Konu 6. Tanrı’nın, İnsanlığın İlk Atalarının Düşüşlerine Müdahale Etmeme Nedeni
Her şeyleri önceden bilen, her şeyleri yapmaya gücü yeterli Tanrı, kuşkusuz, insanlığın ilk atalarını düşüşlerine götürmek üzere olan davranışların farkında idi ve yine kuşkusuz, onları bu yöne sürüklenmekten alıkoyacak yeterliliğe de sahip bulunmakta idi. Ama buna rağmen, yine de Tanrı, olayların bilinen noktasına gelmesine her nedense seyirci kaldı. Bu çok önemli ve sonuçları hayati anlamda değişikliklere yol açan konu, çağlardır tam anlamı ile doyurucu bir açıklamaya kavuşmaksızın bugüne dek adeta bir sır olarak kaldı. Şimdi, dilerseniz Tanrı’nın insanın Düşüşü’ne, hangi gerekçelerden ötürü istese de müdahale edemediğini birlikte inceleyelim.
6.1 Yaradılışın prensipinin mutlaklık ve mükemmelliğini korumak için
Yaradılış Prensipi’ne göre, Tanrı, insanları, kendisinin insanları yönettiği gibi insanların da yaradılış bünyesindeki diğer birimleri yönetebilecekleri Yaratıcılık karakter ve güçlerine sahip olarak, kendi suretinde (benzeyiş-imaj) yarattı. Ancak, insanların, Tanrı’daki yaratıcılık tabiatını miras alabilmeleri için, kendi sorumluluk paylarını yerine getirerek mükemmelliğe ulaşacak şekilde büyümeleri gerekmekte idi. Daha önce de açıklandığı gibi, gelişimlerinin tamamlanacağı söz konusu bu olgunlaşma süreci, Tanrı’nın dolaylı egemenlik sahası ya da bir diğer adı ile, Prensip kanalı ile ulaşılacak başarıları temel alan egemenlik sahası idi. Henüz bu saha içerisinde bulundukları süre içerisinde, Tanrı, insanlarını, onların kendi sorumluluk paylarını tamamlayarak gelişimlerine imkan sağlamak için, direkt olarak yönetmez. Tanrı, onlarla ancak tam bir olgunluğa erişip, kendisini tam olarak yansıtmaya başlamaları sonrasında direkt bir ilişki içerisine girebilir.
Eğer Tanrı, gelişim süreçleri içerisinde iken, insan davranışlarına müdahale ediyor olsa idi, bu, Onun, insani sorumluluk payını yok sayması olurdu ki, bu da, Tanrı’nın, insanlara kendi yaratıcı tabiatını aktarmak ve onları yaradılış dünyasının efendileri kılmak olarak belirlediği kendi Yaradılış Prensipi’ne ters düşmesi anlamına gelirdi. Prensip’in, yegane belirleyicisi Tanrı tarafından ihlal edileceği noktada da, Prensip’in mutlaklık ve mükemmelliğinden söz etmek bir daha asla mümkün olmazdı. Tanrı’nın kendisinin mutlak ve mükemmel bir varlık olması yönü ile, belirlemiş olduğu Prensip de mutlak ve mükemmel olmak durumundadır. Kısacası Tanrı, Yaradılış Prensipi’nin mutlaklık ve mükemmelliğine gölge düşürmemek adına, insanlarını düşüşe götüren süreçteki davranışlarına müdahale edemedi.
6.2 Yaratıcı olma özelliğinin yalnızca Tanrı’ya mahsus olduğu gerçeğinin korunması için
Tanrı, Prensip Tanrısı olması dolayısı ile yalnızca, prensipe uygun olarak yarattığı varlıklar üzerinde egemenliğini sürdürür ve yine prensip içerisinde yer alan davranışların sürecinde belirleyici olabilir. Tanrı, ne cehennem gibi kendisinin yaratmamış olduğu prensip dışı oluşumları düzenler ne de, suçlar gibi prensip dışı davranışlara müdahale eder. Tanrı’nın bu tip varlık ve oluşumları etkileme yoluna gittiği noktada, söz konusu bu oluşumların, Tanrı’nın kendisinin yarattıklarının değerine sahip olup, prensipe uygunmuş gibi kabul edilmeleri sonucu gündeme gelirdi.
