan misyon, milletsel seviyeyi onarmakla yükümlü Musa’ya, daha sonra da dünya seviyesindeki onarımı sağlamak üzere İsa’ya geçti.

Yeryüzü yaşamları içerisinde iken misyonlarını tamamlayamayan ruhlar, aynı tip misyonu paylaşan ve yeryüzünde halen yaşıyor olan kişilere dönmek durumundadırlar. Bir ruh, yeryüzü yaşamı içerisindeki bir insanın, Tanrı’nın İradesi’ni gerçekleştirmesine önayak olduğunda, söz konusu kişi, yalnızca kendi misyonunu tamamlamakla kalmaz fakat kendisini yönlendiren ruhun misyonunun da tamamlanmasına aracı olur. Dolayısı ile, misyon bağlamında, insanın fiziksel benliği, ruhun da misyonunu tamamlayabileceği bir fiziksel benlik işlevini de yerine getirmiş olur. Bu anlamda kişi, söz konusu ruhun, ikinci gelişi diye yorumlanabilir, o nedenle de bazen kendisini yönlendiren ruhun adı ile çağrılıp, o ruhun reenkarnasyonu diye de algılanabilir.

Örneğin, Vaftizci Yahya, İlya’nın yeryüzü yaşamı içerisinde iken yarım bırakmış olduğu misyonu tamamlamak durumundaki kişi olarak misyonunun gereklerini yerine getirirken İlya’nın yönlendirmelerini aldığı için ve de bedeni, İlya’nın misyonunu tamamlaması için bir araç oluşturduğu için İsa tarafından “İlya” diye nitelendirildi (Diriliş 2.3.2.1).

Son Günler’de, yeryüzünde yaşamlarını sürdürmekte olan bir takım kişiler, dünya genelinde misyonlar yerine getirmek üzere görevlendirilirler. Bunlar, aynı misyon çerçevesi içerisinde geçmişte yer alan tüm ruhların sorumluluklarını devralarak tamamlamak durumundadırlar. Bu ruhlar, söz konusu bu kişilere inerek kendi tamamlanamamış işlerinin sonuca ulaştırılmasında yönlendirici rol oynarlar. Yeryüzünde yaşamakta olan insanlar, bir anlamda bu rehber ruhların ikinci gelişleri oldukları için, kişiler kendilerini, onların reenkarnasyonu diye düşünebilirler. İşte, Son Günler’de, bazı kişilerin kendilerini İsa’nın, Maitreya Buda’nın, Konfüçyus’un, Zeytin Ağacı’nın ya da Yaşam Ağacı’nın ikinci gelişleri diye ilan etmelerinin ardında bu gerçek yatmaktadır. Dönüşümlü diriliş prensipi temeli bulunmayan Hindu ve Budist anlayışları, bu dışsal fenomenleri, reenkarnasyon doktrini ile yorumlama yanılgısına düşmektedirler.