Dolayısı ile, eğer Tanrı, insanlığın ilk ebeveynlerinin Düşüşlerine müdahale etmiş olsa idi, bu, Onun bu oluşumlara, Kendisinin yaratmış olduğu diğer şeylerin değerini kazandırması ve kabullenmesi anlamına gelirdi ki, bu da Tanrı’nın, bu oluşumların yani suçların kabul gördüğü yeni bir prensipi yaratması demek olurdu. Böyle bir durumda da, bu oluşumların gündeme gelişlerinin gerisindeki güç Şeytan olduğu için de, bu yeni prensibin yaratıcısı Şeytan olacağından, Düşüş sonrasındaki tüm ürünlerin yaratıcısı konumunu da o gasp etmiş olurdu. Böyle bir şeye açık kapı bırakması asla söz konusu olmayan Tanrı, tek Yaratıcı sıfatını koruma adına, insanın Düşüşü’ne müdahale edemedi.
6.3 İnsanları yaradılışın öznesi (efendisi) kılmak için
Tanrı insanları yarattı ve yaradılıştaki her şeyin üzerinde egemen olmaları kutsamasını verdi (Tekvin 1:28). Böyle bir ayrıcalık tanınan insanların, diğer varlıklarla aynı seviyede bulunarak onlara egemen olmaları diye bir şey söz konusu olamaz. Bu ayrıcalığı hak etmeleri için, diğer varlıklardan farklı olarak, belli nitelikleri kazanmaları, sahip kılındıkları bu ayrıcalığı hak etmeleri gerekir.
Tanrı insanlarını yönetmeye yeterlidir çünkü onları Yaratan kendisidir. Aynı şekilde, insanların da diğer varlıklar üzerinde egemen olabilmeleri için Yaratıcı’nın karakter ve güçlerini miras alabilecek niteliklere sahip olmaları gerekir. Tanrı, insanlara yaratıcılık özelliğini kazandırmak ve diğer tüm varlıklar üzerinde yönetme hakkını elde edebilmelerine imkan sağlamak için, gelişim süreçlerinin sonuna dek, insanlarının belli bir sorumluluk payını yerine getirerek mükemmelleşmelerini bekler. İnsanlar, Prensip’e uygun bir şekilde kendilerini mükemmelleştirdiklerinde ancak, evreni yönetebilecek niteliklere de sahip olabilirler.
Dolayısı ile Tanrı, henüz olgunluğa ulaşmamış insanlarını dolaysız yönetip yaşamlarını kontrol etse idi, bu, yönetme hakkını hak etmemiş birimlere, yönetim hakkını vermek yani, kendi sorumluluklarını yerine getirmemiş dolayısı ile Tanrı’nın yaratıcılık niteliğini kazanmamış birimlere, böyle bir yetkiyi vermesi olurdu ki, bu da, Tanrı’nın, olgun olmayan bir birimi olgunmuş gibi değerlendirmesi olacağı için, Tanrı’nın kendi Prensipi ile çelişirdi. Böyle bir durumda da, Prensip’in belirleyicisi Tanrı, insanların kendi yaratıcılık özelliğini miras alıp, evren birimlerine özne olmalarına imkan sağlayacak kendi Yaradılış Prensipine ters düşmüş olurdu. O nedenle, tüm bu nedenler çerçevesinde, Tanrı, onları, yaradılışın efendileri olarak kutsayabilmek adına, tanımlanması imkansız bir acı duymakla beraber, henüz olgunluğa ulaşmamış insanlarının eylemlerine istese de müdahalede bulunamayarak, trajik düşüşlerine seyirci kalmak zorunda kaldı.